Zaman: 20. Eki 2017, 17:08

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
 Hainin Gözleri 
YazarMesaj
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 659
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj Hainin Gözleri
“Me’ini zalimin dünyada erbab-ı dena’ettir.
Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten”

Bir düş görüyordu hain... Gerçi, buna düş de denilemez artık. Bir çok geceler, rüyasında yüzünün olmadığını görüyordu hain. İçmek için, bir suya eğildiğinde; saçlarını taramak için, yaklaştığında aynalara... dehşetle irkiliyordu. Yüzü yoktu!.. Kapkaranlık bir çukurdu alnının ön kısmını dolduran... dipsiz, kop koyu bir hiçlik. Hepsi bu! Ve o karanlık boşluğa dokunmak istediğinde, oradan, dayanılmaz bir güç çekiyordu bütün bedenini... Uyanıyordu tirtir titreyerek, ter içinde... Kaç zamandır şöyle rahat, dingin bir uykusu olmamıştı...
Artık, gündüzleri de korkarak bakmaya başladı aynalara; suları, gözünü yumarak içti... Ve belki, günün birinde aniden, insanların içinde yüzsüz kalıveririm diye, yalnızca geceleri sokağa çıkabiliyordu...

“Kurt kısmı puslu havayı sever çünkü,
ve hayınlar
geceyi örterler yüzlerine...”

İnsanın, en güzel yerleri elleri ve gözleridir, demişti bir eski arkadaşı...
Elleriyle yapıp yaratır insan, üretir. Ürettikçe parıldar gözleri.
Dünyaya, insana, toprağa daha bir sevgiyle, sıcaklıkla bakar. Her ne yana baksa, emeği görür orada... Sahiplenir, korur, kollar. Gözleri parıldadıkça ışıldar gülümsemesi. Alnı daha bir aydınlanır. Yüzü güzelleşir insanın, safi sevgi, safi paylaşım olup çıkar...
Yaşama kattıklarıyla insan olduğunu bilir çünkü insan... Ya hain?
Hainin en çirkin yeridir gözleri... ihanet, hainin gözlerinden taşar dış dünyaya...
Bütün hainler, istisnasız başka bakarlar, diğer insanlardan... Kurdun kuzuya bakışı gibi de değil... Onda bile yaşam vardır... Kendisinin, yavrularının besin kaynağıdır kurdun baktığı. Tabiat!
Ahenksizdir... donuk ve fersizdir, hainin gözleri. Ancak ölüler böyle soğuk bakabilir(!) Ama, ölülerden farklı olarak, baktıkça çirkinleşir gözleri, hainin. Düşmanı çoktur çünkü.
“Düşman”; hainleşmemiş her şey, herkes, her canlı, her düşüncedir onun nezdinde...

“Gözaltına alındığımda çözüldüm ve polisle işbirliği yaptım. Çözüldüğümü gizledim. Samimi davranmadım... işkence görmedim... kendimi çok sevmiş olma, düzene bağlılık, partiye kin ve nefret duygularıyla bu işbirliği içine girdim. Kendimi kurtarmayı düşünüyordum. Çünkü kendimi çok seviyordum...”

Nasıl başlamıştı herşey... Acı! Evet, o anı iyi hatırlıyor... Şubede işkenceciler arasında... bir sandalyede oturuyordu... Hiç durmaksızın konuşuyordu işkenceciler...
“Sen acıya dayanamazsın” diyorlardı... “Al yak bir sigara; düşün!..” Acıdan korkuyordu, hain... Hiç acı çekmemişti o güne kadar... Kendinden çok daha çelimsiz, ufak tefek insanların -hatta kızların- nasıl! direnebildiklerini anlayamıyordu... “Acı” nasıl birşeydi acaba?... İşkenceciler, beynini kemiriyordu... Sarf ettikleri her cümlede biraz daha çöktüğünü; dalgaların kumdan kaleleri azar azar eritmesi gibi, yüreğindeki ateşin her saniye biraz daha söndüğünü; ve bu gidişi durduramayacağını hissediyordu... “Harcatma kendini!” diyorlardı ona.
“Askı, felç eder kollarını; ‘elektrik’, küt (!) diye durdurur kalbini... Değer mi? Düşün! Kim için?..” İçinde, korkunç bir panik, hayvanca bir istek... çığ gibi büyüyordu: Yaşamak!.. Ne olursa olsun yaşamak!.. “Öldürmesek de, bu kez 20-30 yıl hapishanelerde çürüyeceksin... Para veririz; karı-kız, etrafında pervane olur... Harcatma kendini... Düşün!..”
“Verin bir sigara...” dedi, hain.

“Bu adam, sattı arkadaşını;
sattı altın bir tepside arkadaşının
kanlı kesik başını...
Bu adamın ayaklarında dolanıyor

korku,
gölgesi gibi...
Karanlık bir su gibi yaşıyor
bu adam.
Güneş batınca her akşam,
kaldırımlarda karısının donunu
sürüyerek,
parmaklarının ucuna basıp yürüyerek
size doğru yaklaşan odur.
Siz tanıyın onu
kalbinin boynunda sallanarak seslenen
melun çıngırağından,
Ve bilin ki, onun
döküyor parça parça cüzzam illeti
ruhunun
etini...

Bu adam bugün açtır,
Açtır ama,
kaybetti bu adamda
kudretli ve büyük açlık bile kutsiyetini...
A dostlar, bu adam...
güneş batınca bir akşam
sattı arkadaşını,
sattı altın bir tepside arkadaşının
kanlı, kesik başını,’’

Bir düş görüyordu hain... Düşlerinde yüzü yoktu!..
Yatağından fırlayıp, hırsla yüzüne bakıyor, inceliyordu aynalarda. “İşte! benim de yüzüm var. Burnum, kulaklarım, alnım, dudaklarım; herkes gibi.” Gözlerine takılıp kalıyordu bakışları. Gözlerine baktıkça tanıyamıyordu kendini. İçi ürperiyordu... Ve sanki birileri o gözlerin içinden korkunç gülüyordu... “Gözlerim!.. Ürkütüyor beni... Artık, benim değillermiş gibi gözlerim...”
Ayna bulanıklaşır... Silah sesleri, acı insan feryatları, sirenler... Gözlerinin akı kan gölüne döner hainin...

Hainin, en çirkin yeridir gözleri...
İhanet, büyür... Bir kez ihanet etmişse insan, sonrasında buna sırtını dönüpte yaşayamaz... Doymak bilmez bir çukurdur, girdaptır ihanet... Ve ihanet derinleşir... Tıpkı, insanın içindeki kanserli... kötü bir hücre gibi. Ya kusacaktır onu bedeninden; ya da irin büyüyecek ve içine girdiği bedeni hızla o kusacaktır... En önce de hainin... gözlerini
Kaç cana kıydı bu zamana dek?.. Kaç ana, feryatlarla bastı evladının ölüsünü göğsüne, onun yüzünden?.. Nasıl ağuladı suları; kaç yatağa akrep koydu?.. Kaç yaşamı kararttı bu hain?..
Nedir bunun bedeli?... Nedir bunun bedeli?...
“Gözaltına alınmasının ikinci gününde yoldaşlarının barındığı sığınaklarıbizzat gösterdi...
(...) Hain, silah sesleri arasında rahatlıkla düşman güçlerinin verdiği yemeği yiyebilmiştir.
“Keklik soyundanmış!” denir ihanet edenler, kardeş kanı dökenler için... Avcı, kekliği canlı-yaralı yakaladığında, eğer onun yaşamını bağışlamışsa karşılığında dünyanın en alçakça “vazifesini” ister keklikten: Çığırtkanlık. Ayağını, kanatlarını bağlayıp bırakır onu bir su başına yahut da kayalığa... Öter keklik; seslenir tuzakdan nazlı nazlı uçup giden kardeş (!) keklik sürülerine; sesinin en yanık, en davetkar haliyle...Ve, aldanıp da çığırtkana, o yana süzülen keklikleri avcıların .yağlı kurşunları bulur... daha ayaklarını toprağa basmadan....

Keklik evin yıkıla
Keklik soyun tükene.
Kına yakmış belledik
İbiğine pençesine.
Kına değilmiş, körolası
Kardeş kanı!
Kardeş kanı!
Söyle bize, a keklik!
“Kandan kına yakan var mı?...”

Hain, adres değiştiriyor... Hain, kimlik değiştiriyor; saçını uzatıyor, bıyığını kesiyor... İçindeki şeytandan kaçmaya çalışıyor, hain. Siyah gözlükler takıyor, gizliyor gözlerindeki ihaneti. Ölümü. Boşa çabalıyor, hain! Bütün dalları ağaçların, onu fısıldıyor geçtiği sokaklarda: “Hain! Hain bu!” Toprak, acı acı inliyor bu kardeş katilinin ayak izlerinden... Hiçbir çocuk gülümsemiyor ona, kimse öğütlememişken onları... Rüzgar, sakınıyor ferah dokunuşlarını hainden... Tek bir yağmur tanesi bile düşmüyor yüzüne... Yüzü yok ki, hainin! Yüzü yok!
Hainler gülemezler, ağlayamazlar... Buna benzer şeylerdir yaptıkları; ama aslı değil... Hainler hiçbir duyguyu, hiçbir ruh halini, hiçbir tepkiyi insan gibi, insanca yaşayamazlar... korkularında olduğu gibi, diğer tüm duygularında da hayvancadırlar; ama hayvanın da aslı değil...
İnsan toplumsal bir varlıktır; ihanet, yaşadığı toplumu sırtından hançerlemek, kendini insan yapan koşulları ortadan kaldırmaktır. “Parçan”ın “bütüne” yabancılaşması; düşmanlaşmasıdır. Ve, tarihin hiç bir döneminde ‘ihanet’ hoşgörülmemiştir. Bütün, dinlerde, düşüncelerde, devletlerde, örgütlerde... sınıflarda; ‘ihanet’ kelimenin tam anlamıyla anlaşılır; “Hain”, Haindir.


İnsanlık alemiyle ortak kaderi paylaşmaz, o... insan yüceleştikçe, hain, alçaklaşır... Sanki bir doğa yasasıdır bu. Bir tek “mutluluk” anlayışı vardır, hainin: Birgün daha hayatta kalabilmek... ne olursa, neye malolursa olsun! Ama, çok çabuk ölür hainler... İlk anda daha, ihanetin yaşandığı anda, kendi yaftasını kendi boynuna asmıştır, hain...

Hainin kafatasından içki içip,
Dişlerinden gerdanlık yapacağız.
Kemiklerinden flüt
Derisinden davul.
Sonra dans edeceğiz

Bir düş görüyordu, hain... Buna “düş” denilmez aslında, “düş” güzel şeyleri, umut edileni çağrıştırıyor çokça... “kabustu haininkiler”... Hainin, ‘kabus’u yalnız uykularda değil artık... İhanet önce düşüncesine yerleşmişti; şimdi, yaşamında. Söyleyin, kim rahatça yaşamını sürdürebilir böyle?.. İhaneti içinde taşıyor o; nereye gitse, hangi ortama girse beraberinde götürüyor. Onun elini tutan eller kirlenir, ekmeğini paylaşan zehirlenir... Çünkü, o artık geçmişteki o değil. Geçmişi, adı, kimliği, değerleri, inançları... hiçbirşeyi kalmadı... Şimdi yalnız HAİN’dir o...

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de


22. Ağu 2013, 02:59
Profil Web sitesini ziyaret et
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker