Zaman: 19. Eyl 2017, 16:37

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
 Her birimiz bir örgüt olabiliriz 
YazarMesaj
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 658
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj Her birimiz bir örgüt olabiliriz
Her birimiz bir örgüt olabiliriz

Hani sık kullandığımız bir kavram vardır: "Tek başına örgüt olmak". İşte onu biraz daha genişleterek ele alacağız bu çalışmamızda. Tek başına örgüt olmak, iki kişiyle örgüt olmak, beş kişiyle örgüt olmak, yedi-sekiz-on kişiyle örgüt olmak.... Yazımızda "tek başına örgüt olmak" denilince, bundan sadece bir kişiyi değil, herhangi bir yerde, yeterli kadro yokken, kendi mütevazı çabalarıyla mücadeleyi sürdüren, örgütlenmeye çalışan küçük gruplar halindeki insanlarımızın "örgüt olma"larını da kastediyor olacağız.

Herhangi bir yerde, ister İstanbul'un bir gecekondu semtinde, ister Ankara'nın bir fakültesinde, ister Anadolu'nun bir ilinde veya ücra bir kasabasında olalım, orada kaç kişiysek, o kadar kişiyle bir örgüt olmak zorundayız. Bu olmadan mücadele yürümez, gelişmez.
En kaba haliyle bakarak şu soruyu soralım:

–Bir örgüt neler yapar?

Belli mekanizmalar kurar. Eylem yapar. Örgütlenme yapar. Propaganda ajitasyon yapar; bunun için bildiri, dergi ve benzeri yayınlar yapar, pankart, afiş gibi araçlar kullanır. Diğer devrimci-demokratik güçlerle görüşmeler yürütür, birlikler yaratmaya çalışır. Ülkedeki baskılara zulme karşı eylemler yapar. Eğitim çalışmalarını organize eder... Örgüt içinde kolektivizmi, eleştiri-özeleştiriyi, disiplini, denetimi uygular.

Şimdi mesela, Giresun'da 5 devrimcinin olduğunu düşünelim. Ne yapacak bunlar? Eğer bulundukları yerde bir mücadele verecek ve bir örgütlenme çalışması yapacaklarsa, yukarıda sıralananların hepsini, asgari düzeyde de olsa yapmaları gerekecektir. Yani o 5 kişi, "beş kişi olarak, koskoca bir örgüt olacaklar" orada. Olmaları gerekir.

Bulunduğumuz her yerde, kaç kişi olursak olalım, imkanlarımız ne olursa olsun, iddialı olmalıyız. İdealize etmeden bir örgütü yaratabileceğimiz güvenini duymalıyız.

Hatta şöyle düşünelim. Diyelim ki, bir yerde üç kişiyiz, beş kişiyiz, on kişiyiz ve hiçbir merkezi organizasyon dahilinde herhangi bir ilişkimiz yok. İşte o koşullarda bile, biz orada bir örgüt olabilmeliyiz, orada örgütlenmeyi sürdürebilmeli ve örgütlenmeyi temsil edebilmeliyiz. Bunu yapabilmek içinse elbette, örgüt nedir, hangi bölümlerden oluşur, neler yapar, nasıl işler, bu konularda kafamızda her şey daha şekillenmiş olmalıdır.

Şu şiiri dinlemişsinizdir:
"Tek insan nedir ki? Sadece bir damla... Uçsuz bucaksız gökyüzünün boşluğuna savrulmuş, sarhoş başıboş bir yağmur damlacığı...
Tek insan neye yarar? Azgınca uğuldayan fırtınalar altında...
Kuşatınca onu o kudurgan sancılar... Dayanınca bağrına kanlı elleri yeryüzünün... Tek insan ne yapabilir?.."
Sonra şöyle devam eder Nihat Behram'ın şiiri:
"Al ve savur benim de yüreğimi.. Ufkuna kat, ateşlendir, şekil ver bakışlarıma... Beni yalçın güzelliklerle kuşandır... Sarsılmaz yiğitliklerle donat... Düşmana öfkemi bile, gürleştir, bilgimi rüzgarınla aydınlat... Örgütüm al beni halkımla yeniden yarat..." (N. Behram, Yalın Yürek)

Örgütün gücüdür bu.
Bir tek kişiyi, bir kişi olmaktan daha fazla bir güce kavuşturur. üç kişi, örgütlü olduğunda, üç kişi olmanın ötesinde bir güce sahip olurlar. Üç kişi, örgütlü olmanın da bir adım ötesine geçip örgüt olduğunda, onlar artık sadece üç kişi değildirler.

Örgüt üzerine yapacağımız bu çalışma, bir anlamda da bize, güç olmanın, tek başına, iki kişi, üç kişi, beş kişiden o kişilerin gücünü aşan bir örgüt yaratmanın anahtarını vermiş olacaktır.

–Örgüt nedir?

Bu soruyla devam edelim.
Örgüt, "belli bir amaç ve hedefler doğrultusunda bir araya gelmiş, kendi içinde bir program ve tüzüğe sahip, ulusal, mesleki, ekonomik, dinsel, sınıfsal, siyasal ya da benzer ortaklıkları olan topluluk veya grup"tur.

Örgüt; ideolojidir, programdır, kurallar, gelenekler bütünüdür, kurumlardır.
Örgüt; ekonomik, demokratik, ideolojik, politik, askeri mücadeleyi yürütecek kurumlaşmalardır.

Örgüt; kadrodur, taraftardır ve örgüt, yöneticileri, kadroları, taraftarları, üyeleri, sempatizanlarıyla bir bütündür... Bize son derece doğal gelen, ‘başka türlü olmaz ki zaten' diye düşündüğümüz bu nokta da özellikle önemlidir. Çünkü aslında burjuvazi uzunca bir süredir, daha dar, seçkinci ve sadece "aktivisitler"den oluşan örgütlenmeleri empoze ediyor. Örgütlenmeleri "temsilciler örgütleri"ne, mücadeleyi de "temsilcilerin, yöneticilerin sürdüreceği" bir mücadeleye dönüştürmek istiyor. İşçi memur sendikalarının, odaların çeşitli vesilelerle gündeme getirdikleri "temsili" eylemler, bu anlamda hiç normal görülebilecek eylemler değildir.

Devrimci bir örgüt; önderliği, kadroları, sempatizanları, taraftarlarıyla, komutanları ve savaşçılarıyla, en sıradan kitle ilişkileriyle bir bütündür. O halde buradan çıkaracağımız ilk sonuç şudur; bulunduğumuz her yerde, bir örgüt olmaya çalışırken, tüm ilişkileri kucaklamaya çalışmalıyız. "O bir şey yapamaz", "bunun düzeyi çok geri" demeden, herkesin o "örgüt" içinde yapabileceği bir şey olabileceği bakış açısıyla hareket edeceğiz.
Oportünizm ve revizyonizmin örgüt geleneğinde, çok çeşitli niteliklere sahip insanların aynı örgüt içinde bir araya getirilmesi, onların birbirleriyle ilişkileri, aralarındaki hiyerarşinin nasıl işleyeceği hep "tüzük"lerle halledilmiş ve bu yüzden de sorunlar hiç bitmemiştir. Devrimci örgüt geleneğinde ise, örgütü kadroları, taraftarları, yöneticileri, kitle ilişkileriyle bütünleştiren, onlarca yıllık mücadele içinde oluşmuş gelenekler ve güven ilişkileridir. Bir örgütün harcı, "ideoloji, program ve bunların hayat içinde sınanmasıyla oluşmuş ortak ruh hali ve kültürdür."

Burada yine, bulunduğumuz her yerde "örgüt olmak" açısından çıkaracağımız sonuca bakarsak; beş kişi eğer bir örgütlenme oluşturduysak, orada biçimsel kurallara değil (onlar da olur elbette, ama asıl yaslanacağımız onlar değildir), mücadele yoldaşlığına, tarihimiz ve geleneklerimiz içinde oluşmuş güvene dayanmalıyız... Evet, örgüt olmaya, örgütü tarif etmeye devam ediyoruz.

–Nasıl örgüt olunur?

Örgüt olmak, çeşitli kurumlar, mekanizmalar oluşturmaktır.
Klasik olarak örgütlerin Genel Komiteleri, Merkez Komiteleri olur. O halde, herhangi bir yerde asgari bir örgütlülük oluşturduğumuzda, ilk hedefimiz o örgütlülüğün bir komitesini oluşturmak olmalıdır. Bir komite, iradilik demektir. Eğer bir yerde diyelim ki 10 kişiysek ve henüz bir komite oluşturmamışsak, orada henüz kendiliğindenlik hakim demektir. İradileşme eksik demektir.
Keza, bir yerde örgüt olmak istiyorsak eğer, mutlaka eğitim gruplarımız da olmalıdır.

Bir yerde örgütlenmek, bir alan, birim örgütlenmesi yaratmak, orada adım adım kurumlaşmaktır. Kurumlaşma, eğitim gruplarından, komiteleşmeden başlar, çok çeşitli geçici veya kalıcı hücrelere, legal illegal örgütlenmelere kadar uzanır. Örgütlenme nicelik olarak büyüdükçe, kurumlaşmalar, mekanizmalar da gelişir, artar. Aynen merkezi örgütte olduğu gibi, farklı kesimlere, farklı alanlara yönelik kurumlaşmalara gidilir. İhtiyaçlarımıza göre, mesela bir yerde "kültür komitesi" oluştururuz. Bir yerde "örgütlenme komitesi", bir yerde "esnaf komitesi" olur...

Herhangi bir yerde 5 kişi olabiliriz, 10 kişi olabiliriz, 20 kişi olabiliriz. Eğer 5 kişi, 10 kişi orada bir örgüt olamıyorsak, hepimiz sürekli koşturmaca içinde olsak bile, mücadelemizden, faaliyetlerimizden istediğimiz verimi elde edemeyiz. Enerjimizin, emeğimizin, zamanımızın bir bölümü boşa gider.

Örgüt olmak, plan, program sahibi olmaktır.
Planlı programlı olduğumuzda, kurumlaşmış olduğumuzda yaptığımız tüm faaliyetlerden çok daha fazla sonuç alacağımız kesindir. Değilse, insanlarımız sürekli koşturuyordur, bir çok faaliyet, bir çok eylem gerçekleştiriyordur ama orada örgütlenmemiz gelişmiyordur, daha nitelikli adımlar atamıyoruzdur. İşte "örgüt olmak" bu noktada önemlidir.

Örgüt olma'nın bir başka olmazsa olmaz koşulu, kolektivizmdir.
Eski bir yazımızda şöyle deniyordu: "Başarısız bir eylemde, başarısız bir kampanyada, aksak bir gösteride, sonuçsuz herhangi bir işte... hepsinde nedenlerden biri olarak mutlaka kolektivizm eksikliğini bulursunuz."
Eğer biz bulunduğumuz yerde, üç kişiyiz, beş kişiyiz demeden örgüt olacaksak, mutlaka kolektif bir ilişki ve işleyiş kurmalıyız kendi aramızda. Kolektivizm bazen "ağırlaştırır": Görüş sor, öneri ve görüş bildirilmesi için bir zaman ver, öner ve görüşleri topla.. Uzun iş. Ek emek, ek zaman gerektiriyor.
Ama böyle olsa bile, kolektivizmi çalıştırmalıyız.

İkincisi, aslında eğer biz sistemli, planlı çalışırsak, kolektivizmi işletmek, ek zaman gerektirmez. Biz zaten önümüze geleceği belli olan konulara dair, çok önceden görüş sorarız. Ama elbette herşeyi son anda gündemimize alırsak, o zaman ya öneri sormak, kolektivizmi işletmek, gecikmeye yol açacaktır ya da her şey sıkışacaktır...

Belirttiğimiz gibi, ortaya çıkabilecek tüm sorunların çözümü vardır ama çözüm asla kolektivizmden vazgeçmek olmamalıdır.
Kolektivizmi hayata geçirmeyen örgüt de olamaz. Neden? Çünkü, aslında kolektivizmi hayata geçirmemek, tabana, halka gitmemektir. Kadrolaşma yapmamaktır, insanları eğitmemek, geliştirmemektir. Kolektivizm olmadan, kolektivizmin kurumları, komiteleri olmaksızın örgütlenme nasıl kalıcılaşır, insanlar nasıl eğitilir?

–Kendini örgütle özdeşleştirmek neleri içerir?

Hepimiz biliriz, örgütü kendi dışımızda bir mekanizma olarak görmek eğilimi yaygındır.

Evet, örgüt tek tek kişilerin toplamının ötesinde bir şeydir. Herhangi bir birimle, alanla, komiteyle, kişiyle özdeşleştirilemez.

Fakat öte yandan, örgüt, bizizdir. Hepimizizdir. Bizim dışımızda bir örgüt yoktur.

Bizim burada anlayış olarak, kültür olarak asıl üzerinde durmamız gereken yan ikincisidir.

Hangi düzeyde olursa olsun, sıfatı, kadro, taraftar, savaşçı, ne olursa olsun, her insanımız kendini "örgüt" olarak görebilmeli, kendini hareketle özdeşleştirebilmelidir.

Kendimizi örgüt olarak görebilmek, aslında "tek başına örgüt olma"nın, bulunduğumuz her yerde örgüt olmanın zeminidir.

Bu nasıl şekillenecektir?

BİR: En başta kadrolar, kadro adayları olmak üzere, tüm Cepheliler, kendilerini bulundukları yerde, örgütün temsilcisi gibi görmelidirler. Ve zaten aslında ÖYLEDİRLER de.

Bu konuda özel bir görev verilmiş olsun veya olmasın, her insanımız, bulunduğu şehirde, semtte, alanda, birimde, "örgütün doğal temsilcisi" durumundadır.

Herşeyden önce, kitleler, karar verirken, bize inanıp inanmamayı belirlerken, bulundukları alandaki birimdeki Cepheliler'e bakarak karar verirler.

İKİ: Kendini örgüt olarak görmenin ikinci boyutu, örgütün yapması gerekir diye düşündüğün her şeyi, yapmaya önce kendimizin başlamasıdır.

ÜÇ: Bulunduğumuz alanda ajitasyon ve propagandayı nasıl yapmalıyız, nasıl örgütlenmeli, hangi araç ve yöntemleri kullanmalıyız, "örgüt olmak" bunları yukarıdan, merkezden beklemeden kendimizin düşünmeye ve üretmeye başlamasıdır.

DÖRT: Kendi başımıza örgüt olmayı, kafamızda somutlamanın en iyi yolu, bir an kendimizi örgütle tüm bağı kesilmiş olarak varsaymaktır. Bir an böyle varsayalım.

O zaman örgüt adına ne yapılması gerekiyorsa, hepsini kendimizin üstlenmesi gerekir değil mi? Diyelim orada bildiri mi yayınlanması gerekiyor, bir prosteto eylemi mi yapılması gerekiyor, kitle çalışması mı yapılacak, karşı-devrimin şu veya bu demagojisine, yalanına cevap verilmesi mi gerekiyor, oradaki tek kişi, üç beş kişi ne yapacak, bunları üstlenecektir. İşte "tek başına örgüt olmak" bunu sürekli kılmaktır.

BEŞ: Herhangi biri, şu veya bu işe ilişkin olmadı diyebilir, yetişmedi diyebilir, yapamadım diyebilir, gidemedim diyebilir, bundan bir şey olmaz diyebilir. Örgüt diyemez. Örgüt bunlardan hiçbirini diyemez. Örgüt olmak da aslında, bunları dememeye başlamaktır.

ALTI: Örgüt, Türkiye çapında, mücadelenin öncüsü olma misyonuyla hareket eder. Bulunduğu alanda, birimde örgüt olma misyonuyla davranmak da, o alanda, birimde öncü olma misyonunu, sorumluluğunu, iddiasını üstlenebilmektir.

Bunun en temel gereklerinden biri de bulunduğu alanı iyi tanımak, araştırıcı olmak ve "politika üretebilmek"tir. Yani bizim "örgüt olma" bilinciyle davranacak insanlarımız, merkezi politikaları, kendi alanına uyarlayabilmelidir. Propaganda ve ajitasyon çalışmaları, bulunulan alanın özgünlüklerini de içerecek şekilde yürütülmelidir.

YEDİ: Örgüt, sorun çözendir. Örgüt olabilmek, sorunlarımızı başka yere havale etmeden, çözümsüzlüğü de havale etmeden çözme iradisini gösterebilmektir.

Örgüt, kadrolaşma yaptırandır Örgüt olabilmek, kendi içinde bunu gerçekleştirebilmektir. Örgüt, gelişmeler karşısında karar almak, tavır belirlemektir. Örgüt olma iddiası, bulunulan alana, birime özgü gelişmeleri izleyip aynısını yapmayı gerektirir. Örgüt, olanaktır, insandır. "Tek başımıza" örgüt olabilmek, olanakları kendi alanımızdan yaratmak, insanı kendi alanımızdan bulup yetiştirmektir.

SONUÇ: Bütün bunları asgari düzeyde yapabilir noktaya gelmek, büyük bir gelişmedir. Manevi anlamıyla, inanç ve cüretiyle "tek başına örgüt" olma iddiasını ve güvenini gösterenler, işte bu sürecin sonunda gerçek anlamda örgüt olurlar. Bulundukları alanın ideolojik, politik, örgütsel tüm ihtiyaçlarını karşılayabilir hale gelirler.

–Örgüt olmak, örgüt insanı olmaktan geçer!

Tek başına örgüt olmak, elbette ki, tek tek "örgüt insanı" olmayı da şart koşar. Bu kavram (yani örgüt insanı olmak), bir devrimci için önemlidir. Özellikle burjuvazinin devasa ölçülerde ve sinsice ideolojik bir saldırı içinde olduğu günümüz dünyasında, o saldırılar karşısında dik durabilmenin, o saldırılar karşısında yüreğimizin pekliğini, beynimizin duruluğunu koruyabilmenin en önemli dayanak noktalarından biri örgüt insanı olabilmektir.

Örgüt insanı olmak, her durumda örgüt gibi düşünmektir, olaylar ve olgular karşısında örgüt gibi tepki vermektir. Örgüt insanının duyguları da kişisel değildir, o örgütü için kötü olana üzülür, iyi olana sevinir... Her olaya da o gözle bakar zaten: Örgüt için iyi mi, kötü mü?

Neden böyledir? Çünkü aslında örgüt, ideolojidir, idealimizdir, umudumuzdur. O zaman onun tek ölçü olmasında yadırganacak bir şey yoktur ve "tek başına örgüt" olmak, bu yüzden önce örgüt insanı olabilmekten geçer.

Şu biçimde kısa bir özet de yapabiliriz: "Örgüte, harekete ilişkin her konuda kimse bir şey demeden sorumluluk duymak, örgüte yönelen her olumsuzluğu, saldırıyı etimize iğne batmış gibi hissetmek ve önlemini almak, karşılığını geliştirmek, her eksiği ve her başarıyı yüreğimizde kendi eserimizmiş gibi duymak, kendimizi örgütle özdeşleştirmenin düşünce tarzı ve ruh halidir."

–Yarattığımız örgüt ruhu ve örgüt kültürü, bize tek başımıza örgüt olma gücünü verir

Örgüt kültürünün oluşması, bir ülkenin kurtuluş mücadelesi açısından önemli bir noktadır.

Solun belli kesimleri, 1980 sonlarından itibaren "örgüt tasfiyecisi" olmuştur. "Stalinist, Leninist örgüt modeli" gibi yaftalarla devrimci örgüt anlayışı alenen tasfiye edilmiştir. Örgütün karşısında, burjuvazi gibi, birey yüceltilmiş, bir savaş örgütü, bir çelik çekirdek yaratma görevini bir yana koyup, "örgüt içinde bireyin hakları" tartışmaları yapmışlardır.

Tek başına örgüt olma amacıyla yola çıkan Cepheliler, bu tarihi de unutmamalıdırlar. Biz, bütün bu tasfiyeci, dejenere edici süreçler karşısında, Leninist örgüt anlayışının savunucusu ve devrimci bir örgüt ruhunun geliştiricisi olduk. Bu geleneğimizi şöyle açıkladık:

"Bu ruh hiç bir program ve tüzükle açıklanamayacak ve güvence altına alınamayacak; güvenin, vefanın, yoldaşca bağlılığın, fedakarlığın üzerinde biçimlenen bir kültürdü. Öyle durumlar olur ki, herkes hiçbir talimat, karar olmadan ne yapılacağını, nasıl yapılacağını bilir ve cesaretle, özveriyle onun uygulayıcısı olur. Örgüt ruhu da budur zaten."

"Tek başına örgüt olmanın" geleneğimizdeki karşılığı da böyledir. Hiçbir talimat olmadan, hiçbir imkan olmadan, hatta ortada kimse yok görünürken, gerekeni yapmaktır. Bulunduğumuz yerde, kimse görev vermeden, devrimci hareketin varlığını, düşüncelerini, her yerde duyurmayı hedeflemek, devrimci hareketi her yönüyle temsil edebilmektir.

Tek başına örgüt olma iddiası, en başta bu sorumluluğu duymak, bu cüreti göstermektir.

Örgüt adamı; her yerde, koşullar nasıl olursa olsun, imkansızlıklar içinde de "ben varsam hareket de var" diyebilendir.

Örgüt adamı; bir yerde bir eksiklik varsa, yetersizlik varsa, ondan kendini sorumlu tutandır. Daha fazla işe, daha fazla sorumluluğa kendiliğinden aday olandır.

Bu bakış açısıyla bakıldığında, herkes, bulunduğu yerde ne eksikse onu yapacaktır. Bildiri mi yazılacak, yazan, dağıtılacak mı, dağıtan olacaktır. Örgütleyen olacaktır. Yöneten olacaktır. Hem kadro, hem taraftar, hem komutan, hem nefer olacaktır. Orada örgütün neye ihtiyacı varsa, o olacaktır. Mücadelenin neye ihtiyacı varsa onu yapacaktır. Örgüt olmanın özeti de budur.

Bu çalışmanın sonunda kadrolara, kadro adaylarına, her Cepheli'ye şunu önerebiliriz: Herkes, halen bulunduğu, çalışma yaptığı yere, "tek başına örgüt olma" sorumluluğu ve iddiasıyla yeniden bakabilir. O zaman inanıyoruz ki, dün gördüğümüzden daha farklı şeyler de göreceğiz demektir. Üzerimize düşen sorumluluklar anlamında, yapılması gerekenler ve yapılabilecekler anlamında, mevcut ilişkilerin nasıl olup olmaması gerektiği anlamında, yeni şeyler görebiliriz.

Meselemiz Niyazi Aydın'ın "benim olduğum yerde Devrimci Sol da vardır" anlayışını bulunduğumuz her yere taşımaktır. Meselemiz, eğer herhangi bir yerde tek başımızaysak, bir yerde sadece 2-3-5 kişiysek, "örgüt benim"; örgüt biziz" diyebilecek cüret ve kendine güvene sahip olmamızdır.

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de


16. Eyl 2012, 03:26
Profil Web sitesini ziyaret et
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker