Zaman: 19. Eyl 2017, 16:35

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
 Yozlasma 
YazarMesaj
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 658
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj Yozlasma
Yozlasma

Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz..!


Yozlaşma, halkın geçmişten bu yana yarattığı, gelenekselleştirdiği olumlu gelenek, kültür, ahlaki özelliklerinin toplamı olan manevi değerlerinin bozulması, içinin boşaltılması ve bunların yerine emperyalist yoz kültürün geçmesidir.
Yozlaştırma politikası, bir yandan halkın asırlardan bu güne taşıdığı olumlu değerlerin içi boşaltılırken, diğer yandan da bunların yerine burjuvazinin kültürünün ve lümpen bir kültürün empoze edilmesinden oluşuyor.

Marks'ın bir sözü var; der ki, "burjuvazi, gölgesini satamadığı ağacı keser." Halkların bağrında büyüyen bu manevi değerler ağacı, burjuvazi için karlı olmak bir yana, "kar, hep daha fazla kar" düzenine bir engel oluşturur. Haliyle de yokedilmelidir. Yokedilmeli ve mesela yerlerine şunlar geçirilmelidir: Bananecilik, adam sendecilik, bencillik, bireycilik, köşe dönmecilik, hiçbir şey için ölmeye değmezcilik, gemisini kurtaran kaptancılık, her koyun kendi bacağından asılırcılık, giyim kuşamda teşhircilik, ahlaksız ve hayvani cinsellik, kendi sorunlarına bile duyarsızlık, boşvercilik...

Tüm sömürücü toplumlarda halkı daha fazla sömürmenin, halkın tepkilerini bastırmanın, halkın örgütlenmesini ve iktidara yönelik bir mücadele içine girmesini engellemenin çeşitli yolları vardır. Egemen sınıflar bunun en temel aracı olarak zora başvuruyor veya başvurma tehdidini sürekli gündemde tutuyor olsalar da, zorun yanında başka yöntemler de kullanılmaktadır. Çünkü zor ve şiddet, tek başına herhangi bir sömürü düzenini sürdürmeye yetmez.

Ceza yasaları, karakollar, hapishaneler, düzenin zor aygıtının kurumlarıdır. Keza işten çıkarma, okuldan atma gibi yöntemler de düzenin "zor" aygıtını tamamlayan mekanizmalardır. Ama dediğimiz gibi bütün bunlar yetmez. Zor'un dışında, kitleleri düzen sınırları içinde tutmanın en önemli başlıca aracı ideoloji ve kültürdür. İdeolojik, ahlâki, kültürel yönlendirmeler, etkili olduğu ölçüde, kitlelerin sisteme bakışını ve tavrını da belirler.

İdeolojik kültürel yönlendirmey- le amaçlanan; sömürü düzeninin meşru ve değiştirilemez olarak görülmesini sağlamak, sorunların kaynağının ise sistemden değil, kişilerden, şu veya bu gruptan, partiden kaynaklandığına inandırmak ve insanları mücadeleye, örgütlenmeye, değişime karşı inançsızlaştırmaktır...Yani yozlastirmaktir

Yozlaştırma politikalarına başvurulmasında burjuvazi açısından bütün mesele, halkı, gençlerimizi sistem içinde tutmak, bilinçlenmelerini ve örgütlenmelerini engellemektir; bunun için de uyuşturucudan fuhuşa, kumara kadar bu tür pisliklerden faydalanmak istemekte, daha doğrusu faydalanmaktadırlar.

Uyuşturucu, fuhuş ve kumar, yozlaşmanın, kitleleri doğrudan veya dolaylı etkileyen en yaygın biçimleridir. Uyuşturucu, fuhuş ve kumar, oligarşi için iki boyutlu çalışan mekanizmalardır. Bir yandan oligarşiye para kazandırırlar. Yozlaşma boyutlandıkça, uyuşturucu, fuhuş ve kumar işinde dönen para, ülkenin en büyük sektörleriyle yarışır büyüklüklere ulaşmaktadır. İkincisi, uyuşturucu, fuhuş ve kumar bataklığına çekilen topluluklar, düzen açısından etkisizleştirilmiş olmaktadır.Üçüncüsü bunlar yayıldıkça, toplumsal çözülüş dediğimiz olgu da derinleşmektedir.

Oligarşi açısından bunların yaygınlaştırılmasıyla "bir taşla iki kuş" vurulmuş olmaktadır yani. (Şunu da belirtelim; bu işlerden genellikle "mafya" kazanır ilk planda. Ancak mafyanın kazandığı kara para da sonuçta aklanarak veya aklanmadan piyasaya girer; piyasaya giren her para, bir şekilde tekellerin kasasına gidiyor demektir... Bu anlamda tüm pis işlerde dönen paralardan TÜSİAD üyesi, kravatlı, smokinli tekelci burjuvalar da payını alır. Keza, yine Susurluk döneminden biliyoruz ki, devlet bütçesinin "örtülü" hesaplamalarında da uyuşturucu ticareti özel bir yer tutmaktadır.)

Yani oligarşi açısından uyuşturucu, fuhuş, kumar gibi işler, "sağmal inek" gibi desene. Ekonomik kârı var, siyasi kazancı var. Bu işten mafyacılar nasipleniyor, polisler, subaylar nasipleniyor, kontrgerillacılar kontra faaliyetlerinin finansını buralardan sağlıyorlar, burjuva politikacılar nasipleniyor, tekelci burjuvazi nasipleniyor, sonra gençler uyuşturuluyor, halk çürütülüyor, ahlâk, namus ayaklar altına alınıp halkın direnme dinamikleri köreltiliyor... Ki daha da sayabiliriz; eh, bu kadar işe yarayan bir mekanizmayı büyütmek, yaygınlaştırmak, tabii ki oligarşinin işine gelecek...

Çürüyen bir toplum, oligarşi açısından "tehlikesiz" bir toplumdur. Tabii burjuvazi de "tam" bir çürüme istemez. Düzeni sürdürecek kadar diri bir yanı kalmalıdır toplumun. Bu asgari gereklilik dışında, toplumsal çürümenin derinleştirilmesi, oligarşinin bir politikasıdır. Bu politika bazen doğrudan, bazen dolaylı biçimlerde uygulanır.. "Yozlaştırma"nın oligarşinin bir politikası olduğunu gizleyecek aracı kurum ve kişiler kullanılır.

Hatırlayın; Susurluk döneminde Yaşar Öz gibi uyuşturucu kaçakçıları da "biz ne yaptıysak devlet için yaptık" diyordu. Yalan ya da yanlış değildi söylediği. Keza, o dönemde açığa çıkan ve içinde polisin, MİT'in olduğu olayların başrolünde de kumarhanecilerin olduğunu hatırlamakta yarar var.
Türkiye, dünya uyuşturucu ticaretinin ana geçiş noktalarından biri haline getirildi. Uyuşturucunun artık sadece geçiş güzergahı değil, üretildiği bir ülke oldu... Devletin, oligarşinin onayı olmadan bütün bunlar mümkün mü?.. Kontrgerilla faaliyetlerinin uyuşturucu ticaretiyle finanse edildiği ve uyuşturucu kaçakçılığının bizzat panzerlerle, polis ekipleriyle gerçekleştirildiği artık bu ülkenin resmi belgelerine geçmiş gerçeklerdir... Günlük hayatın içinde de mafyacılığın nasıl korunduğuna, medya dünyasında, sanat alanında her türlü yozlaşmanın nasıl teşvik edildiğine tanık olmak mümkündür. Dolayısıyla ülkemizde yozlaşmanın oligarşinin bir politikası olduğunu göstermek için, başka bir çok ülkeye göre daha fazla kanıt vardır ortada.

Burada biraz daha yozlaştırmanın toplumsal boyutlarına geçersek. Neticede, başta da belirttiğimiz gibi, yozlaştırma saldırısının etkili olabilmesi, toplum genelinde bu ahlâki, kültürel düşkünleşmenin anormal görülmeyeceği bir kültürel iklimin oluşturulmasını gerektiriyor. Bu anlamda yozlaştırmanın ideolojik yanlarına biraz değinelim isterseniz

Her egemen düzen, kendi kültürünü empoze eder. Kapitalizm, bunu kendinden önceki tüm diğer toplumlardan daha yaygın ve etkili bir biçimde yapar. Kapitalizmde bu, adeta bir dayatma, kuşatma biçimine bürünür.

Emperyalizmin, oligarşinin kültürel anlamda bir yozlaştırma politikası hemen her zaman vardı elbette. Ama bugünkü durum, yine de geçmişteki herhangi bir dönemle kıyaslanamaz. Teknolojinin, kitle iletişim araçlarının günümüzdeki gelişmişlik düzeyi, düzenin ideolojik ve kültürel saldırısını/yönlendirmesini çok daha etkili hale getirmiştir. Bu araçların artık ulaşamadığı yer kalmadığı gibi, neredeyse günün 24 saati bunların bombardımanıyla karşı karşıyayız.

Burjuvazi, eğitimden hukuka, kültürden sanata kadar her alanda kendi anlayışını, bireyciliği hakim kılmak, kolektivizmi, dayanışmayı, paylaşımı yaşamdan, halkın geleneklerinden söküp atmak için her yolu denemekte, her aracı kullanmaktadır. Bu araçların çoğu "sinsice" iş yapar. Yozlaşma bu anlamda bazen hiç farkında bile olunmaksızın kapılardan içeri girmektedir.

Burada burjuvazinin nasıl bir kültürü empoze ettiğini uzun uzun işlememiz gerekmiyor kuşkusuz. Ama yukarıda söylediğimi somutlamak açısından bazı yanlarına değinebiliriz yine de. Mesela, bu kültürün önemli parçalarından biri "tüketim kültürü"dür. Tüketim kültürü, kapitalizmin "aşırı kâr", her durumda "daha fazla, daha fazla kâr" isteyen özelliğinin sonucudur. Ama "tüketim kültürü" sadece bir kâr olayı değildir.

İnsanlara, ihtiyacı olup olmadığını düşünmeden daha fazla ve sürekli tüketmeyi empoze eder bu kültür. Başka bir deyişle, tüketmek, bir amaç haline getirilir. Bu kültür modalar yaratır, kısa süre sonra yeni bir moda daha yaratıp öncekini "modası geçmiş" ilan eder... Bu böyle sürer gider. "Giysiden tabak-çanağa, traş bıçağından meşrubata, oturduğumuz koltuktan diş fırçasına kadar..." neyi kullanacağımızı, hangi renklerin, hangi modellerin daha "süper" ve kullanışlı olduğunu, ne kadar süreyle kullanacağımızı onlar belirler.

Bunları hemen herkes bir biçimiyle biliyor, görüyor. Ama şimdi benim dikkat çekmek istediğim, burada aslında "moda" deyince, ekonomik anlamda bir sektörden çok, ideolojik, kültürel bir olgudan sözediyoruz. Evet, moda diye adlandırılan ve ilk anda da daha çok giyim-kuşam boyutuyla algılanan şey, ekonomik değil, ideolojik, kültürel bir olgudur.

Moda ve reklam olarak karşımıza çıkan olgu, tamamen ideolojik argümanlarla donatılmıştır. Bu kompozisyon içinde, güzellik, sevgi, bağlılık, özgürlük gibi değerler, tamamen maddi nesnelere yöneltilmiş olarak dejenere edilir. Bir insandan önce otomobilini düşünmek, sıradan bir olgu gibi empoze edilir reklamlardan. İlgi çekme, kendini pazarlama, bencillik, meşrulaştırılır. Cinsellik metalaştırılır. Orada empoze edilen şekillenmeye göre, çağdaşlık mesela, falan traş bıçağını kullanmaktır; kişi bilmem hangi ürünü elde ettiğinde "güçlüdür", "soylu"dur ya da "dünyanın en mutlu insanı"dır. Şunu içiyorsa özgürdür, falan markayı kullanıyorsa o bir devrimcidir(!)...

Bir zaman sonra çağdaş, güçlü, soylu(ASiL), özgür, ilerici olmanın kriterleri değişir. Yeni kavramlar yerleşir beyinlere veya kavramlar yeni anlamlar kazanır... Bu böyle böyle kitleleri kendi sınıf gerçeğinden uzaklaştıran, değerlerine yabancılaştıran sonuçlar yaratır.

Düzenin benimsetmek istediği herhangi bir olguyu, ailede, okulda, sokakta, televizyonda, sinemada... o kadar sık ve çok görüyoruz ki, bir şekliyle bu olgu, beyinlere giriyor. Durmaksızın aynı şeyleri görerek, aynı şeyleri dinleyerek bunlar kafalarda doğallaşmaya, özentiler, yozlaşma kanıksanmaya başlıyor. Sonra da hiç farkına bile varmadan tüm bunlar kişilerin yaşamına giriyor. Kişi bazen bunları kendine, kendi halkına, ülkesine, tarihine ait, onların bir parçasıymış gibi algılamaya başlıyor, kendi toplumuna ne kadar yabancılaştığını, koptuğunu bile fark edemiyor. Sıradan, kendi halinde biriyle konuşsan, mesela fuhuşa karşı çıkacaktır. Ama işte görüyoruz, televizyonda bir annenin "çocuğunu iyileştirme" adına kendini 150 bin dolara satması, normal birşeymiş gibi tartışılıyor. İşte bu kanıksamayı sağlıyor. Şimdi o diziyi yazan, o diziyi oynatan medya patronu, o dizilere meydan veren iktidarlar, esasında fahişeliği meşrulaştırma işi görüyor. Bu yanıyla bakıldığında Manukyan'ın yaptığından daha zararlı bir iş yapıyor. Manukyan'a "sermayeler" hazırlıyor...

Değerler, gelenekler, halkın içinde egemen olan yasalar gibidir. Çoğu zaman resmi yasalardan daha güçlü, daha etkilidir bu gelenekler. Ama tabii bunlar da donmuş, değişmez değildir. Toplumlar sürekli bir gelişim ve değişim halindeyken, geleneklerin yüzyıllar boyunca aynı kalması düşünülemez.
Zaman içinde geçerliliğini kaybeden, eskiyen değer ve geleneklerin yerlerini başka değer ve gelenekler alır; hayat boşluk tanımaz; bu anlamda da bir kültürel formasyondan uzaklaşılırken, onun yerine bir başka kültür etkin olmaya başlar.

Bilinç bulanıklığı yaratmak, halkın kendi kültüründe varolan hak bilirlik, adalet, özgürlük, dayanışma gibi değerleri unutturmak, yeni bir kültürü yerleştirmenin ön koşuludur.

Yerleştirilecek yeni kültür, burjuvazinin bireyci kültürüdür, başka deyişle kapitalizmin kültürüdür. İnsanların sevgiye, saygıya, dayanışmaya dayalı kültürü yerine, çıkarın, bencilliğin geçer akçe olduğu, özgürlük adına yozlaşmanın hakim kılındığı bir anlayıştır bu. Bu kültürün hakim kılındığı yerde, bırakın başkalarının sorunlarını, kendi sorunları karşısında bile duyarsızlaşmış bir kitle oluşturulmuş olur. Ki "yozlaştırma politikası"nda da amaç budur .

Yozlaşma esas olarak burjuvazinin sunduğu sahte özgürlük anlayışıyla şekillenen bir durumdur. özgürlüğü kimi marka kullanmakla, kimi sınırsız bir cinsellik yaşamakla; kimi bireyleşmekle özdeşleştirmiştir. Böyle bir genç, hiç farkında bile olmaksızın kendini yozlaşmaya açık hale getirmiştir. Özgürlüğü böyle kavramış bir genç, her türlü örgütlenmeden, her türlü hiyerarşiden kaçacaktır. Neden örgütsüz olduğu sorulduğunda "ben hiyerarşiye karşıyım da ondan" diye cevap verecektir; Genç, kendini örgütsüzleştirenin burjuvazi olduğunu bile farketmeyecektir bu durumda.

Meselelere "bireyci" bir bakış açısından bakanlar, ülkemizde neyin nasıl ve neden olduğunu da doğru tahlil edemeyerek, bu politikalar karşısında bir direnç noktası oluşturamaz.

Burjuvazi halkımızın iyi, güzel, olumlu tüm değerleri gibi ilişkilerini de yozlaştırırken aynı zamanda yozlaşan aile kurumu,iliskiler de sömürü düzeninin güçlü bir dayanağı haline getiriyor.Tercih sonuçta bize bağlıdır. Ya düzende yaşayarak düzenin pisliklerinin içinde olacak, sağlıksız bir iliski sürdüreceğiz ya da mücadeleye katılıp kadın erkek omuz omuza özgürlüğü tadacak, güzel yarınlar için yan yana olup, özgür, eşit, sevgiye, emeğe dayalı ilişkiler yaratacağız.

Devrimciler bu soruna ilgisiz kalmamalı, karsi cinsle ilişkilerinde de olumlu halk geleneklerinin çiğnenmesine, yozlaştırmaya karşı da mücadele etmelidirler. Dürüst, onurlu olmak, doğru bildiğini söylemek, yapmak, haksızlıklara karşı çıkmak, özü sözü bir olmak halkımızın olumlu değerlerinden biridir.Halkın kendi değerleriyle, gelenekleriyle uyuşmayan benzer davranışlarının hepsinin kaynağında bireycilik, kişisel çıkar sağlama gibi düşünceler ve yozlasma hicde azinsanmayacak bir paydaya sahiptir.

"Köylü kurnazligi" diye adlandirilan bir mantikla, burjuvazinin mantiginda bir "özgürlük" anlayisini temel alarak,özgürlük kelimesinin arkasina siginip yozlasmanin dayatilmasi ve bunun yine özgürlük kelimesine dayanarak hos gösterilmeye calisilmasi kabul edilemez. Özgürlük kavraminin ici bosaltilarak sevgiden.emekden,bizim savundugumuz anlamiyla özgürlükten uzak,cikarci ve cürümüs bir yasamin icine girip cesitli kelimelerle bu yasam tarzini allayip-pullamak kendini kandirmaktan baska birsey degildir. Bu bilerek yada bilmeyerek özün sapması, çürümenin başlamasıdır. Kendinden kaybediyorken, başkalarının ahlaksızlıklarını yaymasına da ortak oluyorsun, bunları meşrulaştırıyorsun demektir.

Kendinden kaybedilmesine engel olmak icin,cürümüslügün,yozlasmanin carklarinin arasinda bir disli olmamak icin yapilmasi gereken seylerin basinda yozluk ve yozlasma kelimelerinin gercek anlaminin ögrenilmesi,kendi konumunu göz önüne alarak bu carkin su anda neresinde durdugunun bilincine varilmasi gerekmektedir.

Ve unutulmamalidir ki yozlaştırma politikası bugün emperyalizmin elinde kılıçtan keskin bir silah olarak kullanılmaktadır. Bu silah, deyim yerindeyse, kitleleri-bireyleri "canlı ele geçirme"nin en etkili aracıdır. Bu anlamda yozlaştırmaya karşı mücadele, düzene, emperyalizm ve oligarşiye karşı mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır.

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de


17. Eyl 2012, 02:19
Profil Web sitesini ziyaret et
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker