Zaman: 19. Eyl 2017, 16:37

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
 Propaganda 
YazarMesaj
Mesaj Propaganda
Sevgili yoldaşlar, sevgili okurlarımız, hepiniz okulumuza hoş geldiniz. Öğrenmek, öğrenmek, öğrenmek hepimiz için bitmek bilmez bir ihtiyaç. Öğrenmenin onlarca biçimi ve aracı var. Devrimci Okul da bunlardan biri olmaya çalışacak. Bugünkü dersimizle Devrimci Okulumuzu açıyoruz.

Burası, devrimin ve devrimciliğin okulu olacak. Dolayısıyla müfredatımıza devrime dair her şey giriyor. Okulumuzda, teorik, ideolojik konuları da örgütsel, pratik sorunları da ele alacağız. Okulumuzun öğrencileri öncelikle kadrolar ve kadro adayı arkadaşlarımız ve hayatın içinde, pratik faaliyetleri omuzlayarak devrimi örgütleyen tüm yoldaşlarımızdır. Fakat elbette şu anki konumu, durumu ne olursa olsun, devrime umut bağlamış ve devrimciliğe niyetli tüm okurlarımız da bu okulun öğrencisidir.

Gördüğünüz gibi sınıfımız bir hayli kalabalık. Bu okulda, tüm öğrenci arkadaşlarımızın, bizimle birlikte düşünmesini, birlikte sorular sormayı, birlikte tartışmayı amaçlıyoruz. Arkadaşlarımızın tüm derslerde kolektif ve dinamik bir katılım göstermelerini bekliyoruz. İstiyoruz ki bu yazılar, herhangi bir yazı olarak okunup geçilmesin. Okulumuzun öğrencileri, her paragrafını kafasında tartsın, tartışsın, sonuçlar çıkarsın. Böyle olmasını istediğimiz için de okurlarımızı, kafalarında oluşabilecek sorularıyla sık sık sayfalarımızda konuk edeceğiz. Yine istiyoruz ki bu çalışmamızda, teoriye, pratiğe dair yerleşmiş yanlışları, sola bir şekilde sızmış çarpıklıkları, çarpıtmaları da açığa çıkarıp doğrularımızı hakim kılalım.

Bu kısa girişten sonra, tahtanın başına geçiyor ve ilk dersimizin konusunu yazıyoruz: Propaganda.


Dersimize bir tanımla başlayalım. Tanımlar, ele alınan olgunun tüm yönlerini içermezler genellikle, bazen şematiktirler, ama yine de tanımlar bir sorunun anlaşılmasında ve anlatılmasında yararlıdır. Dersimiz propaganda olduğuna göre, bu noktada ilk notumuzu da düşebiliriz: Propaganda yaparken, anlattığınız olayın, olgunun ne olduğunu iki kelimeyle de olsa mutlaka tanımlayın. Nasıl olsa biliniyordur diye düşünmeyin. Evet, propaganda tanım olarak şudur:

"Herhangi bir düşünceyi yaymak için gösterilen her türlü çaba, gerçekleştirilen her türlü faaliyet."

Kelime, yapısından da anlaşılacağı üzere, başka dillerden gelmiş dilimize. Kavram da zaten ‘yaymak' anlamındaki ‘propagare' sözcüğünden türetilmiş. Bu anlamda propagandanın en kısa tanımı "düşünceyi yaymak"tır.

– Peki nasıl yayacağız?

Başlayalım düşüncelerimizi yaymaya. Mesela bir mahallede bir toplantıya katılacağımızı varsayalım veya bir bildiri yazacağımızı. Ne anlatacağız?

Elbette ki GERÇEĞİ!
Gerçek nedir?
Emperyalizm bir gerçektir. Oligarşi bir gerçektir. Yeni-sömürgecilik bir gerçektir. Emperyalizmin gizli işgali bir gerçektir. Faşizm bir gerçektir.

Fakat sadece bunları soyut olarak anlatan bir propaganda, gerçeği içermesine rağmen istediğimiz sonuçları yaratmayacaktır.

– O halde ne yapacağız?

Gerçeği, halka en yakın, halkın içinde olduğu, yaşadığı somutluklardan hareketle anlatacağız.

Çoğu kez, arkadaşlarımız ben anlatamam, nasıl anlatacağım diye kendilerine güvensizlik duyarlar. Veya ben şimdi devrimin, sosyalizmin tanımını nasıl yapacağım diye kaygılanırlar. Elbette bu tanımlar da yapılmalıdır; ama aslında gerçeği anlatmak, halkı, en azından düşünce düzeyinde ikna etmek o kadar zor değildir. Çünkü gerçek, çıplak gerçek, güçlüdür.

Gerçek nedir?..

Gerçek açlıktır, işsizliktir, yoksulluktur, adaletsizliktir, sağlık, konut, eğitim hakkının gasbedilmesidir.
Soralım halka: Bunlar gerçek mi? Gerçek! Peki böyle olması doğru mu, hak mı? Kim evet diyebilir bu soruya? Hiç kimse.
Burjuvazinin propagandasında asıl amaç şudur: Halk gerçeği öğrenmemeli, varolan düzene razı edilmelidir.

Bizim içinse tam tersi geçerlidir.

Burjuvazi, bir gerçeği gizlemeye çalışacaktır. Biz ise tam tersini yapacağız. Kimin işi daha zor? Elbette burjuvazinin.

En iyi düzen bu düzen, başkasını boşuna aramayın, elinizdekiyle yetinmesini bilin, şükredin.."

Açlığı kabul edin, işsizliği kabul edin, yoksulluğu kabul edin, adaletsizliği kabul edin, yozluğu kabul edin, ahlaksızlaşmayı kabul edin... diye uğraşıyor burjuvazi. Düşünsenize, kabul edilmesi ne kadar zor şeyler istiyorlar halktan.

Eğer buna rağmen, burjuvazinin düşünceleri hakimse, bu onun düşüncelerinin doğruluğundan veya güçlülüğünden değil, propagandasının güçlülüğünden, bizim propagandamızın yetersizliğinden dolayıdır.

Mesela şu kadar açık ve çıplaktır: Açlık, şükretmekle giderilmez, yemek yemekle giderilir.
Düzen halka "şükredin" diyor.
O zaman bu iş nasıl çözülecek?
Eşitlikle, adil paylaşımla.
Peki eşitlik, adil paylaşım nasıl sağlanacak?
Propagandamızı yapmaya devam ettiğimizde, halk bu soruyla ve başka itirazlarla çıkar karşımıza.

– Halkın temel itirazları nelerdir?

Hayatında en az bir kez olsun, propaganda yapan, yani halka, gerçekleri, düşüncelerimizi anlatan hemen herkes, şu itirazla karşılaşmıştır:

"İyi tamam haklısınız ama... Yapamazsınız, siz kaç kişisiniz ki devlet çok güçlü"...

Onun o önyargısını aşmadıkça, onu devrime kazanamayız. O zaman ilk yapacağımız iş budur.

Düşüncelerimizi, ideallerimizi bir biçimde ulaştırdığımız insanlar, "güzel şeyler söylediğimizi", "haklılığımızı" teslim eder genellikle. Ama sonrasında katılmazlar bize.

Bu, hemen olacak bir şey de değildir; yüzyılların önyargıları vardır onların bu güvensizliğinin temelinde. Yüzyılların katliamları vardır.

Fakat bıkmadan anlatacağız. Çünkü dünya tarihi, onların bu önyargılarını, güvensizliklerini yıkacak sayısız örnek de sunuyor bize.

Dünya devrimleri var. Onları belki kendilerine uzak görürlerse, 1920'lerin başındaki kurtuluş savaşımız var. Bunlar, halkın, devasa güçlere sahip emperyalistleri, işbirlikçi iktidarları yıkabildiğinin örnekleridir.

Siyasi haklılık ve meşruluğumuz en büyük gücümüzdür. Onlar yalanın, biz gerçeğin, onlar adaletsizliğin, biz adaletin propagandasını yapıyoruz. Onların tanklarına, toplarına karşı siyasi üstünlüğümüz ve meşruluğumuz var.

Meşruluk tankın karşısında ne işe yarar diyen okurlarımızı duyuyorum. Yarar, bakın tarihe.

Eğer o meşruluğun gücü olmasaydı, o siyasi güç olmasaydı, hiçbir halk emperyalizme karşı kurtuluş savaşını zafere ulaştıramazdı. Eğer o meşruluğun gücü olmasaydı, o siyasi güç olmasaydı, şimdiye yeryüzünden tüm devrimci örgütleri çoktan yoketmiş olurlardı.

Halkı şu veya bu ölçüde, kısa veya uzunca bir süre, kandırabilseler de, mutlak zafer bizimdir; yani gerçeğindir.

– Halk bizi anlamıyorsa, suç kimde?

Zaman zaman umudu kırılan, veya çabuk bıkan sabırsız arkadaşlarımızın ağzından şunu duyarız: "Halk bizi anlamıyor".
Bu, bir devrimcinin asla söylememesi gereken sözlerden biridir.

Devrimci şöyle düşünmelidir; anlamıyorsa, demek ki biz anlatamıyoruz. Halkın anlamaması mı? Bizim anlatamamamız mı? Eksikliği önce kendimizde bulmalıyız.

Ben çok iyi anlatıyorum, halk bizi anlamıyor düşüncesi küçük-burjuvaziye aittir ve bir adım sonrası, "bu halk adam olmaz" düşüncesidir.

Onca bildiriye, dergiye rağmen, onca konuşmaya anlatmaya rağmen eğer yeterince anlatamıyorsak, ajitasyon propagandamızın içeriğini, yöntemlerini gözden geçirmeliyiz öncelikle.

Propaganda ve ajitasyon da bir savaş olduğuna göre, her kelime, her cümle, her bildiri, her dergi, birer kurşundur, bombadır. Ve eğer bunların barutu iyiyse, patlayıcı maddesi etkili ise, attığımız kurşunlar ve bombalar da etkili olacaktır.

İnsanların beyinlerinde yalanlardan örtülü kaleler vardır. Her gerçek, bu kaleleri yıkacak bir kurşun, bir bombadır. Öyle işte gerçek bu demeyle yıkılmaz onyılların, hatta yüzyılların kaleleri. Yüzyıllık kaleler bir kurşunla, bir bombayla yıkılır mı? Yalandan örülü kalelerin büyüklüğüne bağlı olarak onları yıkmak için gerçeği bıkmadan, usanmadan, defalarca, aylarca, yıllarca götüreceğiz insanlara.

– Propagandanın temel sorularından biri: Siz anlattıklarınıza inanıyor musunuz, önerdiklerinize siz ikna mısınız?

Kişi anlattıklarına kendisi inanmalı ki karşısındakini de inandırabilsin. Eğer anlattığınıza inanmıyorsanız, emin olun ki karşınızdaki insan bunu bir şekilde hisseder ve asla anlattığınıza ikna olmaz.

Yaptığını savunmak, savunduğunu yapmak, propaganda ve ajitasyonda en büyük güçtür. Ve biz bu güce sahibiz.

Düşünün, sosyalizmi inancı kalmamış, devrim için en küçük bir bedeli ödeyebilmek cüretinden uzak bir siyasi hareket, devrim, sosyalizm propagandası yaptığında kimi nasıl inandırabilir? Veya sıradan eylemleri adeta ayaklanma gibi göstermeyi, üç beş günlük açlık grevlerini "ölüm orucu" diye ilan edip gereğini yerine getirmemeyi, abartıcılığı tarz edinenler, kitleleri inandıramazlar.

Yukarıda dedik ki propagandada bizi güçlü kılan, gerçeği savunuyor ve anlatıyor olmamızdır. Hal böyleyken, kendisi hakkında gerçek olmayan şeyler anlatanlar, bu güce sahip olamazlar elbette. Abartıcılık, işte bu yüzden, propagandada en olumsuz, en yanlış yöntemlerden biridir ve de solun büyük kesiminin en temel zaaflarından biridir.

Bir direniş tarihine, güçlü geleneklere, hali hazırda sürdürdükleri dişe diş kavga örneklerine sahip olmayanlar, gerçeği bu açığı abartılarla kapatmaya çalışmaktadırlar. Ama bu kesimlerin çağrıları boşlukta kalmaya mahkumdur.

Kitlelere önerdiğini kendileri yapmayanların propagandası, suya yazılan yazı gibidir. Propaganda ve ajitasyon, aynı zamanda insanların kendi muhasebelerini yapmalarını sağlamaktır.

Hitap ettiğimiz insanlar, bizi dinlediğinde, bizi okuduğunda, "gerçekten, ben ne yapıyorum? niye yaşıyorum?" diyorsa,

Devrimcileri anlamak için "hakikaten bu devrimciler nasıl bu kadar cesur olabiliyor, nasıl bu kadar büyük fedakarlıklar yapabiliyor, nasıl canlarını veriyorlar?" sorusunu soruyorsa, o zaman propaganda bir amacına ulaşmış demektir.

Buradan çıkan sonucu da şöyle özetleyebiliriz: Propaganda ve ajitasyon, insanlara kendi muhasebelerini yaptırabilmektir. Bu beynin muhasebesi de olur, vicdan muhasebesi de... Ve her gerçek muhasebe, insanları gerçeğe, yani bize daha çok yaklaştırır.

– Çok bildiri dağıtmakla, çok dergi satmakla ne olacak?

İşte, propagandada bizi zayıflatan bir yanlış düşünce. Silahlı mücadeleye herşeyi halledecek sihirli değnek gözüyle bakan arkadaşlarda zaman zaman bildirileri, dergileri ve başka araçlarla yürütülen ajitasyon propagandayı küçümseyen yaklaşımlar olabilmektedir. Veya tersine kaymalar da olabilir elbette; temel mücadele biçimini yok sayarak bu tür faaliyetlere aşırı bir anlam yükleyen de olabilir. Bunların her ikisi de "sapma" dediğimiz düşüncelerdir.

Devrimci hareketin en ayırdedici yanlarından biri, bu tür sağ ve sol uç noktalara savrulmamasıdır. Doğru politika dediğimiz şey, herşeyi yerli yerine oturtmak, temel ve tali, asıl ve yedek, merkezi ve yerel, stratejik ve taktik olanı, doğru bir anlayışla ele alıp bütünleştirmektir.

Kimse, çok bildiri dağıttı, çok dergi sattı diye reformist olmaz. Mesele, bu çalışmayı hangi bütün içinde yaptığınızdır.

Daha önce bir yazımızda şöyle deniyordu: "Stratejik çizgimize hizmet ettiği ölçüde –ki bu da bize bağlıdır, doğru biçimlendirdiğimizde edecektir– derginin, bildirinin, afişin herkesten "en fazlasını" yapmalıyız."

Ne anlattığımız, ne kadar anlattığımız ve nasıl anlattığımız propagandanın temel unsurlarıdır. Pratiği örgütleyen her devrimci militan, bunların birbirinden bağımsız olmadığını bilmelidir.

Şöyle örnekleyelim:

Diyelim ki çarpık çurpuk bir düşünce anlatıyorsunuz, 5 milyon bildiri dağıtsanız ne olur? Veya çok etkili, çok doğru düşüncelerin sahibisiniz. Ama bildirileriniz, dergileriniz bir kaç binlik sayıların ötesine geçemiyorsa, o düşünceler sizle kalmaya mahkum olur.

– Propagandanın biçimi açısından temel noktalar nelerdir?

Propagandanın dili, çağrı şeklinde olabilir, soru şeklinde olabilir, öneri şeklinde olabilir, üstenci olmayan ama zorunluluk bildiren biçimlerde olur, önemli olan hangi biçimin hangi zamanda ve olayda uygun olacağını doğru tespit etmektir.

Propaganda ve ajitasyonu "kitlelere talimatlar" şeklinde anlayan oportünist ve revizyonist anlayışlar, propaganda ve ajitasyonun "nasıl olmaması" gerektiğine örnektirler.

Keskin, üstenci, abartıcı, inandırıcı ve güven verici olmaktan uzak tarz, devrimci değildir. Örgütleyici değildir.

İster yazılı, ister sözlü olsun, propagandada şu üç unsuru aklımızdan çıkarmamalıyız: sadelik, anlaşılırlık ve somutluk!

Bunlar yoksa, o propagandadan elde edilecek sonuç çok sınırlı kalmaya mahkumdur.

Şunu da ekleyelim: Propaganda, emektir, özendir, iddiadır. Konular ne kadar farklı olursa olsun, bildirileri aynı basma kalıp cümleler ve sistematiklerle yazmak, olayları, üzerinde düşünüp taşınmadan burjuva gündemde hakim kavramlarla adlandırmak, aynı pankartı, birbirinden farklı konulardaki eylemlerde kullanmak, halka gitmeyi ve anlatmayı değil, "medyada" yer almayı esas almak, bütün bunlar, devrimci bir propagandanın kaçınması gereken yanlışlardır.

Yöntemlerimizi, eylem biçimlerimizi mutlaka sürekli yenilemeli, zenginleştirmeliyiz. Ama bu noktada hiçbir yoldaşımız başkalarını taklit etmeye kalkışmamalı, şu veyu bu kesimin yöntemlerine özentiyle hareket etmemelidir. Şu bir kere kesindir; bizim mevcut yöntemlerimiz, bu konudaki anlayışımız, en yetersiz halleriyle bile, reformizmin, oportünizmin fersah fersah ilerisindedir. "Zıplamakla", "zırıltılarla", "düdükler"le, "keyifli eylemler"le, gittikleri ve gidebilecekleri bir yer yoktur; onlardan alınabilecek hiçbir şey yoktur. Bizim tarihimiz bu konuda yeterince zengin olduğu gibi, esas olarak da devrimcilik anlayışımız ve tarzımız, çok daha fazlasını, güçlüsünü, etkilisini üretecektir. Kendimize güvenelim.

– Propagandanın özü açısından temel noktalar nelerdir?

Propagandanın özü nedir: kitlelere gerçeği göstermek ve onların varolan geri düşüncelerini değiştirmek. O geri düşüncelerin en simgesel ifadesi, kitlelerin kaderciliğidir; ki bunun kelimelere dökülmüş hali de "Böyle gelmiş böyle gider" deyişidir. İşte propagandada asıl mesele, "Böyle gelmiş böyle gider" düşüncesini değiştirmektir.

Halk Savaşı, bilindiği gibi, askeri olarak güçlü bir düşmana karşı halkın yürüttüğü bir savaştır. Oligarşi askeri olarak güçlü, siyasi olarak güçsüzdür. Halk, askeri olarak güçsüz, siyasi olarak güçlüdür. Halk savaşı, halkın siyasi güçlülüğünü askeri güçlülüğe dönüştürme sürecidir aynı zamanda.

Propaganda da benzer bir durum vardır. Oligarşi, propaganda araçlarında alabildiğine güçlüdür, ama propagandanın içeriği açısından haksız, güçsüzdür. Devrimciler ise, siyasi olarak haklı ve güçlüdürler ancak propaganda araçları bakımından düzene göre güçsüzdürler. Bu böyledir diye vaz mı geçeceğiz? Hayır! Bir yandan araçlarımızı çoğaltmaya, yaygınlaştırmaya çalışacağız elbette. Ama işin özü şudur; Haklılık ve meşruluk öyle bir güçtür ki çok az araçla, oligarşinin bütün o devasa iletişim aygıtıyla boy ölçüşebiliriz. Nitekim, böyle olduğu içindir ki, devrimci propagandayı engellemek için bu kadar baskıya, yasağa keyfiliğe başvuruyorlar.

Bakın şimdi, oligarşi her gün, yaklaşık üç milyon gazete satıyor. Ve buna rağmen, bizim haftada 15-20 bin satan dergilerimizden korkup, onları susturmaya çalışıyor.

Buna bakıp, haklılığın, meşruluğun, gerçeği anlatıyor olmamızın bize verdiği gücü daha iyi anlayabilirsiniz.

Son olarak, bir yazımızda daha önce yer almış şu sözlere dikkat çekmek istiyorum. Diyordu ki orada; "Devrimcinin bizzat kendisi, yaşamı bir propaganda aracıdır; yaşamını devrimcileştirmişse, hareketin propagandasına, tersi durumda ise anti-propagandasına hizmet eder.." Neticede zaten her devrimci, ayaklı ve hiç susmayan bir propaganda aracıdır. Devrimci nerede bulunursa bulunsun, devrimci düşüncelerini anlatır, gerçeği anlatır, değiştirmeye çalışır. Her birim, her alan için de geçerlidir bu. Unutmayalım ki propaganda, sistemli yürütüldüğünde sonuç alınan bir faaliyettir. Bu istikrarla, "Evden eve kişiden kişiye kulaktan kulağa" yayacağız düşüncelerimizi. Birken iki olacağız. İkiyken dört. Dörtken sekiz... Ve daha daha fazlası...

Yoldaşlarımız ve okurlarımız, okulumuzun ilk dersini burada bitiriyoruz. Gelecek derste görüşmek üzere.



Doğru ve etkili bir ajitasyon propaganda için cevaplanması ve eksik, yanlış varsa düzeltilmesi gereken sorular şunlardır.
Halka NE anlatıyoruz?
NE KADAR anlatıyoruz?
NASIL anlatıyoruz?

*

Her siyasi çizgi, kendine uygun bir propaganda tarzı yaratır.
Bizim tarzımız nedir?
1) üslubumuz, araç seçimimiz, meşruluğu ve haklılığı esas alır.
2) tarzımız, uzlaşmayı, icazeti, yalvarmayı değil, direnmeyi, savaşmayı, savaşarak kazanmayı esas alır.
3) tarzımız, abartıcı, üstenci, seçkinci değil, mütevazı, halkçı, devrimcidir.


Yürüyüş


10. Nis 2013, 01:04
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker