Zaman: 19. Eyl 2017, 16:37

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
 Halk Gerçeğimiz 
YazarMesaj
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 658
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj Halk Gerçeğimiz
Halk Gerçeğini Neden ve Nasıl Kavramalıyız?

Yozlaşmanın, çürümenin her geçen gün boyutlanarak yaşandığı, devrimcilik adına yoz, çarpık anlayışların meşrulaştırılmaya çalışıldığı halka, kitlelere yaklaşımın çarpıklaştırıldığı günümüzde, her biri yaşam içinde oluşmuş ve ihtiyaçlara göre belirlenmiş halk değerlerine, geleneklerine devrimci bir tarzda sahip çıkmak, kuşku yok ki, tüm bu olumsuzlukların karşısına örülen bir barikattır. Öte yandan devrimciler açısından halk gerçeğini bilmek, kavramak, yozlaşmaya karşı bir barikat örmenin de ötesinde bir öneme ve işleve sahiptir. Halk gerçeğini her yönüyle kavramak, devrimcinin misyonunu yerine getirebilmesi için zorunludur. Halkın değerlerini bilmeyen, bu değerlerle devrimci tarzda bütünleşmeyen bir devrimci, halkı nasıl mücadeleye çekebilir? Halka değer vermeyenlerin bunu başarması beklenemez. Halk, sorunlarının çözümsüz bırakıldığı bu düzende sorunlarını çözecek;değerlerinin hergün yozlaştırıldığı, tüketildiği bu düzende, kendine ve değerlerine sahip çıkacak birilerini arıyor. Halkın aradığı alternatif, en başta bu özelliklere sahip olmalıdır. Düzenden uzaklaşan ve arayış içinde olan halkın aradığı biz olmalıyız. Bin yıllık değerleri, gelenekleriyle bütünleşmiş bir halkı mücadeleye çekmek, onu ancak değerleriyle birlikte sahiplenmekle mümkün olur.

Halkı devrim saflarına çekmek sürecin asıl görevidir. Değerlerinin ileri-geri yanlarını tartışmak, bunları dönüştürmek, ancak halkı örgütleme sürecine paralel olarak yerine getirilebilecek bir iştir. Halkı örgütlemeyenlerin, halkın olumlu değer ve gelenekleriyle bütünleşip, geri değer ve geleneklerini değiştirmesi diye bir şey de sözkonusu olamaz. Kaldı ki halkı tanımadan bunların ayrımını yapmak da mümkün değildir. Olumlu değerler halkı tanıyarak belirlenir ve olumsuzlukları, birlikte olunarak, süreç içinde verilen devrimci bilinçle aşılır. Halka devrimci bilinç verildikçe, örgütlü yaşam içinde yeni alışkanlıklar kazandırıldıkça değerlerine de devrimci bir öz ve biçim kazandırılmış olacaktır. Bunu sadece yazıp çizerek, halka şu yanın kötü, bu yanın iyi diyerek yapmayı düşünenler, yazdıklarıyla kalırlar.

Kendine devrimciyim diyen bir çok kimse, Halk Gerçeği’nin bu çok yönlülüğü içinde ele alınmasının, araştırılıp incelenmesinin amacını anlayamamıştır. “Marksizmle, devrimle ne ilgisi var, mücadeleye katkısı ne olacak” demişler, “Halkın geri, feodal değerlerini araştırıyorlar” diyerek bizi idealist olmakla suçlamaya çalışmışlardır. Ne Parti-Cephe halka yabancıdır, ne de halk Parti-Cephe’ye... Sözünü ettiğimiz bunun ötesinde bir tanıma sorunudur. Halkı tanımak, kavramak bizim için üzerinde durmamız gereken vazgeçilmez bir konudur. Değerleri uğruna ölümü göze alan, tüm bilinçsizliğine rağmen gelenekleriyle direnen bir halk, bu ülkeyi devrime taşıyacak en güçlü dinamiktir. Parti-Cephe, halkın değer ve geleneklerine sahip çıkarak bu güçle buluşmakta, bu potansiyel gücü harekete geçirmenin koşullarını oluşturmaktadır.

Bir devrimci hareket devrim yapma iddiasında olduğu ülkesinin koşullarını, toplumun gelişim sürecini ve halkın içinde bulunduğu durumu iyi bilmek zorundadır. Bir ülkede halkı devrim taşıyacak stratejiler, taktikler ve politikalar ancak halkı ve ülkenin koşullarını iyi tanıyarak belirlenebilir.

“Toplumun varlığı, yaşam koşulları nasılsa, o toplumun düşünleri, teorileri, politik görüş ve politik kurumları da öyledir.

(...) Bu yüzden, politikada hata yapmamak ve boş hayalciler durumuna düşmemek için proletarya partisi eylemlerini soyut ‘insan aklının ilkeleri’ üzerine değil, sosyal gelişmeyi belirleyen toplumun somut maddi yaşam koşulları temellerine oturtmalı, ‘büyük adamların’ iyi niyetlerine değil, toplumun maddi yaşamının gelişmesinin gerçek gereksinimleri üzerine dayanmalıdır.” (Stalin, Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm, s. 20)

Devrimci ideoloji de gücünü zaten böyle bir pratik çalışmadan, yani toplumun maddi yaşam koşullarındaki gelişmelerden, gerçek yaşamdan kopmamasından alır. Parti-Cepheli, halk ve savaş gerçeğini kavrarken bu maddi yaşamın içine girmiş olur.

Halk gerçeğini reddedenlerin, küçümseyenlerin devrim iddiasında da bir boşluk vardır. Neyi değiştirmeyi düşünüyorlar ve yerine ne koyacaklar? Diyelim ki koydular. Koydukları şeyler tanımadıkları, sorunlarını, değerlerini, geleneklerini bilmedikleri halkın hangi ihtiyaçlarını ve özlemlerini karşılayacak?

Devrim gibi bir sorunu olmayanlar, devrimci bir bakış açısından, devrimci çalışma tarzından uzaktırlar. Bunun için halk gerçeğini inceleme, halkın güzelliklerini keşfetme, olumlu değerlerini bulma, olumsuz yanlarını ayrıştırma, onları devrimci değerlerle bütünleştirme gibi bir kaygıları da yoktur. Onların bütün derdi, pratikten kopuk soyut teorileri incelemektir. Bu incelemelerinin sonucunda ne kadar uç ve uçuk teoriler ortaya koyarlarsa, o kadar Marksist-Leninist veya komünist olduklarını sanırlar. Ama hepsinin ayakları havadadır. Çünkü Marksist-Leninist olmak, tarihsel ve diyalektik materyalizmi benimsemektir. Bunun da bir tek kuralı vardır; ülke ve halk gerçeğiyle bütünleşmek, içinde bulunduğu dünyayı, bu dünyada savaşım verdiği ülkeyi, onun koşullarını çözümlemektir. Yani başka deyişle somut koşulların somut tahlili. Bu çözümlemelerin sonunda ortaya çıkan sınıflar gerçeği üzerinden tarafını belirlemek ve taraf olduğu sınıfla, karşısında olduğu sınıf arasındaki çelişkilerden hareketle sınıflar savaşını yükseltmektir. Tarihsel ve diyalektik materyalizm bunu emreder. Halk gerçeğinden, tarihinden kopuk bir devrimci hareketin gelişip güçlenmesi düşünülemez. Aksi takdirde üretilen politikalar ve ortaya atılan teoriler pratik yaşamla uyuşmaz. Halkın ihtiyaçlarına cevap vermez. İhtiyaçlarına cevap bulamayan bir halkın da devrime katılması beklenemez.

Halkı Tanımayanlar Onu Harekete Geçiremezler; Çünkü yaşadığı sorunları, özlemlerini, ihtiyaçlarını bilmezler. Neye tepki duyup, neye tepki duymadığını, duyarlılıklarının nerede yoğunlaştığını anlayamazlar. Düzenin yozlaştırma, çürütme çabaları karşısında halkın hangi değerlere sarılarak ayakta kaldığını bilemezler. Bunları bilmeyenler, Elbistan’da polisler halkın namusuna saldırdığında ortaya çıkan öfkeyi anlayamazlar. “Gerici” denilen halkın bir anda devleti hedef alıp karakola yönelmesine bir anlam veremezler. Oysa kendileri Sovyet, Çin veya Arnavutluk’tan edindikleri “deneyimlerle” kaç kez halka “ayağa kalk”, “savaşa katıl” demişlerdir...

Ne Arnavutluk ne Çin, ne de herhangi başka bir ülkenin koşulları, halkının değer ve gelenekleri bize, Anadolu topraklarına uymadığı, uymayacağı için, şablonlarla, basma kalıp fetvalarla uğraşanlar, hep hüsrana uğramışlardır. Onların formüle ettiği taleplerde, sloganlarda, onların yaşamlarında, onların tarzlarında halk kendisini bulamamıştır. Halk peşlerinden gitmeyince kendilerini sorgulayıp muhasebe yapmak yerine ya “bu halk adam olmaz” diyerek, ya düşmanın “gücünü” keşfederek sonuçta devrimden vazgeçmişlerdir. Sonuçta da savaş alanını terketmek zorunda kalmış, yokolup gitmiş veya legalizm, reformizm batağına saplanmışlardır.

Oysa halkı, halkın tarihini tanısalar, “adam olmaz” dedikleri bu halkın Selçukludan, Osmanlıdan bu yana eşitlik, özgürlük, adalet için onlarca kez ayaklandığını, yüzbinlerce can verdiğini fakat yine de zulme boyun eğmediğini, en suskun denilen dönemde “dipten gelen dalga” misali onbinlerle ayaklandığını ve egemenlere ecel terleri döktürdüğünü de bilirlerdi. Ayaklananların her milliyetten, mezhepten ve inançtan Anadolu halkı olduğunu, omuz omuza zulme karşı savaştığını bilirlerdi. Anadolu toprağının her karışında isyan tohumlarının ekili olduğunu, halkın kanı olduğunu bilirlerdi. Ve yine aynı şekilde, bu halkın mesela Osmanlı’nın son yüzyıllarında olduğu gibi, veya mesela 1938 sonrasında olduğu gibi, onca ayaklanmadan sonra nasıl ve neden öyle yüzyıllar, onyıllar süren suskunluklar yaşadığını da az çok tahlil edebilirlerdi. Ama tanımazlar ve bilmezler. Bu yüzden ne Anadolu halk hareketlerinin, kitle hareketlerinin karakteristik özelliklerini tahlil edebilir, ne de onları harekete geçiren dinamikleri tanıyabilirler. Mesela böyle olduğu içindir ki, onur, namus, vatan, adalet gibi kavramları geridir, feodaldir diyerek küçümserler. Bunları sınıf savaşlarının klasik tabloları içinde bir yere oturtamazlar.

Marksist-Leninist olmak onura, namusa, vatana, halk değerlerine karşı olmak mıdır? Geçmişi reddetmek midir? Kuşkusuz hayır. Marksist-Leninist olmak, bilimsel olmaktır. Yaşadığı dünyayı, toplumu, bulunduğu halkı incelemek, koşullarını doğru tahlil edebilmek ve tarihsel gelişimini çözümleyebilmektir. Tarihte yaşanan olayların gelişiminin bugünlerle yarınlarla bağını kurabilmektir.

Marksizm-Leninizm bir dünya görüşü, yaratıcı bir eylem kılavuzudur. Yaratıcılığının temeli, bir dogma olmaması, somut koşulların somut tahlilinde kendini sürekli yeniden üretmesi ve yenilemesidir.

Marksizm-Leninizmin bir dünya görüşü, bir eylem kılavuzu olarak ortaya çıkmasının temelinde zaten, halkların, toplumların ve doğa olaylarının incelenmesi, araştırılması vardır. Gerçek komünistler, bir devrimci ya da devrimci hareket için doğru dünya görüşü olan Marksizm-Leninizmi kendi ülkesinin, kendi ülkesindeki sınıf ve katmanların koşullarına uyarlayanlardır. Bu da ancak ülkenin tarihini, halkın yaşamını, geçirdiği toplumsal evreleri ve şu anda içinde bulunduğu durumu tam ve doğru biçimde analiz etmekle, değiştirmek için harekete geçmekle mümkündür. Halk gerçeğini doğru devrimci bakış açısıyla incelemek bir yandan halkı tanıma ve halkın içinde kök salmanın koşullarını yaratırken, diğer yandan halkın varolan düzenle çelişkilerini de ortaya çıkarmamızı sağlar. Ortaya çıkan bu çelişkiler de, halkı neyle, nasıl örgütleyeceğiz sorusuna doğru cevaplar bulmamızı sağlar ki, bu da bizi devrime taşıyacak anahtardır.

Bir ülkede yükselecek devrim, ancak o ülke halkının kitlesel biçimde devrime katılmasıyla olur. Halkın devrime katılması ise, devrimcilerin halkın nabzını doğru tutmaları, halkla bütünleşmeleri ve halkı temsil edip etmemeleriyle doğru orantılıdır. Halkı temsil etmek, ancak doğru devrimci bir bakış açısıyla, doğru politika ve taktikler belirleyip bunları hayata geçirmekle mümkündür. Bunu başarabilmek için, halkı tanımak, onun değer ve geleneklerini, özlemlerini, yaşamını, ileri ve geri yanlarını, içinde bulunduğu ruh halini iyi bilmek ve iyi çözümlemek zorunludur.

“Bu yüzden, toplumun maddi yaşam koşullarını etkilemek ve gelişmesini, ilerlemesini hızlandırmak için, proletarya partisi, öyle bir sosyal teoriye, öyle bir sosyal düşüne dayanmalıdır ki, bu sosyal düşün ve teori, toplumun maddi yaşamındaki gelişmenin gereklerini doğru bir biçimde yansıtsın; ve böylece de geniş halk yığınlarını harekete geçirmeye, onları, karşı-devrimci güçleri ezmeye ve toplumun ileri güçlerine yol açmaya hazır proletarya partisinin büyük ordusu içinde seferber etmeye ve örgütlemeye yetenekli olsun.” (age. sayfa: 23)

Halk Gerçeğini Çok Yönlülüğü İçinde Kavramalıyız; Cephe’lilerin halk gerçeğini incelemede, halkın değerlerini, geleneklerini öğrenmedeki amacı, halkı tanımak, böylelikle halkı örgütlemenin, halktaki dinamikleri devrime aktarmanın, ve devrime engel olan yanlarını değiştirmenin koşullarını yaratmaktır. Üretilen teorinin, belirlenen taktiklerin, politikaların maddi yaşamdaki karşılığını sağlamaktır. Bugüne kadar üretilen her politika, belirlenen her taktik, Parti-Cephe’nin halkın içinde kök salmasından dolayı, karşılığını bulmuştur.

“Süreci tahlilde isabet, taktiklerde ustalık, sadece bizim çizgimizde vardır. Sadece bizim sloganlarımız, ağzımızdan ilk haykırıldığı günden bugüne susturulamadı. Dilden dile, kuşaktan kuşağa yayıldı.” (DHKP-C Kongre Kararları, sayfa: 172)

Halk gerçeğimizi neden öğrendiğimiz net olarak kavrandığında, halk gerçeğinin çok çeşitli yanları karşısındaki tutumumuz da netleşip daha doğru bir çizgiye oturur. Halk gerçeği karşısında ne oportünizmin halkın değer ve geleneklerini küçümseyen sol, sekter, reddiyeci bir çizgide olabiliriz, ne de “halk dalkavukluğu” olarak ifade edilebilecek ve halkın tüm değer ve geleneklerini sorgusuz sualsiz kabul eden, benimseyen sağ bir yaklaşım içinde olabiliriz. Biz, bunların dışındaki devrimci çizginin temsilcisiyiz. Bu devrimci çizgi, halkın değer ve geleneklerinde devrimci olanı açığa çıkarır, halkın yaratıcılığını, üretkenliğini, ihtilalci yanlarını devrime kazandırırken, halkın devrime engel olan, ayak bağı olan değer ve geleneklerini de onu örgütleme sürecinde değiştirip dönüştürmeyi içerir.

Halk, tarih boyunca hiç değişmeyen bir konumda olmamıştır. Ve yine iyi bilindiği gibi, halk dediğimiz olgu, homojen değildir. Halka ve halkı oluşturan sınıf ve katmanlara kitabi ölçülerle bakılamaz. Bu sınıf ve katmanların temel olarak salip oldukları gelenekler, temel olarak sahip oldukları sınıf değerleri, hayatın içinde “çıplak” olarak karşımıza çıkmazlar. Bunlar pek çok etken tarafından şu veya bu biçimde değiştirilmiş, etkilenmiş olarak bulunur. Halk gerçeğimizi kavramak, bir yanıyla da bunları ayrıştırmaktır. Bunlar ayrıştırıldığında, halk gerçeğimizin ne bütünüyle olumlu, ne de bütünüyle geri bir tablosunun çizilemeyeceği, halk gerçeğinin bunları çok çeşitli biçimlerde içerdiği de daha net ortaya çıkacak, daha iyi anlaşılacaktır.

Halkın pek çok olumlu değeri, geleneği bir anlamda tarihin derinliklerinde kalmıştır. Unutulmuş, daha doğru bir deyişle de egemen sınıflar tarafından unutturulmuştur. Halka kendi tarihi unutturulmuştur. Böyle bir halk içinde devrimci çalışma yürütürken, Sovyet tarihini çok daha iyi bilen, örneklerini bile Sovyet tarihinden seçen bir devrimci, elbette halka kendi tarihini kavratamayacak, tarihin derinliklerindeki o olumlu nitelikleri gün yüzüne çıkartamayacaktır. Halk gerçeğimizi incelemek, tarihin ve halkın derinliklerine nüfuz etmektir. Öte yandan, yaşayan pek çok gelenek ve değer, mevcut koşullarda pekala gerici bir misyon da yüklenmiş olabilir; ki egemen sınıflar onyıllarca gelenekleri bu biçime dönüştürmeye çalışmış ve yer yer de başarılı olmuşlardır. Bu noktada geleneklerin, bugün sahip olmadıkları bir misyonu gözönüne alıp, o gelenekleri savunmaya kalktığımızda, o engeli pekiştirmiş oluruz. Bu noktada o geleneğin ilerici, olumlu yönünü açığa çıkarmaya çalışırken, halka yeni devrimci gelenekler kazandırmayı da hedefleyeceğiz. Halkı örgütlerken, yeni bir kültürü de hakim kılmaya başlayacağız. Halk gerçeği bu bakış açısıyla kavranıp, bu bakış açısıyla devrimci bir dönüşüme uğratılacaktır. Halk gerçeğimizi incelemek, tarihin ve halkın derinliklerine nüfuz etmektir. Öte yandan, yaşayan pek çok gelenek ve değer, mevcut koşullarda pekala gerici bir misyon da yüklenmiş olabilir; ki egemen sınıflar onyıllarca gelenekleri bu biçime dönüştürmeye çalışmış ve yer yer de başarılı olmuşlardır. Bu noktada geleneklerin, bugün sahip olmadıkları bir misyonu gözönüne alıp, o gelenekleri savunmaya kalktığımızda, o engeli pekiştirmiş oluruz. Bu noktada o geleneğin ilerici, olumlu yönünü açığa çıkarmaya çalışırken, halka yeni devrimci gelenekler kazandırmayı da hedefleyeceğiz. Halkı örgütlerken, yeni bir kültürü de hakim kılmaya başlayacağız. Halk gerçeği bu bakış açısıyla kavranıp, bu bakış açısıyla devrimci bir dönüşüme uğratılacaktır.

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de


12. Tem 2013, 03:24
Profil Web sitesini ziyaret et
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker