Zaman: 21. Ağu 2017, 17:06

»

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 10 mesaj ] 
 Yılmaz Odabaşı Şiirleri 
YazarMesaj
Mesaj Yılmaz Odabaşı Şiirleri
Dağlarda Ölmek İsterim

Ömrümde nice sızı var
kışların önü, sonu var.
Kalbim bu kuşatmalarda dar;
dağlarda ölmek isterim.

Ben ateşten, hınçtan doğdum.
Üç beş kuruşa kul oldum,
yetmedi de mahpus oldum;
dağlarda ölmek isterim.

Kaç mevsim ağladım kaldım,
tutuşan özlemle yandım,
kentler zalimdi dayandım;
dağlarda ölmek isterim!


Yılmaz Odabaşı


2. Eyl 2012, 22:36
Mesaj Re: Yılmaz Odabaşı Şiirleri
Dağınık Gazel

“Eski güzel şeylerden değil,
yeni kötü şeylerden başlamak gerekir.”
-Water Benjamin-

Göç
geçer...

Geçer ayrılıklar baladı.
Siyah bir orman olur gençliğimiz.
Bize böyle pay kalır.
Bize böyle pay kalır...

Ağla sömürgem... Belki dönemem!
Oralarda usul usul talazlanan nehirlerde yaz kalır;
kış yanar, düş üşür yüreğimde.
Ağlarım, gözyaşım beyaz kalır...

Sonra askerler yeniden kuşatırlar aşınmış kaleleri.
Bin “hawaar “parçalar gecenin döşeğini.
Ocaklar iniler, yas büyür, orta yerde kan kalır;
Dıngılava’da peştamallı çocuklar havuzlara işerler;
gözlerinde bir mahmur özlem kalır...

Derken bir Ankara, bir poyraz beni döve döve içeri alır.
Yollar da giderek uzaklaşır... Giderek uzaklaşır.
Fahişeler terli kasıklarıyla sabaha uğurlanır,
kuşlar inkâr edilir, gökyüzü yağmalanır;
ben büyürüm bu kederle kalbim uslanır...

Ağla sömürgem!
Ağla ve kucakla kumral delikanlını.
Buralarda çatılmış bir tüfeğim böğrümde taflan kalır.
Şimdi Kızılay’da oturmuşum hasretin kancasında;
geçer zaman, geçer yıllar, günlere bir yeni hazan kalır...


Ağla sömürgem... Sen hep mağlup bir ağlayışta,
ben uzak susarım bu mağlubiyet için hep anlayışta.
Bak, çöpçüler bu geceyi de piç edip süpürdüler.
Ben ise haber değeri bile olmayan bir haykırışta,
özleminle hâlâ bir yakarışta...

Ağla, ben de ağlarım gözyaşlarım özlemine az kalır.
Buralarda nem var; nem varsa sende kalır!
Daha çağırırken beni,
anı bile kalmaya tenezzül etmeyen dağ dorukları,
sömürgem yaslar durur sesime kırgın ayrılıkları…

Ben gittim
ve yittim!

Oralarda usul usul talazlanan nehirlerde yaz kalır,
yaslarım günleri yüzüme gözyaşım beyaz kalır.
Burada yıllar küfürle uğurlanır.
Ben büyürüm içindeki haylaz çocuk uslanır…
Ve günler geçer, herkes gider, pistler boşalır;
sahnede bir kurtlar, bir ben bir klasik dans kalır.

Ağla sömürgem... Buralarda döne döne-
mem! Artık bir yeşile dolmasak da anılardan haz kalır.
Sen de bir zaman duyarsın
bir gün bir taze mezar kazılır:

A r d ı n d a b i r d a ğ ı n ı k g a z e l i l e, k ü l i l e
A n k a r a ’d a b i r ö l ü y ı l m a z k a l ı r...

Yılmaz Odabaşı


2. Eyl 2012, 22:37
Mesaj Re: Yılmaz Odabaşı Şiirleri
İYİ Kİ BU DÜŞTESİN

nehirler yarışır, çağıldar gözlerinde
o nehirler benim nehirlerimdir
aşk
ki azar azar benim yerimdir
üşüyorsam, sokaktaysam, yalnızsam
gözlerin ey yâr benim evimdir

/vurulup düştükçe, düştükçe seni sevmekten caymayacağım
gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım! /

iyi ki bu sestesin
dünyayı ısıtan nefestesin
bir haydut gibi gezinirim kapında
kalbimde tutuşan ateştesin…

II
rüzgârlar savrulur, uğuldar gözlerinde
o rüzgârlar benim rüzgârlarımdır
aşk
ki azar azar benim yerimdir
suskunsam, bozgunsam, bulutsuzsam
gözlerin ey yâr benim evimdir

iyi ki bu düştesin
her sabah ışıyan güneştesin
iyi ki yoksuluz bulutlar gibi
soğuyan dünyada sımsıcak fırınlar gibi

/vurulup düştükçe, düştükçe sana koşmaktan caymayacağım
gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım! /


2. Eyl 2012, 22:40
Mesaj Re: Yılmaz Odabaşı Şiirleri
ALLAHIN ÜVEY ÇOCUKLARI

Biz faillerini kalplerinde taşıyanlar.
Biz allahın üvey çocukları, arkasızlar
...
...Biz hayata tenha bir ırmak gibi katılanlar;
her yerinden sökülüp her şeye katlananlar...

Biz sökük düğmeliler, şezlongsuzlar, şarapsızlar
biz kozalarından kovulmuş ipek böcekleri

Biz meçhul ve kara kişiler
yolcular, mazlumlar, çardaksızlar...

Biz ışıkla sözün tılsımında
ve sabrın yankısında saklananlar.

Biz sesinden başka sokağı,
düşünden başka vatanı olmayanlar...

Biz yağmurlarda şemsiyesiz yıkananlar
yakılanlar, yakınanlar

Biz lanetli kişiler, ötekiler;
biz türkü söyleyenler!

Biz sürgünler, kefensizler;
biz aylak günlerin upuzun şarkıları.

Biz biat etmeyenler!

Bütün namlular bize göredir.
Bize göredir çarmıhlar, mezarlıklar;
bize göredir yalnızlıklar

Biz şehre duyurulan bir kara haber.
Biz bütün ölmüşler, gömülmemişler…

Biz yazgısında gül bitmeyenler...

O seslerin içinde sestik bir zaman.
Yankısı boğuldu, suflesi yalan.
Biz de o düşlerin içine düştük bir zaman

Yanıtını çaldırmış sorularız biz.
Yanıtını çaldırmış sorularız biz!


9. Eyl 2012, 21:20
Mesaj Yılmaz Odabaşı Şiirleri
Yılmaz Odabaşı
HER ŞEYİ ÇÜRÜTÜR ZAMAN

Kalplerimizin kuytu yerlerinde bize özel sığınaklar vardır; o sığınakların gündemleri, gündeliik hayatın vasat gündemlerle örtüşmez.Orada bazen buruk, ağlamaklı, bazen de kasırgalar gibi dolaşır durur düşlerimiz...

Kalplerimizdeki düşleri, özlemleri üşüttüğümüzde, ateşi bilincimizi sarar ve o ateş, giderek içimizin sokaklarında bir kaos başlatıp iç barışımızı bozar.

O zaman ya düşlerimizin iniltilerini teskin edip o ateşi düşürmemiz veya hep acıyan, acıtan o ateşle ve içimizin sokaklarındaki o tedirgin sorularla yaşamaya alışmamız gerekir.

Çünkü düş oldukça peşi sıra insandır; çünkü en çok düşlerimizin bize hesap sormaya hakkı vardır.Sonra kalplerinizin kuytu yerlerindeki sığınaklarda kendimize telkin ve terapi seanslarıyla bekleriz…

Bekleriz…İnsanı, aşkı, olmayı, onarılmayı ve zamanın açtığı yaraları yine zamanın sarmasını bekleriz.

Düşlerimizin başucunda bir tüfek gibi dikilerek bekleriz. Küçük nehirlere, limanlara burun kıvırır, okyanuslara ait olduğumuza inanırız…

Düşüp kaldığımız ya da itilip unutulduğumuzu sandığığımız derin, karanlık kuyularda sabırsızca beklerken, çoğu zaman küçük sevinçler, küçük yolculuklar hep bir kenarda durur, hep erteleriz.O kitabı sonra okuyacak, akşam yürüyüşlerine sonra çıkacağızdır; şu işimiz de bitsin, filancalar gelip gitsindir, her şeye daha sonra zaman olacaktır.

Her şey, her şey yoluna girdiğinde yapılacak, söyleyeceklerimizi bile daha sonra söylenecektir…

Derken zaman, yani o büyük ve gizemli güç, hayatın düşlerimizin gerisindeki kırıntılar olduğunu anlatır bize.Belki okyanuslara gider, kasırgalarla boğuşur, ama bir damlaya yenilip döneriz.Zamanın, hep ertelediğiniz ne çok şeyi nasıl öğüttü-ğünü, küçümsediğimiz nehirleri nasıl kuruttuğunu; ihmal ettiğimiz o küçük sevinçleri, sevgileri nasıl soldurduğunu, ileride, bir gün yürümeyi düşündüğünüz ıssız yollara devasa binaların inşa edildiğini fark ederiz.

Tıpkı bir İspanyol atasözünde olduğu gibi,“Don Kişot olmaya giderken, evimize bir Şanso Panço olarak dönmek”le kalmayıp, gün gelir burun kıvırdığımız o küçük şeyleri de büsbütün avuçlarımızdankayıp gittiğini görürüz.

Çünkü avuçlarına bırakılan bütün dostlukları, sevgileri , her şeyi çürütür zaman.Çünkü zamana rüşvet veremezsiniz, kendinizi ikna etseniz de zamanı edemezsiniz. Bir düşünür,”Sevginiz ya da dostluğunuz zaman ve uzaklıkla sınırlı ise o yok demektir,” diyor…

Yaşadığımız gezegen milenyumu kutlarken, ben ise o tarihte“düşünce suçu” mahkumiyetlerimin bir yenisi için bir cezaevindeydim.Diktörtgen bir gökyüzünün altında ikinci baharımdı.Yirmili yaşlarında siyasal suçlardan mahkum olmuş altı yedi kişiyle birlikte kalıyordum. Koğuşumuzun havalandırmasında sadece taş duvarlar ve bir basketbol potası, dışarıda ise kışkırtıcı bir bahar vardı.

O bahar, koğuş pencerelerinin tam karşısındaki avlunun taş duvarlarına boydan boya sarmaşık ekmeye karar verip, ceplerine üç beş sıkıştırdığım gardiyanlara rica minnet poşetler dolusu toprak getirttik.Duvarın dibine yığdığımız toprağa geniş suntalarla çevreledikten sonra o sarmaşık tohumları ektik.

Birkaç ayda gelişip uzayan sarmaşıklar, havalandırma duvarında çivilere çaktıığımız iplere boylu boyunca sarılmakla kalmayıp, kimileri duvarları aşarak dışarıya göz kırpmaya başladılar.

Ancak koğuştakiler, şarmaşıklar yüzünden basketbol oynayamıyor ve o bana arada bir tedirgin bir sesle:“Top oynayabilsek çok iyi olurdu hani,” demekle yetiniyorlardı. Yeni bir sonbahar geliyordu ve bütün kışı tabut gibi daracık bir koğuş-ta balık istifi geçirecektik.Bu yüzden bir tercih yapmak zorundaydık.

Bir gün ranzalarına uzanmış koğuş arkadaşlarıma dönüp,”Sarmaşıkları artık sökebiliriz,” dedim…Onlar ranzalarından sıçrayıp sevinçle avluya yöneldiklerinde, ben ise o infazı görmemek için cezaevi kütüphanesine gittim.Bir saat kadar sonra döndüğümde, koğuştakiler sarmaşıkları yolup toprağıyla birlikte bir köşeye istif etmiş, keyifle top oynuyorlardı. Beni görünce bir an duraksayıp yüzüme mahcup bir ifadeyle baktılar.Onlara gülümsemeye çalışarak:”Sorun değil çocuklar, kışın nasılsa kuruyacaklardı,”dedim...

Onlar oyunlarını sürdürürken, gün be gün büyüttüğüm sarmaşıkların bir köşede büzüşüp kalmış cesetlerine burkularak bakarken, küçük, siyah tohumları dikkatimi çekti.O tutsak ve ölü sarmaşıklar, gövdelerinde bıraktıkları tohumları atıldıkları yerden sanki bir vasiyet gibi sunuyorlardı bana...

Tohumları bir kalem kutu- suna bırakırken, onları bir gün, dışarıda diledikleri gibi büyüyebilecekleri bir alana ekeceğime dair kendi kendime söz verdim…

Zaman geçti, içeriden çıktım.Sonraki üç yıl oturduğum evlerin hiçbiri o sarmaşık tohumlarını ekmeme uygun olmadı.Fakat arada bir o kalem kutusunu açıp bakıyor, onlara dokunuyor ve bir gün her bir tohumun bir evin duvarlarını nasıl boylu boyunca saracağını düşünüyordum…

Dördüncü yıl taşındığım müstakil evde bir ilkbahar, o tohumları evimin duvarının ön cephesindeki toprağa ektim.Üç günde bir sulayıp sabırla bekledim…Bekledim, fakat iki hafta kadar hiçbirinin filizleri bile görünmeyince, dört yıl sakladığım o tohumlarının artık çürüdüklerini anladım…

Şimdiyse dönüp geriye, upuzun yıllara baktığımda; aşklar vardı, dostlar vardı, gidilecekti diyorum…Söyleyeceklerim aklımın, yazacaklarım kalemimin ucundaydı; hepsi kalbimin ve zamanın avuçlarından nasıl da kayıp gittiler…

Gittiler…Kimi dostlar, artık öyle çok görmek istediğim dostlar değil… Eskiden okumayı tasarladığım bazı kitaplar artık hiç okumayacaklarım, o yıllar yapmak istediklerim şimdi yapmayacaklarım. Mesela, eskiden kalabalık olmak isterken, şimdi yalnız kalmayı yeğliyorum.Beğenilerim, tutkularım, rüyalalarım, yaşam üslubum –bile- değişmiş...

Oysa tam sorunlarımı çözdüm, işte oturdum ve artık eskiden planladığım yerlere gidebilirim derken, bir baktım ki ne gitmek istediklerim aynı yerler ne de artık gitmek istediğim çok pek fazla yer de kalmamış…

Siz olun, tutkularınızı, düşlerinizi, sevgilerinizi ve yolculuklarınızı ertelemeiyin; çünkü çürürler…Çünkü dokunduğu her şeyi çürütür zaman…

Her şeyi…Her şeyi çürütür zaman…


16. Kas 2012, 03:36
Mesaj Re: Yılmaz Odabaşı Şiirleri
BİR NEHRİN TÜKENİŞİ


hasretin kan çanağı gözlerinde oturuyorsun
seni soruyorum
hiçbir şey bilmiyorsun

hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım
sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın...

tükenişi bir aşkın
bir nehrin tükenişine benzer
ne deniz olabildin
ne nehir kalabildin...

kendin ol
kendin ol
sen buysan başkası ol!

buysan kederden öleceğim
başkası olursan da kimi seveceğim?

/ne diyarbakır anladı beni ne de sen
oysa ne çok sevdim ikinizi de bir bilsen.../


1. Nis 2013, 01:24
Mesaj Re: Yılmaz Odabaşı Şiirleri
Bu aşkın nüshası şarkılarda
aslı bende kalacak.
Bizi hasret saracak
bulutlar çıldıracak.

Ayrılık başımı döndürüyor;
kavuşmayı özlettin.
İntiharlar kuşandım
bu aşkı sen kirlettin.

Geçtim borandan, kardan yitirdim bahçeleri,
ellerini tutmazsam yatamam geceleri…

Bu aşkın nüshası rüzgârlarda
kahrı bende duracak
Sende ihanet gülüm
bende matem olacak..

Bu aşkın efkârı şarkılarda
yüzün bende solacak.
Bizi zaman yenecek
ve anılar kalacak.

Geçtim borandan, kardan yitirdim bahçeleri,
ellerini tutmazsam yakarım geceleri!


8. Nis 2013, 00:06
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 657
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj Re: Yılmaz Odabaşı Şiirleri
Herkes kırılamaz;
bazen ipince bir dal olmak gerekir
kırılmak için:

Ama dünya kütüklerin…

Ağlayamaz herkes;
ağlayabilecek kadar büyümek gerekir:

Dünya ise küçüklerin…

Sevemez herkes;
bir orman olmak gerekir sevmek için:

Bak ki dünya çöllerin…

Ve vâkur bir damla olmak
dalga için.

Katılmak okyanusa aşk için, isyan için!

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de


9. Şub 2014, 17:13
Profil Web sitesini ziyaret et
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 657
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj Re: Yılmaz Odabaşı Şiirleri
EY HAYAT


(Ey hayat,
sen şavkı sularda bir dolunaysın
Aslında yokum ben bu oyunda,
Ömrüm beni yok saysın…)

Yaşam bir ıstaka;
gelir vurur ömrünün coşkusuna.
Hani tutulur dilin,
konuşamazsın…

Tırmandıkça yücelir dağlar.
Sen mağlupsun, sen ıssız.
Sesinde çığlıklar boğulur ama
bağıramazsın.

Eloğlu sevdalardan dem tutar,
aşk büyütür yıldızlardan;
senin düşlerin yasak,
dokunamazsın.

Birini sevmişsindir geçen yıllarda.
Açık bir yara gibidir hâlâ.
Hâlâ ne çok özlersin onu,
ağlayamazsın…

Yolunda köprüler çürür.
Sesin, sessizlik sanki bir uğultuda.
Savurur hayat kül eyler seni,
doğrulamazsın!

Yapayalnız bir ünlemsin
dünyayı ıslatan şu yağmurlarda.
Her şey çeker ve iter,
anlatamazsın...

Sonra vakt erişir, toprak gülümser sana;
upuzun bir ömrün ortasında
ne hayata ne ölüme
yakışamazsın…

Yazdırmalısın mezar taşına:
Ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın.
Aslında hiç olmadım ben bu oyunda.
Ömrüm beni yok saysın...

Yılmaz ODABAŞI, (Tekirdağ Saray Kapalı Cezaevi, 1999)

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de


12. Ağu 2015, 02:42
Profil Web sitesini ziyaret et
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 657
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj Re: Yılmaz Odabaşı Şiirleri
BİR AŞK BİR YARA

Ben şu kısa boylu hayatta
uzun boylu kederlerle acırım.
Yorar beni şu telaş, şu karmaşa.
Bir sığınak aranırken şu uğultuda,
bir aşk gelir, bir yara.
Bir yara…
Bir yara daha!

Eski bir aşk,
yeni bir ayrılıktır her zaman.
Bunu kuşlar sorar, yıldızlar da anlatır.
Kimse bilmez be canım,
bir yara bir ömrü nasıl kanatır…

Ben seni hep ayrılıkla anmışım
Titreyen ellerimle günlerin buğusuna adını…
Hep adını yazmışım.
Bir aşk gelmiş bir yara.
Bir yara…Bir yara daha!

Eski bir aşk,
yeni bir ayrılıktır her zaman.
Bunu kuşlar sorar, yıldızlar da anlatır;
kimse bilmez be canım
bir yara bir ömrü nasıl kanatır…

Yılmaz ODABAŞI

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de


8. Ağu 2017, 03:16
Profil Web sitesini ziyaret et
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 10 mesaj ] 

»

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker