Zaman: 20. Eki 2017, 17:02

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
 Sahrayı Kerbela Mıydı Yoksa,... 
YazarMesaj
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 659
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj Sahrayı Kerbela Mıydı Yoksa,...
Sahrayı Kerbela Mıydı Yoksa, Kan Damlıyordu Yatağa

Ziyaret günüydü Hüseyin'in.. Çoktandır çıkamıyordu yatağından. Hücrede iki kişiydiler. Mehmet, Hüseyin'i incitmeden en güzel elbiselerini giydirdi. Su da içemez olmuştu artık. Yanıp kavruluyordu Hüseyin. Ziyarete dedesi gelecekti.

Onun anlattığı Kerbela hikayeleriyle büyümüştü. Mehmet, Hüseyin'e sıkıca sarıldı, her zamankinden daha güzel görünmüştü Hüseyin gözüne. Hüseyin de gülümsedi. Her zaman yastığının içinde sakladığı kızıl bandı Mehmet'e verdi.

- "Bu senindir artık, ona iyi bak. Bilincim yerindeyken kendi ellerimle vereyim dedim."

Kapı açıldı aniden, "Hüseyin, ziyaret!.."

Tekerlekli sandalyeyle götürdüler görüş kabinine Hüseyin'i. Dedesi, annesi, kız kardeşi gelmişti. Dedesi Hüseyin'i görür görmez dudakları titredi, gözleri doldu. "Bileydim böyle olacağını, adını Hüseyin koymazdım" dedi içinden.

- "Hüseyin'im bunun başka bir çaresi yok mu?" diye sordu dedesi.

- "Yok Dede... Dede bana anlattığın Kerbela'yı bir hatırlarsan, daha iyi anlarsın beni. Bir daha anlatsan aslında..."
Ana, kız gözyaşlarını Hüseyin'e göstermemek için sessizce çıktılar kabinden. Hüseyin boynunu dik tutamaz olmuştu artık, geri yasladı başını. Dedesi Hüseyin'in halsiz olduğunu anladı.

- Tabii anlatırım, dedi.

Ama bu kez çok farklıydı adına ağıtlar yaktığı Hüseyin, bu kez karşısında duruyordu. Gözyaşlarını tutmanın bir anlamı kalmamıştı artık. Gözlerinden akan yaşlar gibi, dudaklarından o çok bildiği, çok anlattığı destanın kelimeleri dökülmeye başladı.

- "Candır, kandır Kerbela. Hem zulum, hem umuttur Kerbela. İnsanlığın başıdır. 1300 yıl geçti, yaşadığımız gün, bulunduğumuz yerdir Kerbela..."

Hüseyin'in gözleri kararmıştı, artık sesler çok uzaklardan geliyordu. Hemen arkasındaki gardiyanlar birden hareketlendi, Hüseyin'i apar topar götürdüler.

Dedesi şaşırdı. Etrafını saran gardiyanlara, müdürlere bağırıyordu. "Nereye götürüyorsunuz? Nereye! Eziyetiniz yetmedi mi? Yetmedi mi verdiğimiz can? Yetmedi mi zalimler?"

Hüseyin'i bir ambulansa bindirdiler. Tüm vücudu, çevresindekiler düşmanıydı artık. Hüseyin artık Sahra Çölü'ndeydi. Hem sıcaktan kavruluyor, hem de uçarcasına geziniyordu Kerbela'da.

72 kişilik Hüseyin kafilesini on altı bin kişilik Yezid'in ordusu sarmıştı. Ya Yezid'e biat edecek ya da orada kadınıyla, çocuğuyla, yaşlısıyla, kılıçtan geçirileceklerdi. Yezid'in komutanları Ömer'e, Şimr'e, sonra Hür'e sesleniyordu Hüseyin:
"Zulümle, kanla tahta oturanlara biat etmem ben. Kılıçlarınızdan, oklarınızdan, mızraklarınızdan değil, mazlumun ahını almaktan korkarım. İnsanoğlu ihanet çukuruna bir düştü mü yönünü şaşırır, çırpındıkça daha derinlere batar. Varın deyin ki, ben zulümle birlikte varlık içinde yaşamayı alçaklık, zulme karşı gelerek bulacağım ölümü yücelik sayarım."

Hastanede etrafını sarmışlardı Hüseyin'in; doktorlar, komutanlar, hapishane personeli tedaviyi kabul etmesi için ikna etmeye çalışıyorlardı... Gülümsedi Hüseyin, 1325 yıl önce verilmişti tüm bunların cevabı. İçi yanıyordu Hüseyin'in.

Susuzluktan kavrulan Hüseyin kafilesi için savaş başlamıştı artık... İlk Hazreti Hüseyin adına savaşan Hür şehit düştü. Sonra Ali Ekber, sonra Abbas, Kasım, Ali Asker. İkinci gün Hüseyin hazırlandı. Geride kalanlara son kez konuştu. Yolunu oğlu Zeynel Abidin'e, çocukları kardeşi Zeynep'e, eşini ise Müslüm'e emanet etti.

"Gönüldaşlarım, sevdiklerim. Biliyorum ki bizi ölüm bile ayıramaz, ölmek zor değildir, zor olan inançsız ölmektir. Göçmen kuşlar, çağlayan nehirler, esen yel, gittikleri yerde anlatsınlar ki; zulme başeğmedik. Nerde bir ezilmiş varsa, orda soluklanın, ölmek yenilmek değildir. Biz daha çok gelir göçeriz bu dünyadan."

33 ok, 54 kılıç yarası aldı Hüseyin. İlk sol bileğini, sağ omzunu kılıçla kestiler. Atından düştüğünde Şimr vurdu boynuna kılıcını. Kanı aktı Sahra Çölü'ne.

Çarşafa kan damlıyordu, Hüseyin'e serum takmak için kolunu delik deşik etmişler, bileklerini kesmişlerdi. Şehitler şehidi Hüseyin yumdu gözlerini.

Hastane önünde dedesi çocuklar gibi ağlıyordu. Hüseyin'in kardeşi sarıldı dedesine: "Dede yeter ağlama!"
Bir an durdu Dede. Omzu dikeldi, sesi dirileşti.

- "Ben Hüseyin'e ağlamıyorum kızım. Ben kendime ağlıyorum. Bunca yıldır zulme sesimizi çıkarmadığımız için, gencecik Hüseyinler yitip gidiyor.

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de
En son KURTULUS tarafından 24. Eki 2015, 03:08 tarihinde darbelendi.

24. Eki 2015, 03:08
Profil Web sitesini ziyaret et
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker