Zaman: 21. Ağu 2017, 17:06

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
 DHKC, Açıklama 470 
YazarMesaj
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 657
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj DHKC, Açıklama 470
LEYLA VE BİLGEHAN YENİ SÜRECİMİZİN ÖRNEK KOMUTANLARIDIR
KOMUTANLIK SAVAŞMA VE HESAP SORMA BİLİNCİ VE KARARLILIĞIDIR

LEYLA VE BİLGEHAN DÜNYA HALKLARINA SAVAŞ ÇAĞRISIDIR
ZAFERİ LEYLA VE BİLGEHAN’IN YÜREĞİ VE BİLİNCİ İLE KAZANACAĞIZ


Her savaşta olduğu gibi, oligarşiyle halk arasındaki bu savaşta da, savaşın öncüleri ve komutanları, son derece önemli bir yere sahiptirler. Öyle anlar gelir ki, tek tek çeşitli çatışmaların sonucu, komutanların iradeleri, yeterlilikleri, fedakarlıkları ve cesaretleriyle belirlenir.

Komutanlık üzerine pek çok özellik sayılabilir; yetenekler, öngörüler, teorik birikim, teknik bilgi gibi pek çok konu sıralanabilir. Bunların hepsinin de belli tarihsel koşullarda doğrulukları ve öne çıkan yanları da vardır. Ancak bugün bunların hiçbirisi tek başına komutanlığı tanımlamaya yetmemektedir.

Düşman bütün olanaklarıyla, bütün gücüyle saldırıyor. Teslim aldığı, susturduğu, uzlaştırdığı bütün kesimlerin yanında, savaşan ve her türlü politikasının karşısına dikilen Cephe’yi görüyor. Düşman sınıf kiniyle ve bilinciyle yaklaşıyor bize. Örgütümüze yönelik yok etme, yok edemediğinde ise geriletme saldırılarının nedeni sınıf bilinci ve sınıf kinidir. Düşman bu bilinç ve kinle, elindeki bütün olanakları örgütümüze karşı savaş aracı olarak kullanıyor.

Cenazelerimizi gizliyor, mezar hakkımızı gasp etmeye çalışıyor, Dilek’i, Berkin’i, Yılmaz’ı katlediyor ve katilleri ellerini kollarını sallayarak ortalıkta dolaşıyor.

Düşman, düzenli orduları ve elinde bulunan teknik olanaklarla bugün için teknik bakımdan halktan güçlüdür. Halkın bu savaştaki gücüyse haklılığı ve bu haklılık üzerinden yarattığı Parti-Cephe örgütlülüğüdür. Parti- Cepheliler bu savaşta halkın öncüleri olarak yer alırlar.

Düşmanın saldırılarının örgütümüzü yok etmeyi amaçladığı koşullarda Parti-Cepheli komutanın en önemli ve belirleyici özelliği savaşma ve hesap sorma bilinci ve kararlılığıdır. Hesap sorma kararlılığı ve bilinci olmadan savaşın öncüleri olunamaz. Bu kararlılık ve bilinç olmadan savaşmak ve savaştırmak mümkün değildir. Çünkü savaş ağır bedellerle yürümekte ve bu bedelleri ancak ve ancak katledilen halk çocuklarının ve yoldaşlarının hesabını sorma bilinci ve kararlılığı taşıyanlar göze alabilirler.

Feda ruhunu kuşanmış savaşçılar kuşağıyla faşizmin tecrit ve teslim alma politikalarını boşa çıkarmayı başardık, artık savaşımız bir ileri aşamaya sıçramıştır. Bu ileri aşamanın somut hali her koşulda ve her şart altında savaşan ve savaştıran yönetici ve komutanlar yetiştirmektir.

Leyla ve Bilgehan her şart ve koşul altında savaşmaya ve savaştırmaya hazır komutanlarımızdır. Öyle oldukları için Leyla; “yaralı ve silahsız 3 gerilla ne yapabilir” sorusunu sormuş ve savaşmaya devam etme kararlılığını sürdürmüştür. Yaralı ve yanıklar içinde savaşımızı sürdürerek devrimci iradenin gücünü de bir üst boyuta taşımıştır. Ve Bilgehan, düşmanı görür görmez silahına sarılmış çatışmış, teslim olmayı reddederek Kızıldere geleneğini devam ettirmiştir. Bilgehan bir Cephe komutanı olarak Kızıldere’yi günümüze taşımış, Kızıldere’yle olan bağlarımızı güçlendirmiştir.

Parti-Cepheli komutanlık Leyla ve Bilgehan’da somutlanmış; onların savaşımızı sürdürme ve katledilenlerimizin hesabını sorma bilinçleri ve kararlılıklarında hayat bulmuştur.

Şehit komutanlarımızdan Bilgehan’ı en iyi tanımlayan özellik, yoldaşlık ve yeni insandır. Yeni insan kendini aşan, düzenle bağlarını koparan, bilmediğini öğrenen, örgütüne güvenen “örgütüm söylüyorsa yapılabilir” diyebilendir. Bilgehan budur. Bilgehan örgütüne ve yoldaşlarına güvendir.

Bir devrimcinin en büyük özelliği kendini yenileyebilmesi ve yoldaşlarına ve örgütüne sonsuz bir güven duymasıdır. Örgütüne ve yoldaşlarına güvenen devrimci dünyayı değiştirmeye başlamıştır. Kendini yenileyen devrimci ise, devrime başlamıştır. Yeni insan budur. İdealize etmeye gerek yok, hiçbir şeyi idealize etmeye gerek yok. Komutan olmak, savaşmak ve savaştırmak, savaşı yönetmek için gerekli olan şey;

-Yoldaşlarına, örgütüne ve kendine güven,

-Savaşma ve hesap sorma bilinci ve kararlılığı,

-Yenilenmek, yeni insan olmayı başarmaktır.

Güvenmek özgürleştirir. Halkına güveneceksin, yoldaşına güveneceksin, örgütüne

güveneceksin. İşte Bilgehan budur. Bilgehan güvenendir, güven verendir. Sessiz sedasız günlerce aylarca bekleyendir.

Bilgehan yeni insan olmayı başardığı için Cephe’nin bir komutanı oldu. Bilgehan örgütüne ve yoldaşlarına sonsuz güven duyduğu için Cepheli bir komutan oldu. Bilgehan’ın başardığını her Cepheli başarabilir, Bilgehan kadar isteyen, Bilgehan kadar güvenen, Bilgehan kadar kararlı olan her Cepheli savaşabilir, savaşımızın komutanı olabilir.

Bilgehan diyor ki; Şimdi devrimcilik bir adım öne çıkmaktır; kendimizle sürekli yarışmalıyız. Devrimcilik yapacaksak bugün yaptıklarımızdan daha fazlasını yapabilmeliyiz. Zaaflarımızla da aynı şekilde aynı savaşı vererek savaşmalıyız ki gelişebilelim. Çelişkilerimizi aşabilelim. Aksi, yani duraklamak olduğumuz yerde bırakmıyor daha gerilere sürüklüyor.

Bilgehan örgüte geldiğinde iki şey söylemişti:

1- Kod adımın ARALIK olmasını istiyorum. (“Neden” diye sorduk. “19 Aralık’ı unutturmamak için” dedi.)

2- Feda eylemi yapmak istiyorum 19 Aralık’ın hesabını sormak için…

ve devam etti Bilgehan;

“Az laf çok iş. Ben az laf çok iş yapmak istiyorum…” “Pratiği entelektüel, amaçsız sohbetlerle boğmamalıyız. Lafazanlık iş yapmamızı engeller. Yapacaklarımızı, yapmamız gerekenleri konuşarak değil, pratikte göstermeliyiz” ve devam ediyor Bilgehan “Varlığı bizi öldürmeye bağlı olan düşmana af yok. Onları affetmeyeceğiz… Onları affetmek kendimizi yok etmektir. Onları affetmek intihar etmektir. Düzen ve devrimcilikten biri diğerini yok etmek için vardır. İkisinin bir arada yaşaması mümkün değildir. Bu yüzden bizi ezmek yok etmek isteyen düşmanla uzlaşmamız, affetmemiz yaşama koşullarımızı ortadan kaldırır.”

Ve Bilgehan, affetmedi, hesap sordu.

Yoldaşlık bağları, savaş içinde, mücadele içinde paylaşımla gelişen ve büyüyen, devrimci bilincin ortaya çıkardığı çok özel bir ilişkidir. Yaşayanın bir daha hep yaşamak isteyeceği, bilincine varanın başka bir hayat düşünemeyeceği kadar değerli bir ilişkidir yoldaşlık ilişkisi. Bu ilişkide karşılıksız ve çıkarsız saf bir sevgi, bağlılık, güven vardır. Yoldaşlarımız için yaşar, onlar için savaşır ve onlar için kendimizi feda ederiz. Bir çift göz olmak deyimi bunu ifade eder. Ayrı ruh, aynı bilinç ve ideolojik şekillenme yoldaşlığı böylesine özel ve düzenin her türlü yoz ve çürümüş ilişkisinden arındırarak özel bir yere koyar.

Bilgehan bu değerler ışığında savaşmış ve destansı bir şekilde şehit düşmüştür. Trakya toprakları, bağrından yarattığı evladını yine bağrına basmıştır. Anadolu’muz Trakyasıyla bir yiğidini daha toprağıyla kucaklarken, Trakya’da artık köklerimiz daha da güçlü. Çünkü orda kanımız döküldü, canımızı verdik. Toprağı vatan yapan şey uğrunda verilen candır.

Bilgehan’ın canıdır toprağa verilen ve Bilgehan’ın şu sözleri kulaklarımızdadır:

“BEN DEVRİMCİYİM. İLK EĞİTİM ÇALIŞMAMDA ÖĞRENDİĞİM İKİ SINIF VARDIR OLDU: HALK VE KATİLLER!

BEN ODTÜ’YÜ BİTİRDİM DİYELİM… KİME HİZMET EDECEĞİM? PARA BABALARININ, KATİLLERİN KASASINI DOLDURMASINA MI? HAYIR, ASLA BUNU YAPMAYACAĞIM. BEN HALKA HİZMET EDECEĞİM. NEYİM VARSA ONUNLA HİZMET EDECEĞİM. CANIMLA, KANIMLA HİZMET EDECEĞİM.

DÜNYANIN EN GÜÇLÜ DEĞERLERİNİ SAVUNANLARIN, DÜNYANIN EN SOYLU DAMARI OLAN DEVRİMCİLERİN DEĞERLERİNİ SAVUNANLARIN YANINDA OLACAĞIM .

BEN DEVRİMCİ OLACAĞIM. VE ÖĞRENMEYE DEVAM ETTİM…

DEVRİMCİLER HER ZAMAN, BİR ŞEYİN NEDEN VE NASIL OLDUĞUNU ARAŞTIRMAK, KAFALARINI KULLANMAK VE BİR ŞEYİN GERÇEĞE UYGUN OLUP OLMADIĞINI GERÇEKTEN SAĞLAM BİR TEMELE DAYANIP DAYANMADIĞINI

DİKKATLE DÜŞÜNMEK ZORUNDADIR. NE OLURSA OLSUN BİR ŞEYİ KÖRÜ KÖRÜNE İZLEMEMELİ, KÖLELİĞİ TEŞVİK ETMEMELİDİR. HER ŞEYİN NEDENİNİ NİÇİNİNİ SORGULAMALIYIZ.

KAFAMIZI KULLANMAK BİLGİNİN BİZİMLE BAĞINI KURMAKTIR. BUNA GÖRE SONUÇ ÇIKARTMAKTIR. İŞTE BENİM İLK EĞİTMENİM ŞAFAK’TAN ALDIĞIM EĞİTİM ÇALIŞMAM. DÜZENİN KÖLESİ OLMAYACAKTIM. ANLAMAYI DİNLEMEYİ VE ARAŞTIRMAYI YASA HALİNE GETİRMELİYİZ DİYE ÖĞRETTİ CEPHE BANA. VE ARTIK BENDE BİR CEPHELİYDİM. ”

Komutan; savaşan, savaşırken örgütleyendir. Şehitliğinde dahi örgütleyendir komutan. Leyla gibi Bilgehan gibi… Savaşırken ve şehit düşerken yarattıkları değerlerle, kurtuluşun yolunu göstererek halkı örgütleyen komutanlarımızın yerleri boş kalmadı kalmayacak. Çünkü daha ilk andan itibaren onların yerlerini doldurmak için sıraya giren gönüllüler ordusuna, halka, halk çocuklarına sahibiz. Halk ve vatan sevgisini, onuru ve şerefi her türlü bencil, çıkarcı ilişkiden üstün tutan yüzbinlerce milyonlarca halkız biz. Bu halk elbette ki komutanlarımızın yarattıkları değerlerle ve geleneklerle örgütlenecek ve savaşmaya devam edecektir.

Komutanlık Emek ve Fedakarlıktır

Doğru düşünme ve hareket tarzını yakalayan her komutan aynı zamanda bir önderdir. Bulunduğu bölgede kitleleri örgütler, kitle içinde kadro yetiştirmeyi ve savaşı daha geniş bölgelere yaymayı başarabilir.

Devrimcilik inanç işidir. İnanmayan devrimcilik yapamaz, inanç bilgi ve gerçektir; işte bizim komutanlarımız böyle inançlıdırlar.

Leyla bir öğretmendi, okulunu bitirir bitirmez cepheye katıldı ve cephenin yönetici-komutanlarından oldu. Öğretmenliği meslek olarak yapmadı, halkının kurtuluşu mücadelesinde öğretmen oldu. Devrimci savaşın öğretmeni oldu.

Komutanlık öğretmenliktir, sabırdır, emektir, cürettir.

Leyla 17 milyonluk İstanbul’u yönetti. 39 ilçenin 21’inde haftada 32 toplantıya katıldı. Onun için gidilemez, yapılamaz diye bir şey yoktur. Leyla için var olan şey yapmaktır, emektir, kendine, yoldaşlarına, halkına güven ve cürettir. Evet cüretli olmadan haftada 32 toplantı yapılamaz.

İstanbul öyle bir şehir ki ona valiler, emniyet müdürleri dayanmaz. Biri gider biri gelir, gelip gidenler İstanbul’un sokaklarını bilmezler. Ancak devrimci her yönetici, devrimci bir öğretmen olarak Leyla, 21 ilçede haftada 32 toplantı yapıyor. İşte sürecimizin komutanlığı budur.

Düşmanla girdiği çatışmalarda, yenilgilerde bir komutan ASLA karamsarlığa kapılmaz.

Kararsızlığa düşmez.

Yenilgiden dersler çıkarır.

Hatasını bulur ve hesabını vermekten çekinmez.

Düşünür, düşünülmesini sağlar ve üretir.

Dersim birliğimizden bir grup savaşçımızın bulunduğu sığınak bombalanmıştır, birlik komutanlarından Leyla ve 2 savaşçı yaralı ve yanıklar içinde bombardımandan kurtulmayı başarmışlardır. Karamsarlığa düşmediler, kararsız kalmadılar, karar aldılar, silahlarını bombalanan sığınaktan çıkardılar ve şehit düşenlerinin hesabını sormak için eylem yaptılar. Savaşmaya devam ettiler.

Leyla komutan son raporunda, düşmanın bir başarısının olmadığını bizim açıklarımızdan yararlandığını söyleyerek, özeleştiri veriyor ve kalan 2 savaşçıyla savaşı sürdürmeye devam ediyor. Komutanlık budur. Tek başına kalırsan tek başına savaşırsın, 2 savaşçıyla savaşı devam ettirebilirsin.

Küba’da 12 Adam 7 Tüfekle Devrim Yaptı!

Küba’da karaya ilk çıktıkları anda saldırıya uğradılar.

“Fidel de içlerinde 82’nin 12’si sağ kalmıştı

Fidel de içlerinde 12 kişiydiler 56’nın Kasımında

Fidel de içlerinde 150 kişiydiler Aralığında 56’nın

Fidel de içlerinde 500 kişiydiler Şubatında 57’nin

Fidel de içlerinde 1000 oldular 5000 oldular.

Fidel de içlerinde, Fidel de içlerinde bir milyon yüz milyon bütün insanlık oldular.”(*)

“3 Silahsız ve Yaralı Gerilla Ne Yapabilir?”

Bu soru tarihsel bir sorudur. Geleceğimize ışık tutacak bir sorudur bu. 3 silahsız ve yaralı gerilla ne yapabilir sorusu, Kızıldere’ye uzanan, Küba’ya uzanan bir sorudur. Milyonlara ulaşacak olan kapıyı açacaktır 3 silahsız gerilla.

İdeolojik netlikle, siyasi doğrulukla sorulmuş bir sorudur. Savaşımızın tarihsel gelişimi ve birikimlerinin yarattığı bir sorudur.

Hayır kesinlikle anlık bir soru veya teknik bir soru değildir.

Öyle olsaydı 3 yaralı ve yanıklar içinde, örgütleriyle bağlarının en az ve sınırlı olduğu, olanaklarının sınırlı olduğu bir koşulda savaşmaya devam etme kararı alamazlardı.

Biz silahlı ve sağlam oldukları halde silahlarıyla teslim olan 24 MKP’li gerillaya tanık olduk.

On binlerce gerilla ordusu olan FARC’ın, Tamillerin teslimiyetine, PKK’nın uzlaşmasına tanık oluyoruz, olduk.

Tarihsel birikimi olmadan, ideolojik netliği ve siyasi doğruluğu olmadan hiç kimse bu soruyu sormaya ne cesaret edebilir, ne da o koşullarda savaşmaya devam edebilir.

“Küba Devrimi, 12 kişi ve 7 tüfekle yaratılan bir zaferdir de diyebiliriz. Çünkü 82 kişilik gerilla grubu, Küba topraklarına ayak bastıkları anda saldırıya uğramışlar ve geriye işte bunlar kalmıştır: 12 kişi ve 7 tüfek!

Fakat, 12 kişi, iktidar perspektifine sahiptir. 7 tüfek, stratejik olarak doğru yerde yerleşmiştir.” (Yürüyüş dergisi sayı 85)

Kübalı devrimciler daha devrimin başında büyük bir darbe almışlar, ancak iktidar hedefiyle savaşmaya devam ederek 12 adam ve 7 tüfekle iktidarı almışlardır. Yani savaşta sorun iktidar bilinci ve doğru bir stratejidir.

Komutanlık yenilgide karamsarlığa kapılmadan savaşı devam ettirebilmektir, aynen Fidel Castro gibi, aynen Leyla Aracı gibi. Ancak doğru bir iktidar perspektifi ve strateji 12 adamı devrime götürebilir. Biz biliyoruz ki, Leyla komutanın sorduğu “yaralı ve silahsız 3 gerilla ne yapabilir” sorusunun cevabı DEVRİMDİR. Kayıplar umutsuzluk kaynağı olamaz, savaş büyüdükçe kayıplar da büyüyecektir.

900 gün süren Leningrad kuşatmasında 3 milyonluk şehirde 1 milyon kişi ölür ve kuşatma Almanların yenilgisiyle sonuçlanır.

Stalingrad Kuşatması:

Naziler, 13 Eylül 1942’de Stalingrad’a saldırdı. 2 Şubat’ta 1943’de Almanların yenilgisiyle sonuçlandı. Stalingrad 7 ay sürer 1.300 bin Rus savaşta hayatını kaybeder.

Çin’de uzun yürüyüş; 12.500 km. sürdü. Uzun Yürüyüş başlarken komünistlerin kuvveti 100 bin kişiydi. Bittiğinde 30 bine inmişti. Buna rağmen bu yürüyüş komünistler tarafından bir zaferin belirtisiydi. Çin devrimini gerçekleştirdi.

Vietnam’da Amerika’ya karşı savaşın sadece son 8 yılında 1.5 milyon şehit verdiler, ancak savaşı Vietnam halkı kazandı ve Amerikan emperyalizmine tarihinin en büyük yenilgisini yaşattılar.

Küba’da 6 yılda 20 bin kişi katledildi, savaşı Kübalı devrimciler ve Küba halkı kazandı.

Savaş büyüdükçe bedeller de artacaktır. Savaşın kurmayları, bu zorlu koşullarda iktidar hedefini yitirmeden, devrim programına sadık kalarak iktidarı alırlar. Program çok önemlidir, başarının anahtarlarından biridir program. Leyla haftada 32 toplantıyı program sayesinde gerçekleştiriyordu. Program olmadan komutan olunamaz.

Programın olması yetmez, programın hayata geçirilmesinde ısrarcı ve kararlı olmak gerekir. Özellikle bir savaşçı kadro için programı hayata geçirmek, bir çok durumda ölüm ve kalım arasındaki belirleyici etkendir. Programı yaratıcılıkla birleştirerek hayata geçirmek savaşçının en büyük başarısıdır.

Kübalı 12 devrimcinin yaptığı devrim programına yaratıcılıkla sahip çıkmaktır, Leyla komutanın yaptığı da budur, programı yaratıcılıkla hayata geçirmek. İşte bu kültür sayesinde bombalanan sığınağa girerek silah çıkarma kararı alabilmişlerdir.

Silahlara yön veren politikalardır. 3 yaralı ve silahsız cephe gerillası doğru bir politikaya sahip olmasalardı, o durumda savaşma kararı alamazlardı. Devrimi ve savaşı hiçbir zaman silah sorunu olarak görmedik, öyle görenlerin savaşı iktidara taşıyamayacaklarını biliyorduk. Dünya devrim tarihleri bunun örnekleriyle doludur. Biz devrimi hep insan, politika, ideolojik netlik ve bağımsızlık, siyasi doğruluk sorunu olarak ele aldık.

Zafer önce beyinde kazanılır. Geleceği, kurtuluşu neredeyse elle tutulur gibi kafamızda somutlamalıyız. İdeolojik üstünlük, ideolojik netlik, sınıf düşmanlarımıza karşı sınıfımızın ideolojisiyle tavır almak…. En büyük silahımızdır bizim. Bu silahımız o kadar güçlü ki, baş düşmanımız Amerikan emperyalizmi, örgütümüze ilişkin bir raporunda şunu ifade etmiştir: “Dünya çapında tehlikeli bir örgüttür ve imha edilmesi gereken insanlardan oluşmuştur.”

Onlar için tehlikeli olan ideolojidir. İdeolojik üstünlüğümüz, tarihsel ve siyasal haklılığımız zaferi kaçınılmaz kılıyor. Doğruyu yapana kadar yanlışla uzlaşmayacağız.

Burjuva ideolojisi tüm devasa askeri-teknik olanaklarına rağmen güçsüzdür.

Çünkü çürüyendir.

Devrimci ideolojisi tüm olanaksızlıklarına rağmen güçlüdür.

Çünkü yeni doğandır.

Devrimci mücadelenin zafere erişmesinin garantisi proletarya ideolojisine dayanmak ve düşman ideolojiyle ideolojik mücadeleyi KESİNTİSİZ olarak sürdürmektir.

Böyle olduğu için emperyalizmin ve oligarşinin bütün saldırılarını alt etmeyi başardık ve bütün dünyada sosyalizme inanç gerilerken, uzlaşmalar ve teslimiyetler bir birini izlerken biz silahlanma kararı aldık ve savaştık. Emperyalizme karşı bağımsızlık demeye, sosyalizm demeye, halk için demokrasi demeye devam ettik. Kızıldere’den günümüze ideolojik ve siyasi hattımızı koruduk. Kızıldere bizim doğum yerimizdir. Teslim olmayarak direnmenin geleneğinin başladığı yerdir.

DÜNYADA VE ÜLKEMİZDE SİLAHLI MÜCADELE VEREN ÖRGÜTLER SİLAHLARINI TOPRAKLARA GÖMDÜ, ÜZERİNE BETON DÖKTÜ, SİLAHLARDAN HEYKELLER YAPTILAR… BİZZAT AMERİKAN EMPERYALİZMİNİN ELİNDEN SİLAH VE EĞİTİM ALARAK YÖNLERİNİ ŞAŞIRDILAR.

TOPRAĞA ASIL GÖMÜLEN, EMPERYALİZMİ VE İŞBİRLİKÇİLERİNİ YERYÜZÜNDEN SİLME İDDİASIYDI.

TOPRAĞA GÖMÜLEN, TÜM DÜNYANIN YOKSUL HALKLARININ SÖMÜRÜNÜN OLMADIĞI BİR DÜNYA HAYALİYDİ.

İrlanda’da, İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu (IRA), silahların ilk kısmını emperyalistlerin izleme heyetinin tanıklığında 2001 yılında betona gömdü. İngiliz emperyalizmi için bu yetersiz bir tavizdi. 2002 ve 2004’te de yine şahitler huzurunda silahlar betona gömüldü. Nihayet 2005’te IRA resmi bir açıklamasıyla silahlı mücadeleyi bıraktığını ilan etti.

Kolombiya’da, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC), silahlarını toprağa gömme sözü verdi, teslim oldu. Birleşmiş Milletler (BM) bu silahlarla ABD’nin New York kentindeki BM Genel Merkezi’nde, Küba’nın başkenti Havana’da ve Kolombiya’nın bir kentinde heykeller yaptıracağını açıkladı.

BETONLARA GÖMÜLEN, HEYKELLERE HAMMADE OLAN SİLAHLAR, LEYLA VE BİLGEHAN’IN ELİNDE ZALİMDEN ÖÇ ALMANIN ARACIYDI

Leyla, yoldaşlarıyla birlikte bombalanmış sığınağa geri girmekte tereddüt etmedi.

Ekonomilerini askerileştirmiş; en büyük karlarını silah satışından yapan; nükleer silahlarla, yüzlerce askeri üssüyle dünyanın dört bir yanında kontra faaliyetler örgütleyen emperyalistler; söz konusu devrimciler olunca, düzenlerinin sarsılması olunca silahların betona gömülmesini istiyor.

Bizse yerin altından çıkartıyoruz silahlarımızı…

Çünkü; silahların namlusundan çıkan kıvılcımlarla aydınlatacağız karanlığı…

Çünkü; sömürünün ve baskının olmadığı bir düzenin ebeliğini yapacak halkın adaleti…

Çünkü; zalimle mazlumun savaşında söke söke alacağız çalınan her şeyimizi… Emeğimizi, aklımızı, onurumuzu, geleceğimizi, hayallerimizi…

Bizim silahlarımızı teslim ettiğimizi asla göremeyecekler… Değil betona gömmek, kendi silahlarımızı yapacağız.

ŞEHİTLERİMİZLE SAVAŞIYORUZ SAVAŞARAK KAZANACAĞIZ.

47 yıllık tarihimizde hiçbir şeyi kolay kazanmadık, ne bedel gerekiyorsa ödedik, ödüyoruz, ödeyeceğiz. Maltepe direnişinden bu güne bedel ödemeye devam ediyoruz. Kızıldere ödediğimiz ilk ve en büyük bedellerdendir, ancak o gün o bedeller ödenmeseydi, bugün Parti-Cephe geleneği diye bir gelenek olmazdı, Leyla ve Bilgehan gibi kahraman komutanlar kuşağı yaratamazdık.

Evet savaşımız devam ediyor, Leyla ve Bilgehan gibi sürecimizin yeni komutanlarıyla savaşımız kesintisiz olarak sürüyor. Savaşımız sürecek, büyüyecek ve yaygınlaşacak. Elbette ki bu süreç içerisinde çok daha büyük bedeller ödeyeceğiz. Bedel ödemeden, şehit vermeden savaşmak mümkün değildir.

“Devrim bir akşam yemeği ya da bir deneme yazmak veya bir resim yapmak ya da nakış işlemek değildir; öyle saf, öyle sakin ve aheste, öyle ihtiyatlı, nâzik, seviyeli, mütevazı ve bağışlayıcı olamaz. Devrim bir başkaldırıdır. Bir sınıfın diğerini alaşağı ettiği bir şiddet eylemidir.” (Hunan’daki Köylü Hareketi Hakkında Bir Araştırma Raporu, MAO-Mart 1927, Seçme Eserler, C. I, s. 28.)

Daha yüzlerce, binlerce Leyla’yı, Bilgehan’ı, Oğuz’u, Mahir’i şehit vereceğiz. Çin, Rusya, Küba, Vietnam devrimlerinin öğrettiği budur. Savaş şehitlerle sürdürülebilir. Komutan olmak savaşı bu şartlarda sürdürmektir. Savaşmak, savaştırmak, şehitler vermek, yılgınlığa ve karamsarlığa kapılmadan, yenilgilerden ders çıkararak savaşı sürdürme kararlılığı taşımaktır komutanlık.

“Savaşacağız

Yenileceğiz

Yeniden savaşacağız

Yeniden yenileceğiz

İrili ufaklı, askeri, siyasi, kültürel, kanlı ve kansız yüzlerce mücadele içinde deneyim kazanıp iktidarı alacağız, zafere ulaşacağız. Bunlar devrimin zafere ulaşması için zorunlu manevi koşullardır.” diyor Lenin.

Lenin’in öğrettiği açıktır, deneyim kazanılmadan iktidar alınamaz. Deneyim ise savaşarak, savaşta yenilerek, tekrar savaşarak ve tekrar yenilerek edinilebilir.

Biz doğru yolda olduğumuzdan eminiz, çünkü biz tarihin ve bilimin yasalarıyla savaşıyoruz. Lenin’in, Mao’nun, Mahir’in, Dayı’nın öğrettikleriyle savaşıyoruz. Bu savaşta şehitler vermekten korkmuyoruz, çünkü şehitler vermeyi göze alamayanların kölelikten kurtulamayacağını biliyoruz.

Biz emperyalistlerin bize reva gördükleri köleliği kabul etmiyoruz. Bir kere başkaldırdık, bir kere isyan ettik. Ya boynumuz düşer, ya emperyalistlerin iktidarı. Boynumuz düşecek bunu biliyoruz buna hazırız. Ancak savaş sadece bununla kalmayacak. EMPERYALİSTLERİN CELLADI OLACAĞIZ. Bilgehanlar’la, Leylalar’la emperyalizmin ve işbirlikçilerinin iktidarına son vereceğiz.

Ve bu uğurda düşenlerden öğrenmeye devam edeceğiz.

Bilgehan ve Leyla’nın savaş çağrısını duydunuz mu? Onların sesine kulak verdiniz mi? Kulak verin dünya halkları , açın yüreğinizi…en sağır kulaklara ulaşacak Bilgehan ve Leyla’nın savaş çağrısı.

Bilgehan ve Leyla diyor ki; bilmek yetmez, bilen insan bildiğini yapmalıdır. Bilen bildiğini hayata uygulamalıdır; biz entelektüel birikim olsun diye öğrenmiyoruz. Bu kimsenin işine yaramaz. Öğrendiklerimizi hayata uygulayabilmek zordur aynı zamanda asıl iş de budur. Öğrendiğimiz her şey bizim taşıdığımız birer sorumluluktur.

Biz Cepheliler, Birimiz hepimiz için hepimiz birimiz için yaşar ve ölürüz; yoldaşlarımızın saçının bir teline dahi zarar geldiğinde hepimizin yüreğinin yanmasının bir nedeni de budur. Bilgehan’ın yüreği Dilek için yanmıştır işte.

Bilgehan diyor ki; Bir ömür boyu devrimcilik yapmalıyız.

Savaşma nedenlerimizi çoğaltarak kalıcılaşabiliriz. Devrimciliğe ilk başladığımız zamanki heyecanı coşkuyu, öğrenme isteğini her zaman koruyabilmeliyiz. Bu ülkede devrim yapabilmek için devrimciliğe ilk adımı attık. Bu adımları ilerleterek, zorluklara imkansızlıklara direnerek inancımızı korumalıyız.

Bilgehan diyor ki; birken iki olmak için, hepimiz önce kendimizden başlamalıyız. Kendimizi örgütlemeden başka bir insana da o inancı taşıyamayız. Ne kadar örgütlüysek o kadarını örgütleyebiliriz. Kendimizde örgütün niteliklerini kazanmalıyız.

Leyla ve Bilgehan diyorlar ki; Her şart ve koşul altında, emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı, tek başına savaşmayı göze almak, savaşı sürdürme cüreti ve kararlılığına sahip olmaktır.

Leyla diyor ki; Cephe tüm mahalleyi tüm şehri tüm ülkeyi saran dünyanın en meşru, en haklı, en güçlü halk hareketidir. Çünkü Cephe’nin talepleri halkın talepleri halkın talepleri Cephenin talepleridir. Tüm imkansızlıklara rağmen tek kişi de kalsa savaşabilme, haklarını her koşulda savunabilme gücüne sahiptir. Düşmanla uzlaşmayan, reformizme karşı her koşulda savaşabilme iradesine sahiptir.

Sıradanlaşmak çürümektir. Küçük gördüğümüz zaaflarımızla uzlaşmamız, bunlar basit şeyler diyerek masumlaştırmamız, mücadele etmekten kaçınmamız bizi ilerletmemiz tam tersine düzenle olan bağlarımızı güçlendirir.

Leyla diyor ki; DEVRİMCİLİĞİ BİLİMSEL TEMELLERE OTURTMALIYIZ… Duygularımı da düşüncelerimi de mutlaka bilimsel temellere oturtacağım.

Leyla diyor ki; Yaralı ve silahsız 3 gerilla, yoldaşlarının hesabını sorabilir, savaşı sürdürebilir, sosyalizmi ve M-L’yi savunabilir, yaralı ve silahsız 3 gerilla devrim yapabilir. Bu ideolojik zafer demektir.

Leyla diyor ki:

“BEN DEVRİMCİYİM!

Sosyalist düşünce ile insana ait olan her şey korunur ve geliştirilir. Üretimin, yaratıcılığın, yeteneklerin değerlerin korunması bu sistemde mümkündür. Burjuva kültür ise aklı ve yetenekleri çürütür. Halka faydası olmayan, yaşama sevincini yok eden maddeler haline dönüştürülüyor. BU NEDENLE OKULU BİTİRİP DİPLOMAYI TESLİM EDİP GELDİM ÖRGÜTÜME.”

Bilgehan diyor ki;

DEVRİMCİLİK, iki ayağının üstünde insanca yaşayabilmektir. Büyük bir iradeye sahip olmaktır. Yaşamı ciddiye almaktır. İnsana değer vermeyi ve sevmesini öğrenebilmektir. Tek başına da kalsa özgürlük için savaşma kararlılığında ve cüretinde olmaktır. Doğru düşünebilmektir. BU NEDENLE GELDİM BEN ÖRGÜTÜME!

Leyla diyor ki; ideolojik zafer, yaralı ve silahsız 3 gerillanın yerin yedi kat altından silah çıkartarak yaralarını-yanıklarını unutarak, halkının, yoldaşlarının, örgütünün sevgisini kendi yüreğine sığdırarak düşmandan hesap sormaktır.

Leyla diyor ki; Küba’da 12 gerilla 7 tüfekle devrim yaptı. Anadolu’da, Dersim dağlarında yaralı ve silahsız 3 gerilla devrim yapabilir. Çünkü zafer silah ve adam sayısıyla değil, ideolojik netlik ve sağlamlıkla kazanılır.

Leyla diyor ki; teslimiyeti yerin yedi kat dibine gömeceğiz. FARC silahlarını teslim etmeye başladı, yani gömdü, beyniyle birlikte burjuvazinin çöplüğüne gömdü, FARC silahları gömerken, Leyla bir karar verdi. Ya teslimiyet, ya umut. Leyla umut dedi, girdi yerin yedi kat dibine, çekti aldı silahını, silah halkın umuduydu, silah halkın geleceğiydi. Umudu çıkardığı yere teslimiyeti gömdü Leyla. FARC ölüp burjuvazinin mezarlığına kendi ayaklarıyla giderken, Leyla yüreğindeki sosyalizm umuduyla ölümsüzleşti.

Leyla diyor ki; Sadece cepheliler iktidarı alabilir; Çünkü; sadece cepheliler, bombalarla yakılıp, yerle bir edilen sığınaklara girerek silah alma cüretini gösterebilir.

Leyla diyor ki; Düşmanla girdiği çatışmalarda, yenilgilerde bir komutan ASLA karamsarlığa kapılmaz.

Kararsızlığa düşmez.

Yenilgiden dersler çıkarır.

Hatasını bulur ve hesabını vermekten çekinmez.

Düşünür, düşünülmesini sağlar ve üretir.

Leyla diyor ki: Emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin fiziki üstünlüğüne karşı en büyük silahımız, kalibresini kitlelerin tayin ettiği o bozulmak nedir bilmeyen makinalı tüfek, yani halkın devrimci bilincidir.

Leyla diyor ki; Biz doğru yolda olduğumuzdan eminiz, çünkü biz tarihin ve bilimin yasalarıyla savaşıyoruz. Lenin’in, Mao’nun, Mahir’in, Dayı’nın öğrettikleriyle savaşıyoruz. Bu savaşta şehitler vermekten korkmuyoruz, çünkü şehitler vermeyi göze alamayanların kölelikten kurtulamayacağını biliyoruz.

Bilgehan diyor ki; “ben olmam gereken yerdeyim.” Her cephelinin olması gereken yer halkı ve vatanı için savaşmaktır. Her cephelinin olması gereken yer Kızıldere’den bu güne yarattığımız gelenekleri ve değerleri devam ettirmektir. Her halk çocuğunun yeri Cephe’dir, her halk çocuğunun safı Bilgehan’ın safıdır.

Bilgehan diyor ki; yoldaşlık sevgi demektir. Halkını ve yoldaşlarını sevmek, faşizme karşı savaşmaktır. “Sizi seviyorum” diyor son anlarında… Aynı Şafak gibi, aynı Bahtiyar gibi. Cepheli olmak yoldaşlarını ölesiye sevmektir, Cepheli olmak yoldaşlarına kendinden çok değer vermektir, Cepheli yoldaş olmak bir çift göz, bir tek yürek, bir tek ses olmaktır.

Bilgehan diyor ki; devrimci demek, cepheli demek sabır demektir. “Sabır devrimcinin ikinci aklıdır.” Sabretmesini bilmeyen savaşmasını da bilemez. Bilgehan sabretti, her gün katledilen yoldaşlarının hesabını soracağı günü bekleyerek sabretti, sabır savaşı istemektir, sabır 19 Aralık’ın, Dilek Doğan’ın, Berkin Elvan’ın, Yılmaz Öztürk’ün, Günay Özarslan’ın, Dersim’de katledilen gerillaların hesabını sorma bilincidir.

Bilgehan diyor ki; Cepheli mütevazıdır. Mütevazılık, tercihe bağlı değil, devrimci bir zorunluluktur. Zorunluluktur, çünkü mütevazı olunmadan DEVRİMCİ BİR ÇALIŞMA YAPMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR. Nedir mütevazı olmak; Bilgehan gibi hesap sorma gününü beklemek, düşmanın burnunun dibine girme cüretini göstermek ve sakince, sade ama kahramanca, yiğitçe, destan yazarcasına savaşabilmek, son nefesini yoldaşlık sevgisiyle vermektir.

Bilgehan diyor ki; Cepheli her koşulda devrimciliğin gereğini yapar. Olmam gereken yerdeyim diyor Bilgehan. Olması gereken yer devrimciliğin gereği. Nedir devrimciliğin gereği? Tek kelimeyle: SAVAŞMAK!

Bilgehan diyor ki; Biz emperyalistlerin bize reva gördükleri köleliği kabul etmiyoruz. Bir kere başkaldırdık, bir kere isyan ettik. Ya boynumuz düşer, ya emperyalistlerin iktidarı. Boynumuz düşecek bunu biliyoruz buna hazırız. Ancak savaş sadece bununla kalmayacak. EMPERYALİSTLERİN CELLADI OLACAĞIZ.

BİZ LEYLA VE BİLGEHAN’IN YOLDAŞLARI VE ÖĞRENCİLERİYİZ.

SAVAŞIMIZ ŞEHİTLERLE DEVAM EDİYOR

ŞEHİTLERİMİZLE SAVAŞIYORUZ SAVAŞARAK KAZANACAĞIZ

ÖLEBİLİRİZ, İMHA OLABİLİRİZ ANCAK BOYUN EĞMEYİZ, UZLAŞMAYIZ YENİLMEYİZ!

LEYLA VE BİLGEHAN YENİ BİR KOMUTAN KUŞAĞININ İKİ KAHRAMANI OLARAK ÖLÜMSÜZLEŞTİLER; BAYRAKLARI BİZİM ELİMİZDEDİR ARTIK!

LEYLA ARACI VE BİLGEHAN KARPAT ÖLÜMSÜZDÜR!
LEYLA VE BİLGEHAN’IN ÖZGEÇMİŞLERİ:

“HAREKETİ BAĞIMSIZ, DEMOKRATİK VE SOSYALİST BİR TÜRKİYE İÇİN TEK ÇÖZÜM OLARAK GÖRÜYORUM.”

Leyla ARACI,

1983 İskenderun doğumlu. 2007 Haziran’ında Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden mezun oldu, bir öğretmendi. Demokrat bir ailede yetişen Leyla, amcasının oğlu Yusuf Aracı’nın (*) örgütlenmesiyle birlikte devrimcileri tanımaya ve onlara sempati duymaya başladı. Asıl örgütlenmesi üniversiteyi bitirdikten sonra oldu.

Özgeçmişinde yazdığı bir ayrıntı, onun Dersim’de gösterdiği komutanlığın temellerini gösteriyor: “Yanlış yapmaktan çok korkuyorum. Özellikle yapacağım bir yanlışın yoldaşlarıma, halkıma ve partime zarar vermesinden korkarım sürekli. Bir gün önemli kararları benim vermem gerekirse kimseye zarar gelmeden en doğru kararı nasıl veririm diye sürekli düşünüyorum. Bir yandan da önemli olan alacağım kararın devrime bir adım daha yaklaşmamızı sağlaması diye düşünüyorum…”

Leyla en doğru kararı verdi. 3 silahsız gerilla, bombalanmış sığınakların içinden aldı silahlarını ve düşmanla sonuna kadar çatışarak yoldaşı Mahir Bektaş ile birlikte şehit düştüler.

Leyla, savaşma kararlılığını şöyle anlatıyordu: “Bedenimi silah yapar düşmanın beyninde patlarım, dağlarda savaşabilirim. Böyle bir görev bana verilirse partime ve yoldaşlarıma layık olacağıma inanıyorum… Bana verilen her yeni görev ayrı bir coşku ve heyecan katıyor. Ben gerilla olmak istiyorum.”

Leyla, Hareket’i şöyle anlatıyordu:

“Hareketi bağımsız, demokratik ve sosyalist bir Türkiye için tek çözüm olarak görüyorum. Hareket ile tanışmam benim yeniden dünyaya gelmemi sağladı. İnsan yaşamını değerli kılan ne varsa hareketimizde toplanmış. Hareket devrimi ve sosyalizmi ifade ediyor.”

Bilgehan KARPAT

4 Temmuz 1989 tarihinde Tekirdağ’da doğdu. ODTÜ Kimya Mühendisliği bölümünde okurken Cephe ile tanıştı. 2007 Ekim ayında Ankara’da devrimci ilişkiler içine girdi. Asıl olarak Kevser Mırzak’ın (*) şehitliğinin ardından devrimcilik yapma kararı aldı.

2008 yılında 5 aylık bir tutsaklığı oldu. Ardından 2009 Ekim – 2012 Temmuz arasında Sincan F Tipi Hapishanesi’nde özgür tutsaklık yaşadı. 1,5 yıllık bir tutsaklığı da Yunanistan’da yaşadı. O Şafak Yayla ve Elif Sultan Kalsen’in öğrencisiydi. Özgeçmişinde onları şöyle anlatıyordu: “İstanbul gençlikte yöneticim Şafak ve Elif idi. Şafak’tan nasıl yönetici olunur konusunda bir çok şey öğrendim. En başta da yönetici olmak için insanları sevmek gerektiğini öğrendim. Elif’te de cüretin ve pratiğin içine balıklama dalma cesaretini gördüm.”

Bilgehan, kendisini mücadelenin tam ortasında görüyordu: “Kendimi mücadelenin ortasında görüyorum. Hareketimin hedeflerini, sürecin niteliğini, savaşımızı kavradıkça daha büyük sorumluluk duyuyorum. Ve savaşın gerisinde kalmamak, sürecin önünü açan bir savaşçı olmak için daha da mücadelenin içine girmek istiyorum.”

Bilgehan, örgütünü şöyle anlatıyordu: “Hareketim dünya ölçeğinde bugün M-L’nin tek sürdürücüsüdür. Tarihsel misyonu ülkemiz sınırlarını aşmıştır. Tüm dünya halklarının umudunu biz temsil ediyoruz. Adaleti biz temsil ediyoruz. Adalet bizimle özdeşleşmiş durumda. Böyle bir hareketin bir parçası olmaktan onur duyuyorum. Benim yaşamım hareket ile anlamlandı. Çünkü sevmeyi, sevgiyi hareketim ile öğrendim. En büyük acıları da, sevinçleri de, üzüntüleri de, korkuyu da hareketimin içinde yaşadım. Örgütlülük içinde geçen yıllarım için güvenle ‘yaşadım’ diyebiliyorum. Düzen içindeki yaşam ufku sınırlandırılmış, yetenekleri köreltilmiş bir yaşamdır. Bencilce istekler ve duygular peşinde geçen bir yaşamdır. Beni böyle bir yaşamdan kurtarandır örgütüm.”

(*) Nazım Hikmet, Havana Röpörtajı şiiri

(*) Yusuf Aracı: 2000-2007 Büyük Ölüm Orucu Direnişi’nde 8. Ekipte yer alarak 26 Mart 2003 tarihinde zorla müdahale işkencesi altında şehit düştü.

(*) Kevser Mırzak: Bir DHKC savaşçısı olan Kevser, 10 Aralık 2007’de Ankara’da, çatışarak şehit düştü.

Not : 7 Kasım’dan bu yana kendilerinden haber alamadığımız gerillalarımıza Tarık Demir’in adını da ekliyoruz. Bu haliyle haber alamadığmıız gerillalarımız;

Kenan Günyel, Naciye Yavuz, Hünkar Derya Güneş, Mustafa Doğru, Hüseyin Gülmez, Tuncel Ayaz, Murat Gün, Aysun Saban, Bünyamin Kılıç, Melih Işık ve Tarık Demir


DEVRİMCİ HALK KURTULUŞ CEPHESİ

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de


11. Şub 2017, 00:46
Profil Web sitesini ziyaret et
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker