Zaman: 22. Eyl 2018, 05:52

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
 Devrimci Halk İktidarı 
YazarMesaj
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 667
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj Devrimci Halk İktidarı
1945'te başlayıp bugüne uzanan "çok partili" dönemin tarihi, halk açısından umutların ve hayal kırıklıklarının durmadan birbirini izlemesinin tarihidir. Çok kere herşeyin değişeceği umuduna kapıldı halk. Ve kaç kez umutlandıysa, o kadar da hayal kırıklığı yaşadı. En çok iz bırakanlardan birkaçını hatırlayalım. İsmet İnönü iktidarının jandarma zulmüne, sefalet politikalarına karşı Menderes'e sarıldı halkımız.

Menderes döneminde zulüm bitmediği gibi, sömürü katmerleşti, emperyalistler ülkemize yerleşti. 1970'lerde dağlara taşlara "Umudumuz Ecevit" diye yazıldı; toprak işleyenin, su kullananın olacak diyordu Ecevit, "Ak günler" vaat ediyordu... Zamlar, kuyruklar, katliamlar ve sıkıyönetimler dönemi oldu Ecevit iktidarı da... Özal'la "liberalleşecektik, demokratikleşecektik"; tam bir soygun ve yozlaşma cumhuriyetine döndük... "Bana 500 gün verin, sizi rahata erdireceğim"dediği için Demirel'i destekledi halk, ev, araba sahibi olurum diye Çiller'e verdi oyunu. 12 Eylül'den hesap sorar, işçinin hakkını korur diye SHP'yi seçti... Bunlar "dürüsttür", "milliyetçidir" diye MHP'yi, DSP'yi iktidara getirdi... Son olarak "özgürlükler" vadeden AKP'ye yöneldi...
Sonuç hiç değişmedi. Çünkü, iktidarlar değişiyor ama, iktidarın niteliği değişmiyordu.

Halkın umutları, her seferinde iktidrar gerçeğine çarpmıştır. Bu gerçek şudur: İktidardaki düzen partisi, hangisi olursa olsun, iktidar OLİGARŞİNİN İKTİDARI olarak kalır, iktidardaki partinin programında ne yazarsa yazsın, OLİGARŞİNİN ÇIKARLARINA uygun politikalar uygulanır. Başka bir biçimde ifade edersek; seçim döneminde halka VAATTE bulunulur, iktidarda oligarşiye HİZMET edilir. Oligarşinin parlamenter sistemi böyle çalışır.

Bütün bunları hangi düzen partisi değiştirebilir?

Bağımlılık, Türkiye'yi IMF memurlarının, ABD büyükelçilerinin yöneteceği düzeye gelmiştir. Türkiye'nin ordusu, Afganistan'da, Kosova'da, ABD'nin çıkarları için kurşun sıkmaktadır. Anadolu, limanları, hava kara yollarıyla büyük bir emperyalist üsse dönüştürülmüştür. IMF politikalarının, emperyalist tekellere tanınan sömürü ve talan özgürlüğünün, işbirlikçilerin gözü doymazlığının sonucu olarak 40 milyonu aşkın insanımız yoksulluk, on milyonu aşkın insanımız açlık içindedir. Emekli, işsiz kendi kaderine terk edilmiştir. Sağlık hizmetleri, eğitim tümüyle paralı hale getiriliyor, paran yoksa öl, paran yoksa okuma anlayışı yerleştirildi... Ahlaksızlık, kumar, fuhuş, uyuşturucu, iktidarların himayesinde almış başını gidiyor.
Hapishanelerinde insanlar öldürülüyor ülkemizin, meydanlarında işçisi, öğrencisi, esnafı, memuru coplanıyor. Vatanseverler, devrimciler tüm muhalifler, ağır cezaların, infaz ve katliamların, işkencelerin hedefi oluyor. Öldürenler, düzenin mahkemelerinde beraat ettiriliyorlar. Adalet yok. Hukuk yok...
Kim değiştirecek bu tabloyu?
Düzen partileri mi?
Ama zaten bunları yapan, bu tabloyu yaratan onlar değil mi?
Zaten 85 yıldır onlar iktidarda değil mi? Bu ülkede her ne olmuşsa, onların politikalarının, kararlarının sonucu olmadı mı?
Türkiye'nin, halkın sorunları, bir düzen partisinin gidip ötekisinin geldiği seçimlerle değişmeyecek kadar köklü ve ağırdır. Öyleyse, ancak onların dışında bir güç değiştirebilir bu durumu. Ancak, hükümetler değil, iktidarın niteliği değişirse, bu koşullar da değişir.

Sınıflar ve iktidarlar

İktidar, bir toplumsal yapı içinde egemenliği elinde bulunduran güçtür. Her iktidar bir sınıfın damgasını taşır. "Sınıflar üstü" bir iktidar yoktur. Bir ülkedeki iktidarın niteliğini tayin edebilmek için hangi sınıfların olduğuna, nasıl bir üretim ilişkisinin hakim olduğuna ve izlenen politikaların kimin çıkarlarına hizmet ettiğine bakmak gerekir.
Toplumdaki tüm sınıf ve katmanlar temel olarak iki kategori oluşturur; egemen sınıflar ve ezilen sınıflar.
Egemen sınıflar kimlerdir bizim ülkemizde? İşbirlikçi tekelci burjuvazi, toprak ağaları, tefeci tüccarlar. Bunlar birlikte oligarşik bir yapı oluşturuyorlar. (Generaller, üst düzey bürokrat ve yöneticiler, mafyacılar da bu oligarşik yapı içine dahildirler.) İşçiler, köylüler, tüm emekçiler ve küçük-burjuva kesimler ise, ezilen sınıfları oluşturur.

İktidara gelen bir parti, ya egemenlere, ya da ezilenlere hizmet eder. İkisine birden hizmet eden bir iktidar olamaz.
Düzen partilerinin iktidarları, egemen sınıflara, yani oligarşiye hizmet ederler. Esas olan onların çıkarları, onların güvenliği, onların istekleridir. Halkın talepleri, halkın güvenliği onlar için tali bile değildir.

Sık sık şu veya bu parti liderinin, herhangi bir bakanın "halk"tan gelmiş olması öne çıkarılarak, iktidarların niteliği gizlenmeye çalışılır. Hükümet üyelerinin "halk"tan gelmiş olması, bu mekanizma içinde hiç bir şey farkettirmez; onlar oligarşinin hizmetk‰rlığını kabul ederek o koltuğa oturtulmuşlardır. Bu anlamda şunu önemle belirtmeliyiz; iktidardakilerin "sınıf" kökeni değil, hangi sınıfa hizmet ettiği belirleyicidir. AKP bunun karakteristik örneğidir; bir çoğu "halk" kökenli olan AKP hükümeti, IMF'nin, TÜSİAD'ın hükümeti olarak iktidardır.

Oligarşinin seçim sistemi içinde işbaşına gelen hükümetler, halkın sorunlarını çözemiyor değil, çözmemektedirler. Onların gündemindeki "sorun"lar, egemen sınıfların sorunlarıdır. Kim iktidarsa, o temel olarak kendi sınıfı için çalışır. Devlet, bu temelde şekillenmiş bir yapıdır. Öyleyse, halkın sorunlarının çözümü için, halkın iktidarda olması gerekir. İşte bu açık, yalın gerçekten dolayı diyoruz ki, emperyalizme bağımlı, faşizmle yönetilen ülkemizde, halkın kurtuluşu, devrimci halk iktidarı ile mümkündür.
Oligarşinin iktidarı, egemen sınıflar blokunun iktidarıdır; devrimci halk iktidarı da ezilen sınıfların, yani işçilerin, köylülerin, küçük-burjuvazinin iktidarı olacaktır.

82 yıldır, halkın çıkarlarıyla, mevcut iktidarların politikaları arasında çelişki vardır

70 milyon içinde bu düzenle çelişkisi olmayan, bu düzenden memnuniyetsizliği olmayan bir avuç azınlıktır sadece. Ancak buna rağmen, 70 milyonun memnuniyetsizliği hiçbirşeyi değiştirmeye yetmiyor. Halkın istemediği kararlar alınıyor, memnun olmadığı politikalar uygulanıyor. 82 yıldır böyledir bu. Ve eğer bu kadar süredir halkın istemediği politikalar uygulanıyorsa, her politikadan halk zarar görüyorsa, bu, ülkemizin onyıllardır halktan yana olmayan iktidarlar tarafından yönetildiğinin de kanıtıdır. Bu çelişki, iktidarın niteliğinde sınıfsal bir değişiklik olmaksızın çözülmez.

İktidarın niteliğinde sınıfsal değişiklik, iktidarın egemenlerle ezilenler arasında el değiştirmesidir. Bu el değiştirmenin hangi yoldan gerçekleşeceği ayrı bir konudur; ancak bu el değiştirmenin oligarşinin kurallarına göre oynanan bir seçim oyunuyla olmayacağı kesindir. Şu kadarını belirtelim ki, halka iktidar değişikliği için örgütlenerek, savaşarak iktidara el koymaktan başka bir yol bırakılmamıştır. Halkın iktidarının devrimci niteliği birincisi bu iktidar oluş tarzından, ikincisi uygulayacağı proğramdan gelir.

İşbirlikçi iktidarlar emekçiler için ne yapıyor, Devrimci Halk İktidarı ne yapar?

İşbirlikçi nitelikleri değişmediği için, hükümetteki partiler değişse de, emperyalistlerin programı adım adım uygulanmaya devam ediyor. Ve bu program, emekçiler için bir sefalet cehennemi oluşturuyor.

1980'in başlarından bugüne işçilerin, memurların, köylünün, esnafın durumu sürekli kötüye gitti. İşçilerin milyonlarcası işini kaybetti bu süreçte. İşsizlerin sayısı 7 milyonu aştı (ki daha fazla olduğunu belirten araştırmalar da var). İşini henüz kaybetmeyenler, çok daha düşük ücretlere ve kölece çalışmaya mahkum edildi. İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri asgariye indirildi. Bu kölelik düzenini rahatça kabul ettirmek için işçiler örgütsüzleştirildi.

Köylülük ise topyekün bir tasfiye planıyla karşı karşıya. Küçük üreticinin durumunu anlatmak için yıllar yılı şu örnekleri verdik; 1979 yılında çay üreticisi bir kilo çay satıp 13 kilo gübre alıyordu. 20 küsur yıl sonra artık çay üreticisi 1 kilo çay parasıyla 1 kilo gübreyi zor alıyor... Ama artık bu örneklerin köylülüğün durumunu anlatma gücü kalmadı.

Dün ülkemiz "tahıl ambarı"ydı; kendi kendine yeterli az sayıdaki ülkeden biriydi; şimdi emperyalist tekeller cirit atıyor ve Türkiey buğdayı dahi dışarıdan ithal ediyor. Şekerden tütüne, herşey üretimiyle, tüketimiyle emperyalist tekellere teslim edildi. IMF programları, AB standartları, onmilyonlarca köylüyü, topraksız, işsiz, üretimsiz bırakmayı öngörüyor. Bu programın, neredeyse hiç bir yatırımın yapılmadığı, yeni istihdam alanlarının açılmadığı bir ülkedeki sonucu, milyonlarca köylünün toprağından edilip işsizliğe mahkum edilmesidir.

Gecekondular, onyıllardır uygulanan ekonomik politikaların ve zulmün sonucu olarak oluşmuştur bu ülkede. En çıplak haliyle düzenin "konut" sorununu çözemediğinin göstergesidir. İşbirlikçi iktidarlar ise, bırakın sorunu çözmeyi, çözümsüzlüğü daha da büyüten bir "yıkım" politikası için her dönem fırsat kollamaktadırlar. Çünkü düşündükleri şey, konut sorununun çözümü değil, rant kavgasıdır.
Emekliler, özürlüler, ev kadınları, öğrenci gençlik, kısacası halkın her kesimi bu açlık ve yoksulluk politikalarından payını alıyor.
Evet, 12 Eylül cuntasının eşliğinde başlatılıp 25 yıldır uygulanan politikalar, emekçilerin durumunu daha da kötüleştirmiştir, ancak gelecek daha da kötü olacaktır. IMF başkanının son açıklamalarına bakın; artık "sadaka" bile sayılamayacak asgari ücreti çok gören, mezarda emekliliği yeterli bulmayan, emekliye ödenen tazminatta gözü olan bu ekonomik politika, gözü dönmüş bir soygunculukla sefaletimizi büyütecektir. Ne AB yolunda ilerlemek, ne İLO standartları bu gidişatı engelleyemez. Bu gidişatı iktidar değişikliğinden başka hiç bir şey tersine çeviremez.

Devrimci Halk İktidarı, ekonominin çarklarını halkın çıkarları doğrultusunda döndürür

Devrimin ilk işi, oligarşik mekanizmayı parçalayıp, halkın siyasi iktidarını kurmaktır. Stratejik hedefe (anti-emperyalist, anti-oligarşik devrim) ulaşıldıktan, faşist iktidar yıkılıp devrimci bir halk iktidarı kurulduktan sonra ise, bu iktidarın önündeki ilk hedef, "ekonomik bağımsızlığı elde etmek, yani tam ulusal egmenliği yeniden kazanmaktır."
Çünkü bu olmadan, "tam olarak" iktidar olunmaz; Che'nin işaret ettiği gibi, "Halkın çıkar ve özlemlerine cevap veren bir iktidar olmaksızın egemenlik hayal bile edilemez. Halk iktidarı, yalnızca bakanlar kurulu, polis örgütü, mahkemeler ve tüm hükümet organlarının halkın elinde bulunmasi anlamına gelmez, ekonomik kuruluşlar da halkın eline geçmelidir. Devrimci iktidar ya da politik egemenlik, ulusal egemenliğin tam anlamıyla gerçekleşmesi için ekonominin fethedilmesini sağlayacak araçtır." (Che, Politik Yazılar, sf. 25)

İşte bu nedenle Devrimci Halk İktidarı'nın ilk işlerinden biri de ekonominin fethedilmesi olacak. Bu doğrultuda da halkın yoksulluktan kurtulmasının, üretici güçlerin gelişmesinin ve ülke kalkınmasının önünde engel olan emperyalizmin ve oligarşinin, ekonomideki egemenliğine son verilecek. Peki bu nasıl gerçekleşecek?

Emperyalist ve işbirlikçi tekellere ait fabrikalara, şirketlere, bankalara, topraklara, tarım işletmelerine, barajlara, santrallere, taşınır ve taşınmaz tüm mallarına, banka hesaplarına el konulacak. Büyük toprak ağalarının mülkiyeti altında bulunan tüm topraklar ve diğer üretim araçlarına el konulacak.

IMF, Dünya Bankası gibi emperyalist sömürü örgütleriyle tüm ilişkiler kesilecek; AB, NATO gibi emperyalist ittifaklardan çıkılacak. Oligarşinin emperyalist kurumlara, bankalara, devletlere olan borçları üstlenilmeyecek, borçlar tek taraflı olarak iptal edilecek.
El konulan bunca şey ne olacak denilirse; tüm üretim ünitelerinde, üretim faaliyetinin denetimi halk organlarına verilecek. Santraller, barajlar, ormanlar, madenler ulusallaştırılırken, topraksız ve az topraklı köylülere, ihtiyaçlarına göre, toprak dağıtılacak; geniş bir toprak ve tarım reformu uygulanacak. Tarım işletmeleri, çiftlikler, kır proletaryasının denetimine verilerek, yeniden düzenlenecektir.
Bunlara ek olarak, emperyalist tekellere verilen maden, petrol arama ve işletme ruhsatları koşulsuz iptal edilecek, madenlerin, diğer doğal kaynakların araştırılması, varolanların işletilmesi Devrimci Halk iktidarı'nın denetiminde olacaktır.

Bütün bunlar Devrimci Halk İktidarı'nın elinde olmadan, tekellerin sömürüsüne, yağmasına son vermeden, halkın işsizlik, yoksulluk sorunu çözülemez. Burjuvazinin ele geçirmiş olduğu üretim araçlarına el koymayan, bunun için de burjuvazi üzerinde baskı uygulamayan bir iktidar, halkın çıkarlarını nasıl savunacak?

Ekonomik, siyasi gücü elinde toplayan Halk İktidarı'nın çözemeyeceği hiç bir sorun yoktur

Halkın en başta gelen ihtiyaçları nelerdir? İş, beslenme, sağlık, konut, eğitim. Kendi yanlışları, zaafları nedeniyle yıkılan sosyalist ülkeler de dahil, halk iktidarlarının bu konulardaki başarısı tartışılmaz.

Sosyalist ülkelerdeki uygulamalar, bizim için çok değerli dersler ve tecrübelerdir. Ancak onları kopya etmeyeceğiz. Bizim ülkemizin sorunlarına, bizim ülkemizin imkanlarıyla, bizim halkımızın sahiplenmesiyle, kendimize uygun çözümler üreteceğiz. Sosyalist ülkelerdeki uygulamaların zayıf yönlerini değerlendirip onlardan da dersler çıkaracağız.

Bu sorunlar, gerçekte her ülkenin ve halkın çok zorlanmadan çözebileceği sorunlardır. Eğer çözülmüyorsa, sorun "iktidarın niteliği"ndedir. İktidarın niteliğinde değişme sağlandıktan sonra ise, tüm sorunların çözüm yolu açılmış demektir. Artık bütçeler, ekonomik politikalar, iç ve dış politika kararları, tekellerin isteklerine göre değil, halkın ihtiyaçlarına göre oluşturulacaktır.

Devrimci Halk İktidarı, Halk Demokrasisini kurar

Devrimci Halk İktidarı, emperyalizm ve oligarşinin baskı aygıtı olan faşist devleti, ordusu, polisi, bürokrasisi, ideolojik ve kültürel bütün kurumlarıyla yıkar. Bu faşist aygıt yıkılmadan, halk demokrasisi kurulamaz.
Bu aygıt yıkıldıktan sonra, demokrasi tüm halkın katılımıyla adım adım inşa edilir.

Seçim sistemi ve parlamento burjuva demokrasisindeki ya da faşist yönetimdeki gibi olmayacaktır. 4-5 yılda bir sandığa gidip oy atmakla "halkın yönetime katıldığı" iddiası, bir aldatmacadır. Halkın yönetime katılımı göstermeliktir. Faşizmde seçim, oligarşinin şu veya bu partisini iktidara getirmesini meşrulaştırmanın bir aracıdır. Halk aslında çoğu kez, emperyalizmin ve oligarşinin iktidara getirmek istediği partiyi "onaylayan" bir konumdadır. Ama halk, oligarşinin öncelikle olarak tercih ettiğini değil, bir başkasını "seçerse" de yine, kendi temsilcisini değil, oligarşinin vekillerini seçmiş olur. Oyun budur.

Halk demokrasisinde, halk en küçük sokağa, en küçük işyerine kadar her yerde örgütlü olacaktır; tabii bunun için halkın örgütlenmesi önündeki her türlü kısıtlamaya son verilip, işçilerin, köylülerin, memurların, küçük esnafın, kadınların, gençliğin mesleki, kültürel, sosyal, siyasal her türlü örgütlenmesi teşvik edilecektir. Örgütlü halk, güçlü halktır. Oligarşinin iktidarı halkın örgütlenmesinden korkar; Devrimci Halk İktidarı ise, halkın örgütlenmesini, kendi iktidarının güvencesi sayar.

Halkın yönetime katılımı işte bu örgütlenmeler aracılığıyla süreklileştirilecektir. Halk, kendi iktidarında, yönetime sadece 4-5 yılda bir oy atarak değil, örgütleri aracılığıyla sürekli katılır. Seçtiklerini, onların aldığı kararları, politikalarını sürekli denetler. Halk demokrasisinin en temel niteliklerinden biri, tüm seçilmişlerin, onu seçenler tarafından istendiği zaman görevden alınabilmesidir.
Devrimci Halk İktidarı'nın en üst temsil ve karar organı Halk Meclisi olacaktır. Bu meclis, halkın her kesiminin katıldığı özgür seçimlerle oluşur. Ancak bu "politikanın yapıldığı tek yer" bu meclis değildir. Kararlar ve politikalar, aşağıdan yukarıya tüm halk örgütlülüklerinin katıldığı tartışma, danışma süreçleriyle oluşturulur.

Marksist-Leninistler için demokrasi, sınıf için demokrasidir. Proletarya diktatörlüğü, çoğunluğun en demokratik yönetimi olmasıyla en gelişmiş demokrasi olma özelliğini gösterir.

Devrimci Halk İktidarı'nda demokrasi, biçimsel olmaktan çıkıp gerçek organlarına, kurumlarına ve anlamına kavuşur. Halkın her kesimi, tam demokrasi temelinde oluşturulmuş örgütleriyle yönetime doğrudan katılır. Bilindiği gibi demokrasi "halkın kendi kendisini yönetmesi" olarak tanımlanır; demokrasi bu özelliğine tam ve açık olarak sadece halk demokrasisinde kavuşabilir. Burjuva demokrasisi, en gelişmiş halinde bile bu niteliği tam olarak taşımaz.

Devrimci Halk İktidarı, halk için demokrasi, burjuvazi içinse bir diktatörlüktür!

Devrimci Halk İktidarı da bir diktatörlüktür. Halkın, burjuvaziye, karşı-devrimcilere karşı diktatörlüğüdür. Ve zaten işin özünde, her devlet bir sınıfın öteki sınıflar üzerindeki diktatörlüğüdür. "Benim devletim diktatörlük değil" diyen sahtekardır. En gelişmiş burjuva demokrasileri de bir diktatörlüktür; burjuva diktatörlüğüdürler.

Devrimci halk iktidarı burjuvaziye karşı bir diktatörlük, halk için en geniş anlam ve biçimiyle demokrasidir. "Diktatörlük" deyince kimilerinin tüyleri ürperiyor. Övdüğü, hayran olduğu burjuva demokrasisinin de bir diktatörlük olduğunu görmezden gelip, "vay diktatörlüğü savunuyorlar" diyor.

Bu çarpık anlayışlara karşı devrimciler her zaman tam bir açıklık içinde savundular görüşlerini: "Biz tarihi bilinçle soruna yaklaşıyoruz. Ütopyalarla uğraşmak bizim işimiz değildir. Yaklaşımlarımızı biçimlendiren sınıf mücadelesinin nesnelliğidir. Bu anlamda her türden reformizm-revizyonizm ve oportünizmden ayrıldığımız gibi, anarşizmle de ayrı yerlerdeyiz. Bizler burjuva demokrasisinin, özünde kapitalist azınlık için demokrasi, işçi sınıfı ve emekçiler için diktatörlük olduğunu anlamayan, onun biçimsel yanlarını "kutsayanlardan" ayrıldığımız gibi, her türden otoriteye karşı olan anarşizmden de ayrılıyoruz."

Böyle bir iktidar bilindiği gibi kolay kurulmayacak, büyük bedeller ödenecektir. Büyük bedeller ödenerek kurulan iktidarı, kazanılan hakları, halk elbette yine kanı canı pahasına koruyacaktır. Halkın iktidarı, emperyalistlere, sömürücülere karşı "yumuşak" olamaz. Devrime yönelik her türlü karşı-devrimci örgütlenme ve faaliyet acımasızca cezalandırılacak, oligarşiye, emperyalist güçlere hiçbir özgürlük tanınmayacaktır.

Karşı-devrimi etkisizleştirmek, emperyalist saldırılara karşı koymak izin, bu iktidarın bir ordusu da olacaktır elbette. Devrimci Halk iktidarı, emperyalizm ve oligarşinin çıkarları doğrultusunda örgütlenmiş, şovenist, gerici ideolojilerle donatılmış eski faşist orduyu ve MİT, polis, kontrgerilla gibi militarist örgütlenmeleri dağıtacaktır. Ama Devrimci Halk İktidarı kendisini silahsızlandırmayacaktır. Halk iktidarı, doğasına uygun olarak devrimin ve halkın çıkarlarını savunmak için gücünü silahlanmış halktan alır.

Halkın ve ülkenin savunması esas olarak, halkın iktidarını kurmak için sürdürülen devrimci savaş boyunca kurulup çelikleşen Devrimci Halk Ordusu tarafından üstlenilecektir. Devrimci Halk Ordusu, halkın bir parçasıdır, silahlanmış özel bir gücüdür. İşleyişiyle, savaş ve komuta anlayışıyla, egemen sınıfların ordusundan temelden farklı olacaktır.

Devrimci Halk İktidarı, kesintisiz geçişin aracıdır

Özgür, bağımsız, sömürüsüz bir Türkiye'nin tek yolu, halkın taleplerinin Devrimci Halk İktidarı tarafından uygulanmasından ve bu iktidar aracılığıyla kesintisiz olarak sosyalizme yönelmesinden geçiyor. Devrimci Halk iktidarı, üretim araçlarına el koyup, halk demokrasisini inşa ederken, aynı zamanda sosyalizme kesintisiz bir biçimde geçişin alt yapısını da hazırlamayı hedefler. Sosyalizme yönelmeyen bir devrim, yerinde çakılıp kalır ve bir noktadan sonra da geriye dönüşe açık hale gelir. Kapitalist üretimi tümüyle tasfiye etmedikçe, burjuva ideolojisinin yeniden üretiminin koşullarını sürdürmüş olur. Bu nedenle devrimci parti, halk iktidarı içinde, sosyalizme geçişin savunucusu ve öncüsü olarak da yeralır.

Devrimci Halk iktidarı, proletaryanın diğer anti-oligarşik, anti-emperyalist güçlerle ortak iktidarıdır. Proletaryanın hegemonyasını belli ölçülerde içerir; bu anlamda proletarya diktatörlüğünün bir biçimidir de denilebilir. Ancak aynı şey değildir. Devrimci halk cephesinde yer almış başka halk güçlerini temsil eden partiler de halkın iktidarı içinde yeralır, gücü oranında halk demokrasisi temsil edilir.
Böyle bir iktidarda, elbette devrimi olduğu yerde tutmak isteyenler de, sosyalizme götürmek isteyenler de olacaktır. Devrimci Halk İktidarı, proletarya partisinin diğer sınıflar üstündeki etkisi, onları sosyalizmin inşası sürecinde birleştirmesine bağlı olarak sosyalizme doğru ilerler. Bunun gelişimi, halk iktidarı içindeki güçlerin durumuna göre şekillenecektir.

Kürt Sorunu... Kıbrıs...
Devrimci Halk İktidarı için halkları ilgilendiren hiçbir sorun "başağrısı" değildir!


Kürt sorunu, Ermeni Soykırımı meselesi, Kıbrıs meselesi, Türkiye'nin onyıllardır baş gündemlerini oluşturur. Ve bu ülkenin egemen sınıfları bu sorunları "Türkiye'nin başağrıları" olarak adlandırır.

Oligarşi için "başağrısıdırlar" gerçekten; çünkü her biri, oligarşinin katliamcılığının, şovenizminin, işgal ve ilhak politikalarının sonucunda ortaya çıkmış veya sürdürülen sorunlardır.

Devrimci Halk İktidarı, bu sorunları, halkın ve devrimin çıkarları temellinde çözebilecek güçte olacaktır.
Herşeyden önce bu iktidar, Kürt ulusal sorununu ulusların kaderlerini özgürce belirleme hakkı ilkesine göre bir çözüme ulaştıracaktır. Kürt ulusunun kendi kaderini serbestçe tayin hakkı, (ayrılma hakkı da dahil) güvence altına alacaktır.

Devrimci Halk İktidarı, ulusların tek tek bağımsız devletlerini kurmalarından ziyade, ulusların, ayrılma hakkı saklı kalmak üzere, tek bir devlet çatısı altında birleşmelerinden yana olacaktır. Ancak, Kürt ulusu bağımsız bir devlet kurma hakkını kullanacak olursa, Devrimci Halk İktidarı bunu, proletaryanın ve her iki ulusun çıkarlarına aykırı değilse ve emperyalizmi güçlendirmiyorsa, destekleyecektir.
Bunun ötesinde, Kürt ulusunun ekonomik, sosyal, kültürel vb. gelişimi için bütün önlemleri almak, Kürt ulusunun yaşadığı bölgelerin ekonomik, sosyal, kültürel gelişimine öncelik vermek, Devrimci Halk iktidarı'nın öncelikli görevleri arasında olacaktır.

Kıbrıs sorunu tartışılırken bugüne kadar görüşü alınmayan tek kesim, Kıbrıs halkıdır.
Devrimci Halk iktidarı, işte bu nedenle, Kıbrıs'ın emperyalist bir üs haline getirilmesine karşı çıkıp; işgalci Türk ordusunun görevine son vererek, adadan çekilmesini sağlarken, Rum ve Türk halkının kardeşçe birarada yaşadığı "bağımsız demokratik Kıbrıs"ın yaratılması için her türlü desteği verecek; ada halkının kendi kaderini tayin hakkını koşulsuz olarak savunacaktır.



Devrimci Halk İktidarı ÇOCUKLARIMIZ İÇİN!

Ülkemiz, ne yazık ki, çocuk sömürüsünün "cennetlerinden" biridir. Sokak çocukları, tinerciler, çocuk sorunun sadece bir boyutudur. Ülkemizde çocuklar çok küçük yaşlarda çalışmaya başlamaktadır. Ucuz işgücü kaynağı olan çocuk işçilerin sayısı 2 milyona yakındır. Bunun anlamı şudur; halk çocuklarının büyük bir bölümü, şu veya bu biçimde daha küçükken çalışmaya başlıyor. Gittiğimiz tamir atölyelerinde, mobilyacılarda, halı tezgahlarında, lokantalarda, ayakkabıcılarda, konfeksiyonlarda, fırınlarda o küçük elleri görmeyi kimse yadırgamıyor artık. Üstelik hepsi sendikasız, sigortasızdırlar.

Ülkemizde bebek ölüm oranları, Avrupa'nın en yüksek oranlarında seyretmektedir. Ülkemizde doğan her bin bebekten 41'i sadece bir yıl yaşayabiliyor. Ve bir not daha; "Türkiye'de 5 yaş alt' ölümlerinin yüzde 60'' beslenme eksikliğinden kaynaklan'yor." Bu cümle herşeyi özetlemeye yetiyor.

10 çocuktan biri daha 1 yaşına gelmeden yaşamını yitiriyorsa, her yıl 5 yaşın altında 66 bin çocuk ölüyorsa, ve çocuklarımızın ölüm nedeni "yetersiz beslenme" ise, sadece bunlar, oligarşinin iktidarının değişmesi için yeterli gerekçedir.

Çocuklarımızın gözyaşlarını faşizmin kanlı elleri değil, Devrimci Halk İktidarı silecektir... Devrimci Halk İktidarı, anne karnına düştüğü andan, büyüyenceye kadar, her aşamada çocukların bakımını sağlayacak, ücretsiz sağlık hizmetlerini ve eğitimini sağlayacaktır.
Çocukları, kızamıktan, difteriden, tetanozdan, boğmacadan korumanın maliyeti milyarlar, milyonlar gerektirmez. Ama iktidarda halkın olmasını gerektirir.


Devrimci Halk İktidarında...

- Basın, radyo, TV gibi iletişim araçlarını halkın örgütlü güçlerinin yönetimine verecektir. Basın yayın organları, sömürünün, faşist terörün savunulup aklandığı, yoz kültürün yayıldığı araçlar olmaktan çıkarılacaktır.

- Paralı okullar, dershaneler vb. kapatılarak ayrıcalıklı eğitime son verilecek, eğitim her düzeyde parasız hale getirilecektir.
Bireyci, gerici, faşist nitelikteki eğitim sistemine son verilerek, toplumcu, yurtsever, devrimci bir eğitim sistemi kurulacak, herkese kendi ana dilinde eğitim görme olanağı sağlanacaktır.

- Devrime karşı suç işlemiş olan devlet yöneticileri, halka zulmedenler, işkenceciler, sivil faşistler, emperyalist ajanlar cezalandırılacak, gecikmiş de olsa, adaletin gereği yapılacaktır.

- Kadının üzerindeki ekonomik, siyasi, toplumsal ve geleneksel tüm baskılar kaldırılarak toplumdaki saygın, üretici ve yaratıcı yerini alması sağlanacaktır. Kadının toplumda ikinci sınıf insan rolüne son verilecektir.
Kadınların bilinçlenmesi, örgütlenmesi ve ülke yönetimine her alanda katılmalarını sağlamak için kesin ve etkin önlemler alınacaktır.
Cinsiyet ayrımından doğan sömürüye son verilecektir.

- Halk yargıya ortak edilecek, halkın katıldığı bir yargı sistemi oluşturulacaktır. Yargı parasız olacaktır.


Sorunlar Çözülebilirdir;Çözümsüzleştiren Oligarşinin İktidarıdır

Gerçekte, bazı şeyler vardır ki, mütevazi harcamalarla, küçük çaplı yatırımlarla, bazı yasal düzenlemelerle çözülebilir. Ama devletin niteliği "halkı" esas almadığı için, oligarşinin iktidarında bunlar yapılmaz.

Yeni-sömürge Türkiye'nin sağlık tablosundan bazı rakamlar bu gerçeği daha iyi gösterecektir: "Türkiye'de, doğum sırasında ölen kadınların %33'ü kanamadan, %14'ü enfeksiyondan, %20'si de toksinlerden yaşamını yitirmektedir."
Bu tablo, annelerin doğum öncesi sağlıklı beslenmesi ve düzenli sağlık kontrolünden geçirilmesiyle kolayca önlenebilir; Ama işsizlik, sefalet içinde kıvranan yoksul halkın bunu yapabilmesinin koşulu yoktur. Ve oligarşinin iktidarının da bunu sağlama gibi bir amacı, işlevi yoktur.

Oligarşinin iktidarı, çocuklar, anneler, emekliler hastalıklardan, bakımsızlıktan adeta kırılırken, sağlık hizmetlerinin yetersizliği nedeniyle istatistiklere geçmeyen bir katliam sürdürülürken, emperyalist tekellerin ve işbirlikçilerinin isteği üzerine, sağlık sektörünü ticarileştirmekte, "paran kadar sağlık" politikasını uygulamaktadır.

Oligarşinin iktidarı sürdükçe, yarın daha çok öleceğiz ilaçsızlıktan.

Devrimci Halk İktidarı'nda ise, insanlığın bugüne kadar eriştiği en ileri düzeyde halk sağlığı hizmeti sistemi kurulacaktır. En küçük, imkanları dar, emperyalistler tarafından kuşatılmış sosyalist ülkelerde, sağlık hizmetlerinin, en zengin emperyalist ülkelerden daha yaygın ve kaliteli oluşunun açıklaması, iktidarın niteliğidir.

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de


25. Mar 2013, 03:20
Profil Web sitesini ziyaret et
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
cron
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker