Zaman: 19. Kas 2017, 02:33

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
 DHKC, Açıklama 450 
YazarMesaj
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 659
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj DHKC, Açıklama 450
Tarih: 26 Mayıs 2015 / No: 450

DUYUN GÖRÜN, "SÜBYANCI OLMA HAKKI" DEYİP AHLAKSIZLIĞI NEDENİYLE KENDİ MAHKEMELERİNİN KAPILARINA KADAR DÜŞEN, AHLAKSIZLIĞI TESCİLLİ GÜLAY GÖKTÜRK, BİZE AHLAK DERSİ VERİYOR!

AHLAKSIZIN, AHLAKI!


Çağlayan'daki adalet savaşçılarımızın eylemi burjuvaziyi ve onun iktidarı AKP'yi sarstı.

Ama en çok sarsılanlardan biri de Gülay Göktürk olmuş ki geçte olsa güç olmasın demiş ve ben yazmazsam, küfür etmezsem eksik kalır demiş.

Artık AKP'nin ismiyle anılan Akşam'da 9 Nisan'da “Çağlayan Cinayeti” başlıklı bir yazı yazmış...

BİZ DE SİZİ ELROM VE ÖNCESİNDEN DE TANIYORUZ!

Gülay Göktürk tabii bizi iyi tanır, tanıdığı içindir ki böyle, karı-koca, dayanaksız saldırıp duruyorlar.

Biz de tanıyoruz Gülay Göktürk'ü ve onun soyunu sopunu...

Gülay Göktürk Aydınlıkçı artığı ihbarcı, dönek bir ahlaksızdır.

Aydınlıkçıların kim olduğunu burada tekrar etmeyeceğiz. Devrimci katili, ihbarcı, burjuva milliyetçisi bir harekettir.

12 Eylül öncesi pratiği bunlarla biçimlenmiştir. Gazetelerinde devrimcileri, yurtseverleri devlete isim, isim ve adresleriyle ihbar etmişlerdir. 12 Eylül mahkemelerinde yargılandıklarında, devletin yanında olduklarını ispat için kontrgerilla generallerini, Süleyman Demirel'i tanık olarak göstermişlerdir.

Liseli Dev-Genç'li Turgut İpçioğlu’nu katletmiş, başka devrimci demokratların katledilmesinde de doğrudan veya dolaylı rol almışlardır.

İşte böyle bir örgütün ürünüdür, böyle bir örgütten beslenir Gülay Göktürk.

Biz de seni de soyunu, sopunu da çok iyi biliyoruz. Karanlık da, “dış mihraklı” da olan kendinizsiniz. Yine aynı soydan-soptan olduğunuz Oral Çalışlar'ın 12 Eylül cunta şefi Kenan Evren'e yazdığı mektubu da unutmuş değiliz.

Sizi nasıl Amerika ve faşizmden beslendiğinizi, o “sol” maskenizin altındaki yüzünüzü biz de, Türkiye halkları da çok iyi biliyor.

Amerika'nın talimatıyla Kenan Evren'in temsilciliğindeki 12 Eylül 1980 faşist darbeyle 23 677 dernek faaliyetten men edildi; 650 bin kişi gözaltına alındı, 50 bin kişi siyasi mülteci olarak Avrupa ülkelerine sığındı; 700 idam istendi, 480 idam cezası kesinleşti, 49 kişi idam edildi. Yaklaşık 200 kişi işkencelerde öldürüldü. Kenan Evren idama mahkûm edilen devrimci- demokrat işçi ve gençler için: “Asmayalım da besleyelim mi?”” diyordu.

İşte böyle bir süreçte 12 Eylül'ün hemen ardından kapatmalar, operasyonlar, gözaltılar, işkenceler başlamış, tam bu sırada 17 Eylül 1980'de Oral Çalışlar Kenan Evren'e mektup yazmıştır.

Mektupta; “Aydınlık MGK'nın ilan ettiği amaçların gerçekleşmesine basın alanında destek olmak için hayatını dahi seve seve feda etmeye hazır olduğunu kanıtlamıştır” demiştir ki bu söylediği sözlerden sadece bir iki cümledir. Oral Çalışlar bu mektubunda 12 Eylül faşist askeri cuntasına nasıl hizmet ettiklerini ve hizmet edeceklerini anlatmıştır.

Şimdi ise Oral Çalışlar bu mektubunda kendi kişisel düşüncesi olmadığını, Evren'e hitaben yazdığı mektup için “Bu mektup o gün içinde bulunduğum Aydınlık hareketinin görüşlerini yansıtıyor” diyebilmiştir. (Ek1- Oral Çalışlar'dan Kenan Evren'e Mektup)



YİNE ÖLDÜRÜRÜZ!

Elrom'un ismini anmayı biz değil, sevmiyorsanız siz ve sizin gibi halk düşmanları sevmiyordur.

Biz ismini “SEVEREK” anıyoruz, yaşasaydı da tekrar yine seve seve nasıl öldüreceğimizi yeni Elrom'ların ve senin gibi burjuvazinin ihbarcılarınında bilmesini istiyoruz.

Elrom'dan Savcı Kiraz'a...

EMRİ VERENLER, KATİLLER VE KATİLLERİ KORUYUP- KOLLAYANLARA, ZEMİN HAZIRLAYANLARA CEVABIMIZ AYNI OLACAKTIR!

Zulmün uygulayıcısı iktidarlar ve onların silahlı güçlerinin ne kadar eli kanlıysa, katliamlara zemin hazırlayan ve katilleri koruyan hukuk da, o hukuku uygulayanlarda o kadar kanlı katildir!

Katillerimize karşı ne kadar acımasızsak, onların hukukuna ve bu hukukun temsilcilerine karşı da o kadar acımasız olacağız!

EVET 45 YILDIR AYNIYIZ, DEĞİŞMEDİK

DÜN NASIL HALK DÜŞMANLARINI CEZALANDIRMAKTAN BİR AN BİLE GERİ DURMADIYSAK, YİNE AYNISINI YAPIYORUZ, YAPACAĞIZ!

45 yıldır biz değişmedik, eğer soruyorsanız ve aklınızdan geçiyorsa bile, bilin ki değişmeyeceğiz.

Bu düzen değişecek biz değişmeyeceğiz.

Halk düşmanlarının ensesinde bitmeye, kafalarına sıkmaya devam edeceğiz.

Bu konuda “içiniz rahat olsun!”

Sizin kalemlerinizin sahiplerine, o düşünce babalarınızın, size bu saltanatı ve halk düşmanları yazıları yazmanızı sağlayan EMPERYALİZM VE ONUN İŞBİRLİKÇİSİ OLİGARŞİNİN, ONUN İKTİDARI AKP'NİN BAŞ DÜŞMANI OLACAĞIZ.

Bu yüzden ki bize küfür edip duruyor, eylemlerimizi karalamaya çalışıyorsunuz.

Bunu elbette ki biliyoruz.

Çünkü ekmeğinizi bu emperyalizmden-faşizmden yiyorsunuz... Yediğiniz bizim, halkın ekmeği, özgürlüğü ve kanıdır.

Haram-zıkkım olsun size... Burnunuzdan, efendileriniz gibi sizin de, fitil fitil getireceğiz elbet.

DÜZENİN, BURJUVAZİNİN AHLAKI; AHLAKSIZLIKTIR... HIRSIZLIK, TECAVÜZ, KATLİAMLAR ÜZERİNE KURULUDUR.

EVET SİZİN DÜZENİNİZİN AHLAKINI BOZACAĞIZ, HALKIMIZIN AHLAKINI KOYACAĞIZ!

Gülay Göktür yazısının daha doğrusu buna yazı demek de bizce doğru olmaz, küfürlerine devam ederken, bizim “bu eylem, tam da onlardan beklenen türden bir ahlaksızlık” demiş.

Doğru demiş. Evet haklıdır biz sizin ahlakınızı reddediyoruz.

Ahlak kelimesinin sözlük anlamı; “Bir toplum içinde kişilerin benimsedikleri, uymak zorunda bulundukları davranış biçimleri ve kurallarıdır.”

Toplum şimdiye kadar sınıfsal çelişkiler içinde gelişmiştir. Ahlak bu nedenle daima sınıfsal olmuştur.

Ahlak ya egemenlerin çıkarlarını haklı göstermiş ya da baskı altındaki halkın sınıfsal nefretini ve gelecekteki çıkarlarını savunmuştur.

Hem kapitalist ahlak, hem feodal ahlak, egemenlerin hakimiyetini maskelemeye ya da egemenlerin çıkarlarını halkın çıkarı gibi göstermeye çalışırlar.

Bizim ahlakımız ise Marksist ahlaktır... Burjuvazinin teorik- bilimsel, siyasal-pratik eleştirisini yaparız.

Yani ahlaklı olmak, burjuvazinin tüm kurumlarını ve ideolojisini reddetmektir.

Tabii ki biz bu yüzden düzenin tüm kurumlarını ve ideolojisini hukukuna kadar reddediyoruz.

Bizim için; ahlaklı olmak, açlığımızın yoksulluğumuzun acılarımızın ve katledilmemizin tek sorumlusunun burjuvazi olduğunu bilmek ve herkese anlatmaktır. Bu kini öfkeyi yaygınlaştırmak ve büyütmektir.

Bugün savunduğumuz bu ahlak anlayışının gereğini yapıyoruz. Size göre tabii bu ahlaksızlıktır.

Çünkü sizin ahlakınızı tüm kurumlarıyla reddediyoruz.

Bizim için ahlaklı olmak, halkını ve vatanını sevmektir. Halk sevgisi tarih ve sınıf bilincidir.

Sınıflı toplumlarda hiç bir zaman sınıf dışı ya da sınıflar üstü eğitim-AHLAK var olamamıştır ve olamaz.



DUYUN, GÖRÜN,

BİZE AHLAK DERSİ VEREN GÜLAY GÖKTÜR'ÜN AHLAKSIZLIĞIYLA MAHKEME KAPILARINA KADAR DÜŞMÜŞTÜR!

Gülay Göktürk bizi ahlaksızlıkla suçluyor... Duyun, görün kendini ahlak temsilcisi ilan etmiş Gülay Göktürk'ün ahlaksızlığı mahkemelere kadar düşmüştür.

Gülay Göktürk öyle ahlaksız bir kadındır ki... Yaptığı bir röportajda çocuk pornografisini savunmuştur.

Yazdığı iki yazısında da “sübyancı olma hakkı” deyip; “Çocuklara zarar vermedikleri sürece sübyancı olma haklarını savunduğunu” yazmıştır. Bu söyledikleriyle yargılanmıştır. (Ek2 - Gülay Göktürk’ün Çoçuk pornosunu savunan iki yazısı)

Evet sizin ve temsil ettiğiniz düzenin ahlakı budur... Ahlaksızlık üzerine kuruludur.

Bu ahlakı reddediyoruz.

Çocuk pornografisini meşru gören, savunan bu ahlakınıza karşı savaşıyoruz.

Yine Tempo dergisine konuşan Gülay Göktürk, gazetelerde de iftiharla yayımlattığı demecinde şöyle demiştir: “...Ben ensest (aile içi cinsel ilişki) takıntılarımı atamamış bir insanım. Toplumun genelindeki o ensestle ilişkili takıntıların hepsi bende vardır. Oysa ben ensestin takıntıdan başka bir şey olmadığını, beyin olarak düşünen bir insanım. Bu, güçlü bir ensest duygusu yaşamamı engellemiyor. Yani yıkamadığım bir nokta.”

İşte görün Gülay Göktürk'ün ahlakını... Ensest ilişkiyi bile meşru gören “özgürlük” anlayışını...

Şimdi kalkmış bize ahlak dersi veriyor.

Otur oturduğun yerde ahlaksız kadın!

Şafak, Bahtiyar gibi bu ülkenin en soylu, onurlu damarı olan isimlerini o pis ağzına alma...


HALKIMIZ DUYUN, GÖRÜN..

HAPİSHANEDEKİ ÇOCUKLARINIZIN,

DÖRT DUVAR ARASINDAKİ TUTSAKLARI 19 ARALIK KATLİAMINA ALKIŞ TUTMUŞ İHBARCI AHLAKSIZ BİR KADINDIR BU!

“Ben bu zorlu dönemden yüzünüzün akıyla çıktığınıza inanıyor ve bu büyük krizi sizin ‘devlet'liliğinizde yaşadığımız için şanslı olduğumuza inanıyorum” demiştir.

Tutsakların diri diri yakıldığı, akla hayale gelmeyecek işkencelere tabii tutulduğu 19-22 Aralık katliamına ve onun başındaki Hikmet Sami Türk’e övgüler dizip, alkış tutmuş bir bu kadın.

HALKIMIZ DUYUN, GÖRÜN...

ÇOCUKLARINIZA EĞİTİMİ FAZLA GÖRENDİR BU İHBARCI KADIN!

Gülay Göktürk, ‘parasız üniversite sosyal adaletsizliktir’ diye yazabilmiş birisidir.

Eğitimin piyasada alınıp satılacak bir mal olarak kabul edilmesinin sonucudur bu. Ve aslında; hizmeti talep eden satın alır, diğeri vergi ödeyenlere haksızlıktır, biçimindeki bu söylem, bilinçli bir yanıltmacadır.

İhbarcı Göktürk; burjuvazinin nasıl sağlam kalemi olduğunu, rüştünü ispat etmeye devam ediyor. Burjuvazinin ahlakını böyle savunuyor. Bir tek zenginler okusun diyor.

İşte... görün, duyun, bilin...

Köşe yazarı olanlar gazetecilikten, meslek ahlakından bahsedenler...

Devrimci demokratlar, halkımız...

Bilin, tanıyın... gazete köşelerinde bile olsa görün ve teşhir edin.

İşte deyin burjuvazinin ahlakının temsilcisi ahlaksız bir burjuva kalemi..



Not: Hareketimize küfreden Ahmet Hakan gibi düşkünlere ve Gülay Göktürk gibi ahlaksızlara hak ettikleri cevabı vermeye devam edeceğiz...

DEVRİMCİ HALK KURTULUŞ CEPHESİ





EK 1:

İstemde bulunan: Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Oral Çalışlar

İstemin konusu: Aydınlık Gazetesi’nin yayınını durdurma kararının kaldırılması için gerekli emrin verilmesi.

Komutanlığınız, Silahlı Kuvvetlerin ülke yönetimine bütünüyle elkoymasından bir gün önce Aydınlık Gazetesi’nin yayınını ’ikinci bir emre kadar’ durdurmuş bulunmaktadır.11 Eylül 1980 tarihini taşıyan bu karar, gazetemize 12 Eylül günü bildirilmiştir.

Aydınlık Gazetesi ilk çıktığı 20 Mart 1978 tarihinden bu yana yayınını şu ilkeleri temel alarak sürdürmüştür;

1-Özellikle Sovyetler Birliği’nden gelen dış tehdit, sızma ve yıkıcılığa karşı milli bağımsızlığı savunmak, savaş tehlikesine karşı hazırlıklı olmak, milli savunmayı güçlendirmek.

2-Dünyanın ve Ortadoğu’nun büyük çalkantılara ilerlediği ve dış tehdide göğüs germenin ülkemizin ve halkımızın geleceği açısından belirleyici bir önem kazandığı bugünlerde, ayağı Türkiye toprağına basan bütün güçlerin birliği için mücadele etmek, milli birlik ve istikrar siyaseti izlemek, tüm yayın siyasetlerini buna bağlı olarak yürütmek, mezhep ayrılıklarına ve kavgalarına, milli güçler içinde düşmanlıklara ve siyasi gerginliğe karşı mücadele etmek, görüş ayrılıklarını özgürlük ortamı içinde barışçı yöntemlerle çözmek.

3-Milli Birlik Siyasetinin bir gereği olarak, iç savaş yönündeki gidişin önlenmesi ve sağlanması, gerek Moskova’nın kışkırttığı gerekse MHP’nin yönettiği terör ve anarşinin kökünü kurutulması için kararlı bir mücadele yürütmek.

4-ülkemizin birliğinin ve barışın temeli olarak demokrasi bayrağını yükseltmek, özgürlükleri savunmak.

Aydınlık, yayına başladığı 20 mart 1978 tarihli ilk nüshasında bu ilkeleri ilan etmiş ve iki buçuk yıldır bağımsızlık, milli birlik, iç barış ve özgürlük için mücadele etmiştir.Bu yüzden Moskova’nın ve faşist güçlerin hedefi olmuş, her iki terör odağının zorbalığına göğüs germiş,bu uğurda bazı çalışanlarını kurban vermiştir.Şunu gururla belirtmeliyim ki, aydınlık , ülkemizde her iki terör odağına karşı aynı kararlılıkla mücadele eden tek gazetedir.Terör örgütleri, mafya, kaçakçılık ve vurgunculuk şebekeleri ile hiçbir çıkar bağımızın ve girdi-çıktımızın olmaması, gazetemiz için daima bir övünç kaynağı olmuştur.

Aydınlık, yayın hayatı boyunca yobazlığa ve ortaçağ karanlığına karşı durmuş,Türkiye halkının bağrından çıkan en büyük devrimci Atatürk’ün devrimci mirasını en ön safta savunmuş, istiklal marşımıza yapılan saygısızlıklara karşı basında en kararlı tutumum almış, daima emekçi halkın menfaatlerinin ve demokrasinin yanında yer almıştır.

Sıkıyönetim komutanlığının aydınlık hakkında açtığı soruşturmalardan hiçbiri gazetemiz aleyhine sonuçlanmamıştır. Tamamlanan soruşturmaların hepsinde takipsizlik kararı verilmiştir.

Bunun ötesinde Aydınlık, yaptığı birçok yayınla Sıkıyönetim Komutanlıklarının, terör ve zorbalık odaklarına karşı başarı kazanmasına yardımcı olmuştur.

Gazetemizin yayınının durdurulması kararının alındığı 11 Eylül gününün ertesinde Silahlı Kuvvetlerin ülke yönetimine el koyması üzerine kurulan Milli Güvenlik Konseyi yayınladığı bildirilerde ve Devlet Başkanı, Milli Güvenlik Konseyi ve Genelkurmay Başkanı Sayın Orgeneral Kenan Evren’in yaptığı temel açıklamalarda ‘ülkemize yönelik tehditlerin ulusça göğüslenmesi’ , ‘milli bütünlüğün korunması’ , anarşi ve teröre son verilerek , ‘iç barışın ve huzurun sağlanması’, ‘milletin hak, hukuk ve hürriyetinin korunması’ üzerinde durmuştur ve bu uğurdaki hazırlıkların tamamlanarak ülke yönetiminin ‘insan hak ve hürriyetlerine saygılı, milli dayanışmayı ön plana alan özgürlükçü, demokratik, laik ve sosyal hukuk kurallarına dayalı bir yönetime devredileceğini’ ilan etmişlerdir.

Aydınlık Gazetesi, bugüne kadarki yayını ve mücadelesi ile Milli Güvenlik Konseyinin ilan ettiği bu amaçların gerçekleşmesine basın alanında destek olmak için ‘hayatını dahi seve seve feda etmeye hazır’ olduğunu kanıtlamıştır.

Bu fırtınalı dönemde, ülkemizin ihtiyacı sizlerin de değerlendireceği gibi eyyamcı, çıkarcı, yoz kültürü savunan, dalkavuk bir basın değil, ülkemizin bağımsızlık ve birliği, iç barış ve özgürlükler için cesaretle mücadele eden bir basındır. Aydınlık Gazetesi’nin yayınlanması, ülkemizde milli dayanışmayı güçlendirecek, halk içindeki kardeşlik ve barış ortamına hizmet edecektir.Aydınlık, özellikle bu tarihi dönemde, anarşi ve terör kaynaklarının kurutulmasında kamuoyunun ve halkın en geniş desteğinin sağlanması için üzerine düşen görevi yerine getirmeye her bakımdan hazırdır.Gazetemiz, görüş , öneri ve yapıcı eleştirilerini her zaman olduğu gibi açık yüreklilik ve dürüstlükle ortaya koyarak,yeni yönetimin ilan ettiği amaçları başarmasına katkıda bulunacağına güven duymaktadır.

Hiçbir kar amacı olmayan, yalnız ve yalnız ülkesinin bağımsızlık, birlik, iç barış ve özgürlük can verip baş koyan Aydınlık’ın yeniden yayınlanması için bildirimde sözünü ettiğiniz ‘ikinci emrin verilmesini’ arzederim.

Saygılarımla.

17.9.1980

Oral Çalışlar

Genel Yayın Yönetmeni



Gereği için:

1. Ordu ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı

Bilgi için:

-Milli Güvenlik Konseyi Başkanlığı

-Genel Kurmay Başkanlığı “







EK 2:

Gülay Göktürk’ün Çoçuk pornosunu savunan iki yazısı:


Sabah gazetesi, 9 Ocak 2002

Çocuk pornosu / Gülay Göktürk
Koskoca Türkiye’yi günlerce hop oturtup hop kaldırtan Bursa’daki tacizci öğretmen haberi ve tacizci öğretmenin çektiği porno filmleri kendisi kullanmakla yetinmeyip bir de yurt dışına pazarladığının ortaya çıkması yüzünden, çocuk pornosu tartışması bir kez daha gündeme geldi.

Bu konuyu herhangi bir olayın gündeme getirmesine de pek lüzum yoktu aslında… Çünkü çocuk pornosu, son yıllarda, özellikle de internetin icadından bu yana Uygar Batı’nın her daim gündeminde.

Gün geçmiyor ki, internet polisleri bir hain sübyancının sitesine baskın yapmasın… Ya da, porno düşkünü bir “sefil” gazete sayfalarında, ekranlarda teşhir edilmesin…

***
Bence biz büyüklerin çocuk pornosunu neredeyse “insanlığın tanıdığı en büyük suç” haline getirişimizin altında yatan psikolojiye dikkatle bakmamız lazım. Kimin adına doğuyor bu büyük öfke? Çocuk pornosunun kurbanı olan çocuklar adına mı; yoksa başka bir şey mi var altında?
Bundan epey önce bir dergi yöneticisi bana çocuk pornosunun yasaklanmasına karşı olup olmadığımı sorduğunda, “evet” ya da “hayır” demekte zorlanmış ve uzun uzun anlatmıştım:

Benim görebildiğim kadarıyla, çocuk pornografisini lanetleyip yasaklama isteğinin iki farklı kaynağı var. Bunlardan biri sübyancı büyüklerin bir fantezilerinin yasaklanması… “Koskoca adamlar nasıl olur da bacak kadar çocuklara cinsel haz nesnesi olarak bakarlar!” İşte sansürün asıl dürtüsü bu. Asıl bu arzu lanetleniyor, yasaklanmaya ve cezalandırılmaya çalışılıyor. Çünkü mevcut cinsel ahlak çocuk bedeninin arzulanmasını en büyük cinsel suç olarak görüyor.

Ben, arzunun bu lanetlenişini haklı bulmuyorum. Yani, insanların çocuklara zarar vermedikleri sürece “sübyancı olma hakkı”nı savunuyorum.

Ama öte yandan, pornografinin konusu olan çocuklar, bu işi kendi iradeleriyle, kendi kararlarıyla yapmadıklarından ve zaten o yaşta böyle bir şey mümkün olmadığından, ayrıca bu çekimler onları fiziksel ve psikolojik olarak örseleyebileceğinden, çocukların porno filmlerde oynatılması kabul edilebilir bir şey değil.

İşin bu yanına bakınca da, çocuk pornosu içeren filmleri ahlak dışı buluyorum.

Ne demek istediğimi daha iyi anlatabilmek için şöyle farazi bir örnek vereyim: Diyelim ki, çocuk pornografisi çekenler, o filmlerde gerçek çocukların yerine bilgisayarda yaratılmış sanal çocuklar kullansalardı, yani filmin kahramanı animasyonla yaratılmış olsaydı, benim hiçbir itirazım kalmazdı. Böylece hem sübyancı erkeklerin özgürlüğü kısıtlanmamış, hem de hiçbir çocuk örselenmemiş ya da ileride belki de utanacağı, istemeyeceği, kendi ahlakına uygun bulmayacağı bir rolde oynamamış olurdu.

Bu tip filmlerin sübyancılığı teşvik edeceği ve çocuklar için varolan tehdidi artıracağı savına gelince.

Unutmayın ki, şu andaki şiddetli yasak, bu eğilimi azaltmıyor, aksine kamçılıyor. Hepimiz biliyoruz ki, cinsellik alanındaki en yaygın tutkular, en koyu yasakların yaşandığı alanlarda ortaya çıkıyor.

Bir deli bir örtüyü kaldırınca…



Sabah gazetesi, 13 Ocak 2002

sübyancı olma hakkını savunuyorum / Gülay Göktürk


– Bunca yıllık yazı hayatım fikirle eylem, duyguyla eylem arasına duvar örmeye çalışmakla geçti. Şiddete dönüşmedikçe, zora başvurmadıkça hiçbir duygunun ya da fikrin yasaklanmaması gerektiğini söyledim durdum. Fikrin kaçınılmaz olarak eyleme dönüşeceğini; dolayısıyla eylemi engellemek için fikrin ya da duygunun yasaklanması gerektiğini savunanlara karşı bir kitap dolusu yazı yazdım.

Bu çizgiyi korumak öyle göründüğü kadar kolay olmadı. En olmadık yaftaların boynuma asılmasını göze aldım.

“Faşist fikirlere de özgürlük” dediğimde faşistlikle suçlandım.

Nokta Dergisi’nde lezbiyenlikle ilgili ilk kapsamlı yazıyı yazdığımda “Yoksa sen de lezbiyen misin” diye mektuplar aldım.

Kadınların başörtü takma hakkını savunduğum yıllar boyunca, tesettürü savunmakla suçlandım.

Oysa; ne “faşist fikirlere özgürlük” derken faşizme sempati duyuyordum; ne lezbiyenliği anlamaya ve anlatmaya çalışırken kadınları lezbiyenliğe teşvik ediyordum; ne de türban takma hakkını savunurken, kadınların kapanmasından yanaydım.

Şimdi de “sübyancılığı savunmakla” suçlanıyorum. Çocuklara yönelik şiddetin fiskesine tahammülü olmayan ben; ister çocuklara, ister büyüklere yönelsin, cinsel tacizin her türlüsünün şiddetle cezalandırılmasını savunan ben; tacizcilere yeşil ışık yakmakla, bu suçu hoş görmekle itham ediliyorum.

***
Yazıma gösterilen tepkiler arasında en çok da, benim sanal kahramanlarla çocuk pornosu çekilmesi varsayımımı, somut bir öneri olarak algılayanlara şaştım.

Porno düşkünlerinin malzeme ihtiyacını karşılamak için pratik çözüm bulmak bana mı düşmüştü Allahaşkına!

Ben orada, çocuk pornosuna duyulan tepkinin altında yatan iki ayrı etkeni birbirinden ayırabilmek için, bir soyutlama yapmaya çalışmıştım. Çocukların zarar görmesi faktörünü bir an için bir kenara bırakarak geride kalana bakmak istemiştim. Çocuk pornosuna karşı dünya çapında yükselen öfkenin ne kadarı çocukların gördüğü zarar yüzündendir; ne kadarı cinsel ahlaka ilişkin bir tepkidir, bunu anlamak istemiştim.

Kısacası benim derdim anlamaktı. Hem sübyancıyı, hem de “bizi” anlamak…

Şimdi tekrar işin aslına dönelim:

Sübyancılık bir gerçektir; hem de çok yaygın bir gerçektir ve altında çok derin sebepler yatar.

Yapılması gereken, çocukları korumak ama arzuyu da tahlil etmeye çalışmaktır. Çocukları korumak, eylemi yasaklayarak olur. Duyguyu yok edemezsiniz. Yasaklayamazsınız. Duyguyu mahkeme önüne çıkartıp idama mahkum edemezsiniz. Sadece tahlil etmeye çalışabilirsiniz. O duygunun altında yatan sosyolojik, psikolojik, tarihsel, biyolojik, ahlaki nedenler üzerinde ciddi biçimde kafa yorabilirsiniz.

İnsan sosyal bir yaratıktır. Arzularını kontrol etmeyi bilir. Arzu, başkalarına zarar vermediği sürece, sahibini ilgilendirir.

Bir sübyancının arzusunu tehdit gibi algılamak ve cezalandırmak neye benziyor biliyor musunuz?

Erkekler kadınları arzularlarsa mutlaka tecavüz edeceklerdir diye düşünüp kadına duyulan arzuyu yasaklamaya…

Oysa öyle mi yapıyoruz? Arzuyu değil, tecavüzü cezalandırıyoruz.

***
Bu konuyu kapatmadan önce son söyleyeceğim şudur ki; çocuk pornosu seyreden yüz milyonlarca erkek, bu dünyanın bir gerçeğidir. Bu gerçeği ben yaratmadım. Bu gerçek ben yazdım diye var olmadı. Zaten vardı. Koskocaman bir gerçek olarak, üzerindeki kara örtüyle orada öylece duruyordu.

Olan sadece, bir delinin bu kara örtünün ucunu hafifçe kaldırmaya kalkmasıydı.

Kıyamet bu yüzden koptu.

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de


28. May 2015, 15:53
Profil Web sitesini ziyaret et
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
cron
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker