Zaman: 20. Eki 2017, 17:10

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
 Tekme 
YazarMesaj
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 659
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj Tekme
TEKME


Remzi Basalak Anisina


Akşam karanlığı yeni çökmüş, günün yorgunluğu üstümde. Bir çay demlemeli şimdi, bardak bardak içmeli. Bardak bardak... Hepten alıp götürmese de yorgunluğumu, bir dinginlik verir yine de. Bir çay demlemeli diye düşünürken gözucuyla da haberleri izliyorum. "Başbakan .... açılışında yaptığı konuşmada... " Spikerin ağızından çıkan "Yakalandılar" sözcüğüyle tüm duygularım televizyona odaklanıyor.

Yakalandılar... Kırmızı örtülü bir masanın arkasına sıralanmış altı genç insan; Kızlı erkekli. Masanın önünde kitaplar dergiler… Üstündeyse irili ufaklı silahlar sıralanmış. Yanyana, diklemesine dizilen kurşunlarla "Polis" yazılmış. Her akşam olamasa da oldukça sık rastlanan ve birkaç saniyelik görüntülerden bir daha " Yasa dışı sol..."

Neler anlatmazlar ki bu birkaç saniyelik görüntüler. Önce masanın önündeki kitaplar, dergiler, bayraklar... Dikkatle bakmayan bilmez, hangi hareket, hangi partinin yanıtları gizlidir orada. Masa üstündeki silahlar o kişilere mi aittir, yoksa sahnenin dekoru mu? Sonra, yorgun gözlerde dolaşır gözlerim çabucak. Yorgun, uykusuz, avurtları çökmüş, gözleri çukurlaşmış, saçları keçeleşmiş, sakalları uzamış yüzlerde... Spikerin "Terörist yakaladık" sözleriyle örtüşmesi için makyajlanmıştır sanki her bir yüz.

Her gün gördüğüm, her sabah günaydın dediğim birine bu birkaç saniyelik görüntülerde rastlasam, tanıyamacacakmışım gibi gelir bana. Yine de kamera ile beraber dolaşırım o insanların yüzlerini. Bir ara da masanın arkasına dizdikleri insanların sırtlarını çevirtirlerdi kameralara. Suçları kesinleşmemiş insanların böyle teşhir edilmelerinin doğru olmadığı yazılıp çizilmişti gazetelerde. Etkili de oldu, bu yazılardan sonra çıktı sırt döndürmek. Pek de iyi olmadı hani! İnsan ne yaptığını bilmeli, bilerek yapmalı ve yaptığını da savunmalı. Gerçi o kısacık zamanlarda, kamera akıp giderken konuşma olanağı bulamaz insan ama yine de başını dik tutup susarak da konuşabilir insan.

Altı insanın yüzünde akıp giden kamera, gençten bir adamın yüzünde asılı kaldı. En fazlasından yirmiyaşında. Saçları oldukça kısa ama yine de biraz dağınık. Kısa olduğu için keçeleşmemiş olsa da yapış yapış yağlı olduğu kesin. Sakalları oldukça uzun. En azından on beş gün traş olamamış. Dudakları gergin, nefesi kesik kesik, öfkeli. Kameranın ortasına bakan çakmak çakmak gözlerinden yalımlar fışkırıyor. Alçak boylu, basıkça. Basulak... Biraz daha kal orada diyorum. Kameraya için için. Biraz daha kal... Ellerini arıyor gözlerim. Aradığım eller seni anımsatıyor bana.

"Bir gün beni televizyonda izlersen, ellerime bak demiştin. Ellerim zafer olup gelmişse... Filistin askısı kollarımı felç etse bile, zafer olup gelecek ellerim.''

Kamera biraz uzaklaştı, genç adamın yüzünden. Elleri, arkasında, göremiyorum. Şimdi sol elini yukarı kaldırıp işaret parmağı ile orta parmağını dikecek gökyüzüne ve işkenceleriniz yenemedi yenemezsiniz de diyecek hiç konuşmadan.

Yenemezsiniz!

Yalım saçılan bu gözlerin elinde zafer olmalı. Mutlaka olmalı diyorum. Kollarının lifleri mi kopmuş, felç mi olmuş askıdan.

Hayır! Böyle olsa bile destek yapar bir eliyle diğerine. Bağlı mı yoksa elleri?

Yalım bakışlar çevrede dolaştı.

Sonra kameranın tam ortasına gedi. Kameraya değil de tam bana bakıyor. Göz bebeklerime.
Ben de ona bakıyorum. Karşımdaki gözlerden bu kez yalım değil de bir sıcaklık akıp geçiyor. O anda da yavaşça bana doğru yürümeye başlıyor. Yürümüyor da olduğu yerden akıp geliyor daha çok. O yürüdükçe önündeki kırmızı örtülü masa, masanın üstünde dizilmiş silahlar, diklemesine konulmuş kurşunlar, önündeki kitaplar, dergiler hiç bozulmadan bana yaklaşıyor. Tam yanıma gelince, masanın üstünden uzanıp dokundum ona.

Oda da sadece ikimiz vardık. Daha sonra hergünkü işlerini yapan insanların rahatlığında gazeteciler, televizyoncular geldi. Polisler de “…bu dağları biz yarattık, şu altı kişiyi de biz yakaladık. Hele hele de bu yalım bakışlıyı...” diyen bir tavırla oradan oraya geziniyordu. Oda kalabalıklaşmaya başladığında içeride bir koku gezindi. Hücreliklerden çıkıp gelmiş rutubet kokusu. Oda kalabalıklaştıkça ekşiyen bu kokuya; kan, irin, amonyak kokuları da karıştı.

Yüzlerce yıl bütün atıkların depolandığı bir yerin kapağı aniden bulunduğumuz odaya açılıermişti veya biz öyle bir yere düşmüştük. İnsanın burnundan genzine, genzinden ciğerlerine, değdiği yeri yakan bir koku. Hatta gözleri bile. Birileri bu yalım bakışlıyı biz yakaladık diye koştuk koştuk.

Gezindikçe ağırlaşan bir koku... Karakol kokusu. Çürümüşlük...

Yalım bakışlı genç adam masanın arkasında bir adım geriledi. Gözlerinden saçılan yalım, odanın duvarlarında gezindi ama kimse farkına varmadı bunun. Duvarların cam olduğunun yalımlar duvarlara değip geçerken ayrımına vardım. Yıllardır içinde yaşadığım evin duvarlarının cam oluşuna ve benim bunu ilk kez o an algılayışıma da şaşmıştım. Her şeyde, her yerde bir çıplaklık vardı. Evin duvarlarından dışarısı, bahçedeki ağaçlar, ağaçların hemen yanındaki bahçe duvarı daha aşağıdaki komşuların evleri...
Hatta daha ötelerde Bostancı'nın apartmanları, denizdeki dalgalar, Adalar, Suadiye, Kadıköy, Topkapı, Gaziosmanpaşa, Gayrettepe... Boğazdaki yalılar, Hilton, Sheroton, Svis Otel, Conrad... Her yer, her şey apaçık görünüyordu. Üstelik sadece evimin duvarları değildi cam olan. Tüm binaların duvarları camdı. Herkes oturmuş yalım bakışlı bu genç adamı seyrediyordu. İnsanlara sokaklara, ağaçlara, denizlere, yapılara bakıyorum.

Çürümüşlük kokusu dalga dalga geziniyor. Yalım bakışlı adam ağırlığını sol ayağına vererek sağ ay ağını geriye çekti. Vuracak...

Sömürgenler hep birden oturdukları koltuklardan fırlayıp dikildiler ve "naptığını sanıyor bu adam"diye söylendiler. "Yalım bakışlıymış" dedi içlerinden biri. "Pöh! Zindanlara atın bunu, sallandırın, ezin!.."

Yalım bakışlı adam şöyle bir bakındı çevresine, o an odadaki ağzı küfür kokan işkencecileri...
Yalılardaki, saraylardaki, otellerdeki tüm sömürgenleri gördü. "Siz sömürgenler yeryüzündeki tüm kötülüklerin anasısınız" dedi. "Bir çocuk ağlasa, bir kuşun kanadı kırılsa... Bunun hesabını soracağız sizden " dedi hiç konuşmadan.

Dolmuş, otobüs duraklarında bekleyenler, vapurda Boğaz'ı karşıdan karşıya geçenler, Haydarpaşa'da, Sirkeci'de trene binenler, kahvede tavla oynayanlar, futbol maçından çıkanlar, grevciler... Herkes duydu bunu. Sokakta yürüyen biri "Çocuk haklı" dedi.

Yalım bakışlı adam ayağını biraz daha geri alıp bacağını dizden içe kıvırdı. Vurdu vuracak... Soluğu hala kesik kesik. Ağzı küfür kokanlar ne yapcaklarını bilemeden gerisin geri giderek duvarlara yapışıp kalırken; Yalım bakışlı adam bir tekme savurdu önündeki masaya.

Kırmızı örtüler, irili ufaklı silahlar, dikine dizilmiş kurşunlar dörtbir yana savruldu.

Ardından da cam duvarlar...

Resim

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de


15. Şub 2014, 00:32
Profil Web sitesini ziyaret et
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
cron
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker