Zaman: 19. Eyl 2017, 16:35

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
 Çaresizlik Ve Çözümsüzlük Teslimiyettir 
YazarMesaj
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 658
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj Çaresizlik Ve Çözümsüzlük Teslimiyettir
Çaresizlik Ve Çözümsüzlük Teslimiyettir

Bir devrimcinin şu veya bu olay karşısında “çaresiz”, “çözümsüz” olması, büyük bir çelişkidir. Böyle bir şey, devrimciliğin doğasıyla çelişir. Devrimci, çare demektir zaten, çözüm demektir. Halkın dertlerine çare olmak, ülkenin sorunlarını çözmek için ortaya çıkmıştır devrimci. Yani o, büyük bir çarenin, köklü bir çözümün temsilcisi olma misyonunu üstlenmiştir.

Zaman zaman bu büyük çelişkiyle karşı karşıya kalıyoruz. Bir devrimcinin bu çelişkiyi yaşaması ise, misyonundan, kendisini devrimci yapan temel niteliklerden uzaklaşması demektir.

Önderliğimizin, “Yılbaşı mesajı”nda özel olarak üzerinde durduğu konulardan biri bu. Önderlik, tüm Parti-Cephelileri bu çelişkiyi yaşamamaya, yaşıyorlarsa bir an önce çözmeye çağırıyor: “Parti-Cepheliler hiç kimseden geri olmadığı gibi, çaresiz, ben yapamıyorum diyen miskinler değildir... Parti Cepheliler dünyanın en kararlı, kendisine en çok güvenen insanlarıdır. Ben yapamıyorum, ben kendime güvenmiyorum sözlerini literatürden çıkartmış insanlar olmak zorundadır.”

Söylenen açık; miskinlikle, çaresizlikle PARTİ-CEPHELİLİK bir arada düşünülemeyecek şeylerdir. Çaresizlik, acizlik, yapamıyor olmak, elinden gelmemek, becerememek... bütün bunlar nedir, biraz üzerinde duralım.
*
- “Söylenen yerde eylem yapılamaz”
- “O kadar parayı bulamayız”
- “Bu yazı o zamana yetişmez”
- “O bölgeden adam çıkmaz”
- “Uğraştık olmadı”
Savaşımız olanaksızlıklar üzerinde yükseliyor. Bu ortada olan bir şey. Kimse bunun tersini iddia edemez. Ama olanaksızlıklar yukarıdaki “olmaz”ların hiç birini haklı çıkaran bir gerekçe değildir.

Aslında yaşanan; engin bir halk denizinde gerek düşmanın engellemeleri, gerekse bizim eksikliklerimizden dolayı ulaşamadığımız olanaklara ulaşma sorunudur. Aksini iddia etmek gerçeklere uygun değildir.

İşte bu nedenle, örneklenen cevaplar, bizim acizliğimizden başka bir şey değildir. Başarılabilecek olanın başarılamaması, yapılabilecek olanın yapılamamasıdır. Ama başarmalı, yapmalıyız. Devrimci olmak, Cepheli olmak misyonu bunu gerektiriyor. Önderimizin mesajında şöyle diyor:
“Ülkemizin bu koşullarında kitleleri örgütleyememeyi, savaştıramamayı onur sorunu haline getirmeliyiz.”

Tarih boyunca egemen sınıflar sömürü, baskı ve zulümleri karşısında boyun eğen aciz insanlar, aciz bir halk olsun istemişler, böyle bir halk yaratmak için de ellerinden ne geliyorsa yapmışlardır. Bunu sağlamanın bir yolu olarak, halk zulümle boyun eğmeye zorlanmış, korkutulmuş, sindirilmiştir. Diğer bir yolu ise çeşitli ideolojik araçlarla beyinleri dumura uğratarak, yozlaştırma, bireycilik, çıkarcılıkla kendini zavallılaştıran insanlar yaratmaktır.

Bir avuç egemen sınıf milyonlarca işçiyi, emekçiyi işten atma tehdidiyle kendisinin dayattığı şartlarda çalışmaya zorlar. Milyonlarca işsizin olduğu bir ülkede işten atılmayı göze alamayan işçi, istemese de buna boyun eğer. Bu işçi bir de geçimiyle yükümlü olduğu çoluk, çocuğa, bir aileye sahipse bu boyun eğiş daha kolay olur. Çaresiz oldukları düşüncesi insanları zavallı durumuna düşürür. Sömürüyü, adaletsizlikleri, haksızlıkları, baskı ve zulmü gördüğü, yaşadığı halde, düzenin baskı ve tehditlerine, şu veya bu korkuları, kaygıları nedeniyle sessiz kalan, boyun eğen milyonlar için de durum aynıdır.

Elbette burada devletin silahlı gücünü, zorunu kullanarak boyun eğdirişi vardır. Ama sonuç olarak onmilyonlarca insan bir avuç sömürücü asalak karşısında aciz duruma düşürülmüştür. Bu çaresizlik onyıllar içinde onun düşüncelerini, davranışlarını, kişiliğini belirler hale dönüşür. Düzenin yaratmak isteği de budur zaten.

Ancak düzenin yarattığı aciz kişilik burada son bulur mu? Hayır. Çeşitli düzeyde yansımaları, etkileri, emeğine, onuruna sahip çıkmaya, mücadele etmeye çalışan insanlar üzerinde de görülür. Mesela, kendi ekmek davası için bile ancak sendikasının aldığı kararın ardına sığınarak mücadele katılan, sendika kararı olmadan, önünde başkaları yürümeden hareket etmeyen veya belli bir mücadele içinde yeralırken baskı ve tehditler karşısında gerileyen, teslim olanlar da acizliği bir başka biçimde yaşayanlardır.

Konunun bizim açımızdan esas önemli yanı ise düzenin yarattığı bu kişilik yapısının devrimci saflardaki yansımalarıdır. Elbette devrimci mücadeleye katılmak, devrimci mücadele içinde olmak, işkence görmekten, tutsak düşmeye, kahpe bir düşman kurşununa hedef olmaktan katledilmeye, kaybedilmeye kadar ağır bedeller ödemeyi göze almayı, düzenden, düzenin yaratmak istediği aciz insan kişiliğinden bir kopuşu da ifade eder. Ancak başta belirttiğimiz gibi, henüz yerine oturmamış çeşitli devrimci kişiliklerde işte tam bu noktada büyük bir çelişkiyle karşılaşılabiliyor. Düzenin yarattığı aciz kişilik, çeşitli biçimlerde devrimci faaliyet alanına yansıyor.

“Ben yapamam”, “benden bu kadar”, “bu işi beceremem”, “yapabileceğimi sanmıyorum”, “çalıştım ama olmadı”... gibi onlarca ifade, işte bu yansımalardan başka bir şey değildir.

Aciz Kişi Çatışmadan Kaçar: Aciz insan yanı başında yaşanan olumsuzluklara, yapılan hatalara sessiz kalır, müdahale etmez; bu da çatışmadan kaçmanın değişik biçimlerinden biridir.

Çatışma bir Parti-Cephe geleneğidir. Düşman karşısında hiç bir koşulda teslim olmamaktır. Bu düşman iç düşman olsa da böyledir bu.

Bu savaşta iki irade vardır. Düşmanın iradesi ve devrimci irade. Çatışma, bu iki iradenin karşı karşıya gelmesidir. Bu kıyasıya bir mücadeledir.

Savaş sadece silahlarla ve sadece eylem, çatışma alanlarında yürümüyor.

Bir evde kuşatma altında düşmanla çatışmak nasıl bir Parti-Cephe geleneğiyse, zaaflarımızla, eksiklerimizle “teslim olmayı reddederek” çatışmak da Parti-Cephe geleneğidir. Bize ait olmayan, devrimci kültüre, ortak şekillenmeye aykırı olan, çözüm değil çözümsüzlük üreten bir şeyin yaşamasına izin vermek iç düşmana teslim olmaktır.

Müdahale etmediğimiz yanlışlar, gözümüzün önünde düşmanın örgütlenmesine izin vermektir. Yanlışların meşrulaşmasıdır. Yanlışı onaylamaktır. Yani devrimci iradenin zayıflatılmasıdır. Bu aynı zamanda kendi yanlışlarımızı, olumsuzluklarımızı da meşrulaştırmaktır.

Acizlik, Devrimci İçin Çözülmesi Kaçınılmaz Bir Çelişkidir; Aciz biri, aldığı işi, ne yapıp edip yapılamaz, içinden çıkılmaz hale getirir. Mücadelenin, örgütlenmenin gelişiminin önünde bir engel oluşturduğu çok açık sorunlar karşısında, çözümü olanaksız hale getirir. Falan alışkanlığın, şu tür işleyişlerin değiştirilmesi gerektiği çok açıktır. Ama aciz kişi, bu değişiklikleri bir türlü yapmaz ve yaptırmaz. Sorunlar sürer. Kimsenin devrim saflara katılırken dört dörtlük olduğu, hiçbir zaafının, düzen alışkanlıklarının olmadığı düşünülmez. Ancak düşman karşısında bedel ödemeyi göze alan, göze aldığını söyleyen, mücadele eden, savaşan ama içindeki düşmana, düzenin kendi üzerinde yarattığı küçük burjuva zaaflarına, alışkanlıklarına, geri yanlarına karşı savaşmayan, savaşmayı beceremeyen, bunlara teslim olan insan aciz insandır. Bir sürü bedel ödemeyi göze alan bir devrimcinin sıradan bir insanın bile başarabileceği, başardığı şeyler karşında yapamam, edemem, beceremiyorum demesi, kendini aciz, zavallı bir konuma düşürmesi, devrimciliğin doğasına aykırıdır. Bir devrimcinin uzun süre bu çelişkiyle yaşaması mümkün değildir. Çelişki bir biçimiyle çözülecektir.

Zaaflarına karşı savaşmayan, savaşında ısrar etmeyen, bunları yenmeyen insanın şu veya bu zamanda düzene dönmesi, ya da düşmana tutsak düştüğünde teslim olması, çözülmesi, hatta ihanet etmesi, bir yerde beklenmesi gereken sonuçlardır.

Çare Emektir; Bedreddin, “Emek insanı biler, bilinçlendirir” diyor.
Emek, çalışmaktır, üretmektir, yaratmaktır. Doğal ki bunun sonucunda ortaya çıkan ürünle, insan kendisini görür, kendisini tanır. Neler yapabileceğini görür. Emek harcamadan yapamam demek bir kaçıştır. Kendine güvensizlikten önce, emek harcamaktan kaçıştır. Emeğini esirgemeyen, o işi yapmak için emek harcayan zaten asgari de olsa bir sonuç alacağını bilir ve baştan “yapamam” demez.

Kendisi için “o kadar uğraşıyorum ama değiştiremiyorum işte” veya başkası için “söylüyorum söylüyorum yine aynı, değişmiyor” diyen birine sorulacak soru şudur: “Değişmek için, değiştirmek için ne kadar emek verdin?” olur. Bir kalemde silip atmak, bir anda umutsuzluğa kapılmak ya da bir iki iş yapmakla büyük değişimler, zaferler beklemek devrimcilerin değil, küçük-burjuvaların işidir. Küçük-burjuvazi “hemen olsun” der. Bedelsiz, sorunsuz, kolayca sonuç bekler. Kolay devrim hayalleri kurar. Zorlukla karşılaşınca da beyaz bayrak çeker, acizleşir, zavallılaşır.

Emek ve sabır olmadan üretmek, yaratmak, YAPMAK mümkün değildir.

“Of, puf” demeden, görev ve sorumluluklarımıza dört elle sarılmalı, sabırla sonuç almayı bilmeliyiz. “Olmuyor” demek değil, neden olmadığını bulmak ve her zaman kolay olanı değil, “zor” ama sonuç veren pratiği örgütlemek için emeğimizi sakınmadan, tüm sabrımızla işlerimize sarılmalıyız.

Güçlü Devrimci “Olmaz”dan Değil, “Yapacağım”dan Yola Çıkar:
Bize verilen işi yapmak istediğimizde engelleri, yoklukları ortadan kaldırmak mümkündür. Ve bu noktada önümüzde yüzlerce olumlu örnek vardır. Silahı olmadığı halde düşmandan alıp eylem yapan yoldaşlarımız sık sık örnek verilir. Ya da düşmanın “kaçamazlar” dediği hapishanelerde başarıyla sonuçlanan özgürlük eylemlerini düşünelim. “Olmaz”lara, “yok”lara sığınmadan o işin nasıl yapılabileceği düşünülmüş ve hedefe ulaşılmıştır. Yani “olmazları olur kılmak” deyimi yerini bulmuştur. Yapılan, başarılan her iş, işin neden olamayacağı değil nasıl olabileceği üzerinden düşünüldüğü için yapılabilmiştir.

Çaresizlik, Statükoculuktur, Statülere Teslim Olamayız; İşte aciz kişiliğin adeta klasikleşmiş cevaplarından biri daha: “Ben bu kadar yapabiliyorum.”

Genelde bu söz de, üstlenilen ama yapılmayan veya yarım bırakılan işlerin sonunda söylenir. Veya bir de daha fazlası-daha iyisi istendiğinde.

“Bu kadar yapabilirim...” demekle, daha en baştan bizden daha fazlasının istenmesi engellenir. Bu aynı zamanda daha işin başında eksik yapabilirim demek anlamına gelir. Yani eleştirinin de önü baştan kesilmiş olur.

Oysa çoğu kez bunu söyleyen de bilir ki; yapabileceği bu kadar değildir. Aslında bu sözleri söyleyen, “ben kendimi dayatıyorum”, “nesnelliğe teslim oldum”, “gelişimi ve dönüşümü reddediyorum” diyor, ve bunun kabul edilmesini bekliyordur.

“Benden bu kadar” diyen tüm içtenliğiyle ilk önce kendine sormalıdır. “Ne yaptım, ne kadar uğraştım, ne kadar emek harcadım?” Veya soruyu şöyle de sorabilir;
“Gerçekten yapmak istedim mi, gerçekten daha fazlasını ortaya koymak istedim mi?”

Bu soruların cevapladığımızda, daha iyisini, daha fazlasını yapabileceğimizi göreceğiz. İşte sorunumuz budur. Neden daha fazlasını, daha iyisi yapmak istemedik ve bunun çabasını harcamadık?

Daha fazlası için birşey yapmadan “benden bu kadar” demek devrimi bir an önce olmasını da “bu kadarlık” istiyorum demektir. Ne kadar çok imkan yaratır, şartları zorlarsak, gelişmek için ne kadar çok çaba harcarsak, devrimi de o kadar istiyoruz demektir. Sorunlar karşısında acizlik içinde çözümsüzlüğü dayatan, devrimi istemiyor, kendi pratiğiyle de zaten imkansızlaştırıyor demektir.

Güçsüz, aciz kişi, statükocudur. Statükonun bozulmasının, gelişmenin önüne yeni sorunlar getireceğini düşünür çünkü, onlarla karşılaşmaktan korkar, kaçar.

Bu devrimciliğin inkarıdır. Devrimci sürekli olarak daha fazlasını yapmak ister, daha iyisini yapmaya programlıdır. Çünkü devrimcilik sürekli gelişimdir, dönüşümdür. Kendi sınırlarını zorlayan, kendini aşan bir pratiktir bu. Önüne daha ileri hedefleri koymayanlar kendi statükocu, dar düşünceleri içinde hapsolup kalırlar. Hep nesnel koşullara teslim olur, çaresizleşir, kendilerine güvenlerini her gün biraz daha fazla kaybederler.

Bu kabul edilebilir mi? Statükocu bir örgüt için belki kabul edilebilir. Ama Parti-Cephe kabul edemez. Her Parti-Cepheli devrimin ihtiyaçlarına cevap verecek, daha fazlasını yapacak sorumlulukları yüklenmelidir. Bu gelişimin gereğidir. Değilse, yerimizde sayarız. Ve düşman bizi, oyalandığımız yerden de geriye savurur.

Yapın Denilen, Yapılabilirdir; Parti, herhangi biri şeyi “yapın” derken, hiç kuşku yok ki, kadrolarına, o konuda deneyimi olan insanlarına nasıl yapılabilir, nasıl olur diye sormuş, ölçmüş, biçmiş, yapılabileceğine karar vermiştir. Bu durumda Parti’nin “yap”, yapın” dediği bir işe “yapamam, yapılamaz” demenin anlamı, “Ben bu kadar devrimcilik yaparım” demektir. Bu bir anlamda elbette bir güçsüzlük, çaresizlik itirafıdır.

Bizden yapılabilecek şeyler istenir. Eğer bir belirsizlik varsa, zaten yapılabilmesinin koşulları bizimle birlikte tartışılıp kararlaştırılır. Nasıl yapılacağı ve koşullarını belirlemek, söyleneni hayata geçirmek bizim işimizdir. Bizden beklenen budur.

Ülkemiz ve halkımız bu durumdayken, her yerde örgütlenebilir, “adam” çıkarabiliriz. Düşmana her yerde şu veya bu biçimde darbeler vurabiliriz. Bu bazı yerde daha kolay ve çabuk olur, bazı yerde zor ve çok daha fazla emek gerektirir. Ama muhakkak olur.

İşin özü istemektir. Yapmayı istediğimizde, irademiz de, yaratıcılığımız da, emek de, fedakarlık da devreye girer. Ki, halktan insanlara şubede yapılan işkenceleri anlattığımızda “nasıl dayandınız, ben olsam ölürdüm” diyor. Ya da Ölüm Orucu’nda günlerce aç kalabilmeyi anlamakta zorlanıyor. “Biz bir gün oruç tuttuğumuzda akşamı zor ediyoruz, siz nasıl dayanıyorsunuz” diyorlar. Cevabımız her zaman devrimci irade, inanç ve kararlılık oluyor. Düşmanla karşı karşıya geldiğimizde kullandığımız irade neden günlük işlerde ortaya çıkmıyor peki? Çünkü başarılan her işin, örgütlenen her insanın, sağlanan küçük bir olanağın düşmana vurulan bir darbe, iktidara doğru atılan bir adım olduğunu kavramıyoruz.
“Olmaz” diyerek işin içinden çıkabiliyor, bu defa çaresizleri, iradesizleri oynuyoruz.

Uzun lafın kısası halkı örgütlemek, eğitmek, savaştırmak bizim görevimizdir. Devrimci saflara adım attığımız andan itibaren bu işleri yapmaya aday olmuşuzdur. O zaman geriye ne kalıyor? Misyonumuza uygun hareket etmek...

Tembelliklerimizi, hazırlopçuluğumuzu, kolaycılığımızı sorgulamadan, bunları ortadan kaldırmadan acizlikten, çaresizlikten kurtulmak mümkün değildir. Hiçbir şey elimize hazır verilmeyeceğine göre biz “bulmak”, “yetiştirmek”, “çıkarmak”, “yapmak” zorundayız. Acizlik, çaresizlik asla bize yakışan değildir.

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de


12. Tem 2013, 03:21
Profil Web sitesini ziyaret et
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker