Zaman: 23. Eki 2018, 22:09

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
FollowersFollowers: 0
Sık kullanılanlarSık kullanılanlar: 0
Görüntüleme: 250

 Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Bülteni SAYI: 51 
YazarMesaj
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 668
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Bülteni SAYI: 51
TARİH: 30 Mart 2018

KIZILDERE İHTİLALİN YOLUDUR, DÖNÜLMEZ! TESLİM OLMAYANLAR YENİLMEZ!

Emperyalizm Türkiye ve Dünya Halklarını
Silahsız, Umutsuz ve İnançsız Bırakmak istiyor.
Emperyalizme Bu Zaferi Tattırmayacağız!

ZAFER DİRENEN VE SAVAŞAN DÜNYA HALKLARININ OLACAKTIR!
ÇÜNKÜ BİZ VARIZ!

Türkiye ve Dünya Halkları!
Emperyalizmle ve Faşizmle Barışı, Silah Bırakmayı, REDDEDİYORUZ.
Çünkü Barış ve Silah Bırakmak, TESLİM OLMAKTIR.
Halkımıza ve Dünya Halklarına İlan Ederiz Ki;
“Barış süreci” adı altında sürdürülen tüm politikalar, ALDATMA ve TESLİMİYETTİR.
Sömürücülerle, zalimlerle barışmayı ve silahsızlanmayı reddedelim!

Halkımız!
20. ve 21. Yüzyılın tüm “barış”ları kanıtlamıştır ki:
GERİLLA SAVAŞI, SİLAHLI MÜCADELE AKAN KANIN SEBEBİ DEĞİL, SONUCUDUR!
Gerillanın silah bıraktığı hiçbir yerde, akan kan DURMAMIŞTIR!
SONUCU ORTADAN KALDIRMAKLA SEBEP ORTADAN KALKMAZ!

Yol Bellidir:
Halkların kanının dökülmesini durdurmanın, anaların gözyaşını dindirmenin tek yolu vardır:
DEVRİMLE ZULMÜN İKTİDARINI YIKMAK VE HALKIN İKTİDARINI KURMAK!
Tek Yol Devrimdir, Devrimin Yolu, Partimizin Yoludur
Türkiye halklarının kurtuluş yolu, Parti-Cephe tarafından çizilmiş, bu yol Mahirlerin kanıyla aydınlatılmıştır. Türkiye halklarını bu yolda Partimizin önderliğinde birleşmeye ve savaşmaya çağırıyoruz.
1972: Kızıldere’deydik. “Buraya Dönmeye Değil Ölmeye Geldik” dedik… Öldük. Devrimin manifestosunu yazdık.
1978: inkarcılığa, tasfiyeciliğe bayrak açıp, “Yolumuz Çayanların Yoludur” dedik, savaştık.
1984: “Teslim olmayacağız” dedik, öldük, karanıkları yaran şimşek olduk.
1992: “Bayrağımız Ülkenin Dört Bir Tarafında Dalgalanacak” dedik… Dalgalandırdık.
1994: Artık vaktidir dedik. Türkiye halklarının kurtuluş yoluna önderlik edecek bir Partisi ve Cephesi vardı artık.
1990-2000: “Siz Bizim Teslim Olduğumuzu Nerede Gördünüz” dedik kuşatılan her üssümüzde. Gülerek kucakladık ölümü. Tarihe gelenekler, destanlar armağan ettik.
2000-2007: “Ya düşünce değişikliği ya ölüm” dediğinden emperyalizm; aynı Kızıldere’deki gibi, öldük, yenilmedik. 122 kez öldük, devrimi, sosyalizmi, Marksizm-Leninizmi yaşatmanın onurunu taşıdık.
2017: Silah bırakmaların, teslimiyet ve tasfiyenin kol gezdiği bir dünyada, “Silahsız Üç Gerilla Ne Yapabilir?” diye sorduk, yangınlara dalıp silahlarımızı kuşandık. Sıktığımız her kurşun, emperyalizmi, teslimiyeti ve tasfiyeciliği vurdu.
2018: Bizi kemiklerimize kadar yok etmek isteyen düşmanın politikalarının karşısında Bilgehanların Leylaların kurşunları ve roketleriyle tarihe yeniden yazdık: “Kurtuluşa kadar savaş!”
1- EMPERYALİZM BEYİNLERİMİZİ TESLİM ALMAK İSTİYOR
1900’lü yıllar, dünyanın ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel, askeri, ideolojik, bilimsel en büyük değişimleri geçirdiği bir yüzyıldır. Bu yüzyıl boyunca, dünyaya dinamizm kazandıran, ekonomik, siyasi, sosyal, bilimsel gelişmelerin önünü açan sosyalist sistemin ve ulusal ve sosyal kurtuluş hareketlerinin varlığıdır.
Sosyalizmin ve ulusal sosyal kurtuluş hareketlerinin olmadığı bir dünya, sönmüş bir yıldız gibidir. Dünyanın gerçek kıyameti işte budur.
Emperyalizm, 1990’ler ve 2000’ler boyunca, sosyalist ülkeleri komplolarla, karşı-devrimlerle yıkıp, ulusal ve sosyal kurtuluş hareketlerinin önemli bir bölümü teslim alarak, siyasi ve askeri bir üstünlük sağladı. Ancak bu emperyalizme yetmezdi. Emperyalizm bu yıllar boyunca temel politikasını, beyinleri teslim almaya göre şekillendirdi.
Emperyalizmin beyinleri teslim alma politikası doğru değerlendirilemezse, pratikteki hiçbir gelişme doğru değerlendirilemez. Ne emperyalist işgallerin amacı, sadece petroldür, ne 19 Aralık katliamının sebebi, bir hapishane modelini kabul ettirmekten ibarettir.
Emperyalizmin son 30 yıllık politikalarının temel amacı, beyinleri teslim almak, halklarda emperyalizme direnilemez, mücadele edilemez, devrim yapılamaz düşüncesini yaratmaktır.
19 Aralık katliamının amacı budur,
Irak’a karşı uygulanan ve 500 bin çocuğun ölümüne yol açan ambargonun amacı budur.
Irak’ın işgalinin amacı budur.
Balkanların paramparça edilmesinin amacı budur.
Libya’nın NATO tarafından taş üstünde taş kalmayacak şekilde bombalanmasının amacı budur.
Saddam’ın asılmasının, Kaddafi’nin linç edilmesinin amacı budur.
“Terör listeleri”nin amacı budur.
Emperyalizm, tüm bu politikalarıyla,
emperyalizme karşı DİRENİLEMEYECEĞİ,
günümüz dünyasında EMPERYALİZMİN DAYATMALARINA karşı çıkılamayacağı,
karşı çıkanların bunun bedelini pahalıya ödeyeceğini… beyinlere yerleştirerek,
emperyalizme karşı olan tüm güçleri, tüm ülkeleri, örgütleri ve kişileri teslim almak istemiştir.
Emperyalizm bu politikasıyla, bir çok ülkeyi ve örgütü teslim almıştır. PKK’ye, Cemil Bayıklar’a “Biz ABD’nin Kürdistan’da, bölgede kendisine göre istikrar yaratmasına bir şey demiyoruz. Kendi çıkarlarına göre düzenleme yapabilir.” (Özgür Politika, 20 Haziran 1999) dedirten budur.
Bir çok gerilla örgütünün liderlerine beyaz gömlek giydirip, katilleriyle el sıkıştıran budur.
Fakat emperyalizmin bu politikası, kesin bir başarıya ulaşamamıştır.
Çünkü bir tek gücün bile, bir tek siyasi hareketin bile, bu dayatmayı kabul etmediği bir dünyada, emperyalizm nihai zafer elde etmiş olmaz.
İşte tam bu noktada, tüm dünya halkları önünde başımız dik, alnımız açık şunu söylüyoruz: BİZ VARIZ!
2- BİZ VARIZ!
Emperyalizmin, askeri, politik, psikolojik, ideolojik tüm saldırıları altında, tek başımıza kalma pahasına, yüzlercemizin ölmesi pahasına, Marksizm-Leninizmden sapmadık, devrim iddiamızdan, sosyalizme inancımızdan vazgeçmedik.
Bugünün dünyasında tek başına kalmayı göze almadan halkları ihtilale katmak, sosyalizme ulaşmak mümkün değildir.
Bugünün dünyasında fiziki imhayı göze almadan Marksizmi-Leninizmi savunmak, bağımsız bir vatan yaratmak, devrimci halk iktidarını kurmak mümkün değildir.
Bu iradeye, bu ideolojik netliğe sahibiz. İşte bu güç ve güvenle diyoruz ki:
Emperyalizmin gerçekte hiçbir yeniliği olmayan “yeni dünya düzeni” karşısında BİZ VARIZ.
Üç tekelcinin gelirinin tüm Afrika kıtasının gelirinden daha fazla olduğu bu adaletsizlik karşısında BİZ VARIZ.
Dünya halklarını açlıkla, işsizlikle, uyuşturucu, fuhuş ve kumarla teslim almam isteyen politikaların karşısında BİZ VARIZ.
Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da, Suriye’de, milyonlarca insanı katleden ve hiçbir haklı ve meşru gerekçesi olmayan EMPERYALİST İŞGALLERİN karşısında BİZ VARIZ.
Halkları düzen içine hapsetmenin aracı olan parlamentoculuğun, halklara ihanet demek olan ABD işbirlikçiliğinin, AB işbirlikçiliğinin karşısında BİZ VARIZ.
“Devrimler çağı bitti, sosyalizm öldü!” diyenlerin karşısında, Marksizm-Leninizmin bayrağıyla BİZ VARIZ.
Kimisi, dünya halklarını “demokrasicilik oyunuyla” aldatmak, kimi dünya halklarına gözdağı vermek amaçlı, tüm uluslararası emperyalist kuruluşların, NATO’nun, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’in, AVRUPA BİRLİĞİ’nin karşısında BİZ VARIZ.
Halkların tek kurtuluş yolunun iktidarı hedefleyen bir silahlı mücadeleden geçtiğini cüretle, kararlılıkla söylemeye devam eden BİZ VARIZ.
Devrimci Halk Kurtuluş Partisi ve Cephesi olarak, 24 Yıldır, emperyalizme, oligarşiye karşı savaşıyoruz.
Emperyalizmin ve düzeniçileşen tüm sol güçlerin halkları aldatmasının bir aracı haline gelen “barış” politikalarının içyüzünü açığa çıkarmak, ideolojik mücadele açısından zorunludur. Halklar ve dünyanın tüm ulusal ve sosyal kurtuluş savaşçıları, beyinlerini bu aldatmacadan kurtarmalıdırlar
Partimizin kuruluş yıldönümü açıklamamızı, işte bu nedenle bu konuya ayırdık.
3- BARIŞ TALEBİ, HALKLAR AÇISINDAN MEŞRU, SİYASİ HAREKETLER AÇISINDAN TESLİMİYETÇİLİKTİR.
BİR: Barış talebi, halklar açısından meşrudur. Halkın barış talebinin haklılığı ve meşruluğu, binyılların acılarından ve gözyaşından gelir.
Devrimci siyasi önderliğin görevi, halkın talebini küçümsemek veya yadsımak değil, akan kana ve gözyaşına son vermenin yolunu göstermektir. Bu nedenle, Kürt halkının, Latin halklarının ve yeryüzündeki tüm halkların acılarına son verilmesini istemesi, tarihsel sınıfsal bir taleptir.
Savaşta hiçbir fedakarlıkta bulunmayıp barışın bayraktarlığını yapan küçük burjuvaziyle halkın talebini farklılaştıran budur. Halklar, barışı isterken de, ulusal kurtuluşları için, sınıfsal kurtuluşları için onbinler, yüzbinler, milyonlar halinde ölmeyi bilmişlerdir. Anadolu Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu halkları, 1. Emperyalist paylaşım savaşında Sovyet halkları, bir yandan barış talep ederken, bir yandan da savaşmış, ölmüşlerdir.
Günümüz dünyasında, halklar için özgürlük, bağımsızlık, adalet, eşitlik, refah getirecek hiçbir şey yoktur. Devrimciler, vatanseverler, halkımıza bunu göstermekle yükümlüdürler.
İKİ: Emperyalizmin tüm dünyada mutlak egemenliği için işgallere başvurduğu, tek tek her ülkede direnenlere, savaşanlara karşı katliamlar gerçekleştirdiği, terör listeleriyle insan avını yasallaştırdığı, ekonomik adaletsizliğin tüm insanlık tarihinde görülmemiş boyutlara ulaştığı bir dönemde, herhangi bir siyasi hareketin “barış”ı savunması, emperyalizmin bu dayatmasına boyun eğmek ve halkların haklılık ve meşruluğunun inkârıdır.
4- HALKLARI SÖMÜRENLER, KANI DURDURAMAZ!
“Kan dursun, anaların gözyaşı dinsin” talebi, soyut bir taleptir. Öncelikle şu iki sorunun sorulması gerekir:
– Kanı akıtan kim?
– Anaları ağlatan kim?
Halkların kanı, binyıllardır akıyor. Halkların kanının dökülmesinin sebebi, sömürücü sınıfların baskı ve zulmüdür.
Kan dökmeden sömüremezler ve kan dökmeden yönetemezler.
Avrupa emperyalist ülkelerine bakıp, “bakın onlar da sömürüyor, ama kendi halklarını katletmiyorlar” itirazı, emperyalizm gerçeğini yadsımaktır. Onlar da kan döküyor. Hem de herhangi bir yeni-sömürge ülkenin döktüğünün ve dökebileceğinin onlarca, yüzlerce katını döküyorlar. Kendi topraklarında değil, sömürge ülkelerin topraklarında döküyorlar. Ama örnekleriyle biliyoruz ki, emperyalizm sömürüsünü sürdürmek açısından gerekli gördüğünde, kendi halkını da katletmekte bir an bile tereddüt etmez.
O halde “kan dursun” talebi, sınıf mücadelesinin reddedilmesidir. Halklarının kanının dökülmesini durdurmanın tek yolu, KAN DÖKENLERİ İKTİDARDAN ALAŞAĞI ETMEKTİR. Bu, devrimdir.
5- HER BARIŞ ANLAŞMASI, İRADEYİ DÜŞMANA TESLİM ETMEKTİR
Savaş iradeler çarpışmasıdır. Uzlaşma, teslimiyet, tasfiye çizgisine girenler, iradelerini düşmana teslim etmiş olurlar.İradesizleşmek siyasal ölümdür.
İradesi Marksizm-Leninizm olanların tercihi savaşmaktır.
Silahlarımız, irademizi temsil eder.
Silahlarımız, irademizi korur ve güçlendirir.
Halkın devrimci iktidarı için savaşan gerilla ordusu, halkın silahlı iradesidir.
Gerilla halkın emperyalizme ve faşizme karşı savaşıdır. Gerillasız savaş olmaz. Silahsız gerilla olmaz.
Gerilla, halkın tarihinin savunulması, halkın geleceğinin inşasıdır. Gerilladan da, silahlarımızdan da vazgeçmeyeceğiz. Silah bir demir yığını değildir.
Silah, beynin düşmanı imha eden gözüdür, yüreğin düşmana aman vermeyen kararlılığıdır. Hayatın ve doğanın sunduğu ve halkın ulaşabildiği her şey silahtır. Bu silah en büyük, en devasa silahları çaresiz bırakabilir. Bizim tarihten öğrendiğimiz budur. Bizim anti-emperyalist, anti-faşist bilincimiz budur.
Gerillanın tek yanlı silahsızlanmasının, tek yanlı ateş kesmesinin tarihsel, siyasal, askeri anlamı ise BİR TARAFIN DİĞER TARAFA TESLİM OLMASIDIR. SAVAŞINDAN VAZGEÇMESİDİR.
Hiçbir barış, uzlaşma sürecinde gerçek anlamda “taraflar” ve “masa” yoktur. “Masa” göstermeliktir. Bir taraf diğer tarafa iradesini kabul ettirmiştir. Bütün süreç artık iradesini karşı tarafa kabul ettiren tarafın belirleyiciliğinde gelişir.
İradesizliğin belgesi; 57’de 56: FARC ile Kolombiya hükümeti arasında yapılan anlaşmanın akıbeti, bu gerçeğin çok açık ve net bir kanıtıdır.
Kolombiya Hükümeti ile FARC, “masada” 57 maddelik bir plan hazırlayıp anlaştılar. İki taraf da anlaşmayı imzaladı.
Fakat Kolombiya hükümeti, referandumda anlaşmanın reddedildiği gerekçesiyle, 57 maddelik anlaşmanın 56 maddesini (yani bir madde hariç hepsini) değiştirdi ve FARC’ın önüne koydu.
Silah bırakan, karşı tarafın iradesini kabul eden FARC’ın artık yapacak hiçbir şeyi yoktur.
İtirazsız, Kolombiya oligarşisinin hazırladığı planı kabul etti. Bunun adına “anlaşma” denilebilir mi şimdi?
Hiçbir “barış” sürecinde anlaşma yoktur. Tek gerçek teslimiyettir. Teslimiyeti halklara kabul ettirebilmek için adına “anlaşma”, “masa”, “müzakere” denilen bir tiyatro oynanmaktadır.
Kolombiya devleti, “barış müzakereleri” sırasında da FARC üye ve taraftarlarına yönelik 500’e yakın infaz gerçekleştirmesine rağmen, FARC, “müzakerelerden” vazgeçecek iradeyi gösterememişti. Çünkü belirttiğimiz gibi, o masaya oturmak zaten İRADESİZLEŞMEDİR.
İradesiziliğin El Salvador örneği: El Salvador’daki Halk Kurtuluş Savaşı, Ocak 1992’de BM’nin gözlemciliğinde, El Salvador hükümeti ile FMLN arasında Mexico City’de imzalanan “barış anlaşması”yla sona erdi. El Salvador’da iç savaşta 75 bin ölü vardı.
“Anlaşma”nın en önemli maddelerinden üçü şuydu:
– Ulusal Polis, Milli Muhafızlar ve Hazine Polisi’nin tasfiye edilmesi
– Ordunun sivil otoriteye ve yasalara tabi olacak şekilde yeniden düzenlenmesi
– suçluların tespitini ve yargı önüne çıkartılmalarını sağlamakla yükümlü Hakikât Komisyonu’nun kurulması.
İlk iki madde, gerçekleşmedi. Fakat, Hakikat Komisyonu kuruldu. Komisyon, 15 Mart 1993 günü raporunu yayınladı. 22 bin kişinin katledilmesi, kaybedilmesi ve işkence yapılması belgelendi, suçlular, isim isim tesbit edildi.
Peki sonra ne oldu?
15 Mart 1993’de rapor açıklanmıştı.
20 Mart 1993’te, yani raporun açıklanmasından sadece 5 gün sonra, hükümet, tüm katliamcılara, işkencecilere, kaybedenlere “koşulsuz genel af” çıkardı. Hükümet, “ne barışı?!” diyordu.
Ve silahsızlanan, dişleri, tırnakları sökülmüş, iradesizleştirilmiş FMLN, bu gelişme karşısında kılını bile kıpırdatamadı.
“Barış”tan sonraki iki yıl içinde, FMLN’nin 36 üyesi kontrgerilla tarafından katledildi. FMLN’nin misilleme yapacak, hesap soracak silahı yoktu. Beyninde hesap sorma düşüncesi yoktu. Her katliamdan sonra “kınama” yayınladılar.
6- GERİLLA SAVAŞI, AKAN KANIN SEBEBİ DEĞİL SONUCUDUR. SİLAH BIRAKILSA DA HALKIN KANI AKMAYA DEVAM EDER.
Gerilla savaşını durdurmak (ateşkes veya barış), ne sonucu ne de nedeni ortadan kaldırır. SEBEP YERİNDE DURDUĞU gibi, kan akması da farklı biçimlerde sürer. Gerilla savaşının bir “barış”la, yani teslimiyetle bittiği her ülkede bu böyle olmuştur.
– El Salvador’da “barış döneminde” öldürülenlerin sayısı, birkaç sene içinde iç savaşın en şiddetli şekilde sürdüğü 1981-84 yılları arasında öldürülen insan sayısını geride bıraktı. Bir El Salvadorlu şöyle anlatıyor: “durum eskisinden de kötü… Eskiden politikaya bulaşmazsanız öldürülmezdiniz, şimdi evinizde bile öldürülebilirsiniz.” Araştırma, cinayetlerin çoğunun sokakta ve evde gerçekleştiğini, öldürülenlerin de dünyadaki en genç cinayet kurbanları olduğunu söylüyordu. (Orta Amerika Üniversitesi, 1997 El Salvador Raporu)
2016’da El Salvador’da günde 15 kişi cinayetler sonucunda ölmeye devam ediyor.
– Güney Afrika, “Barış”la kanın durmayacağına ilişkin en önemli örneklerden biridir.
Güney Afrika tarihinin “en kanlı” dönemlerinden biri, Afrika Ulusal Kongresi (ANC) lideri Nelson Mandela’nın hapisten çıktıktan sonra “barış sürecini” başlattığı 1991 yılı ile ANC’nin seçimleri kazandığı 1994 yılları arasıdır.
Bu dönemde ANC’nin onlarca önder kadrosu sokak ortasında katledildi, faşist devlet terörü bu üç yılda tam 20 bin kişiyi katletti. ANC, buna karşı “savaşa devam” diyemedi.
“Barış”la ANC’nin iktidar olmasından sonrası da çarpıcıdır: ANC döneminde cinayetlerin sayısı, önceki dönemleri de geride bıraktı.
Yalnızca 1995 yılında 220 bin 990 adli saldırı oldu, 26 bin 637 kişi öldürüldü. Bu rakam, 1984-1994 arasındaki on yılda gerçekleşen “siyasi ölümler”den daha fazladır. Ve aynı yıl, barışın hüküm sürdüğü 1995’de, 47 bin 506 tecavüz ve 120 bin 952 hırsızlık oldu. Yani, 1995 yılında, barış koşullarında her gün 52 kişi öldürüldü, 30 dakikada bir tecavüz gerçekleşti Güney Amerika’da.
İşte barış!
Bu ölümlerin sebebi, mafyalaşma, çeteleşme, devletin bu çeteleşmenin içinde yer alması, yoksullaşma, yozlaşmadır.
Bir halkın silahlı kurtuluş mücadelesi, bu tür suçlar karşısında bir barikattır aynı zamanda.
Barış sürecindeki tüm rakamlar bu gerçeği gösteriyor.
Güney Amerika’ya dair son bir rakam daha: “Barıştan” sonra ülkedeki ortalama insan ömrü 12 yıl kısaldı.” (Mandela’nın Afrika’sı: Yoksulluk, açlık ve katliam)
– “Barış” yapılan bir başka ülkeye, Kuzey İrlanda,
Kuzey İrlanda’da iç savaş sırasında toplam 3 bin 600 kişi katledildi. 1998’de İRA silahlı mücadeleye son verdi.
1998 yılından 2014 yılına kadar gerçekleşen intiharlarda ise toplam 3 bin 859 kişi yaşamını yitirdi. “Barış süreci”yle birlikte ülkedeki intihar oranı ikiye katlanmıştı.
Tesadüf mü? Elbette hayır.
Umutsuzluğun, idealsizleşmenin, yoksulluğun, çaresizliğin bunalımıdır bu.
– Guatemala örneği; Barıştan sonrasına dair anlatılan şudur: ”Savaş sırasında evet ölümler oluyordu şimdi daha fazla… Bu şiddet daha önce olmayan bir şiddet. bütün ülkede çok fazla.. Bir kişiyi 30-40 quetzal’a ortadan kaldırabilirsin… Hükümet mafya ile iç içe… Ülkenin büyük bir parçası devlet ile uyuşturucu ticaretinde… bütün bu şiddet nedeni olan uyuşturucu ticareti…” (Gerillanın Barışı, 117-118)
Mafyacılar, faşist çeteler cirit atıyor, yoksulluk diz boyu ve ölen halk; ve bunun karşısında hiçbir güç yok.
– Kolombiya örneğinde de rakamlar şunu söylüyor:
FARC’ın silah bıraktığı yıl, daha aradan bir kaç ay geçmeden, uyuşturucu çeteleri ve başka mafyacı, karşı-devrimci gruplar, halk üzerinde terör estirmeye başladı. Ülkedeki gasp vakaları 2007-2015 yılları arasında beş kat çoğaldı. Demokratik mücadelede öne çıkanlara, insan hakları kuruluşlarının yöneticilerine, köylü önderlerine yönelik infazlar 2014-2015 yılları arasında % 13 arttı.
“Bacrim” adı verilen çeteler, gerillanın hakim olduğu bölgeleri ele geçirmek için halka saldırıyor.
Cinayet oranı en yüksek 10 ülke sıralamasında, “barış anlaşmaları” ile gerilla savaşına son verilen ülkeler baş sıralarda bulunuyor:
– El Salvador, her yüz ölümden 41.2’si cinayet sonucu ölüm.
– Guatemala, % 39.9
– Güney Afrika, % 31
(21 Mayıs 2017, basın)
Görüldüğü gibi, silahlar susunca, yani gerilla savaşına son verince, kan durmuyor. Halka karşı savaş çeşitli biçimlerde sürüyor. Sürmeyen, halkın kurtuluş savaşıdır.
“Barış anlaşmaları”na dair, başka örnekler de verilebilir. Örneğin, bir çok “barış anlaşması”nda, toprak reformu yapılması yazılıdır. Ama bugüne kadar bir metre toprak dağıtıldığı görülmemiştir.
Hukuk reformları, anayasal değişiklikler yazılmıştır “barış anlaşmaları”na. Hiçbiri gerçekleşmemiştir.
Çünkü gerçekleşmesi için koşullar yoktur.
Bir taraf teslim olmuştur. Diğeri, sınıflar mücadelesindeki rakibini teslim almıştır.
Teslim alanın, artık hiçbir iradesi kalmamış bir tarafın taleplerini kabul etmesi için bir neden yoktur.
O yüzden, 1980’lerden bu yana, dünya çapında yaşanmış tüm “barış anlaşmaları”nı gözönünde bulundurarak diyebiliriz ki, “barış anlaşması” diye bir şey yoktur. Anlaşma dedikleri, sadece TESLİMİYETİ KABUL EDİLİR HALE GETİRMEK İÇİN ve HALKLARI BU POLİTİKA DOĞRULTUSUNDA ALDATMAK İÇİN kullanılan bir araçtır.
ANLAŞMA, İMZALANDIĞI AN BİTER!
Çünkü artık beyaz bayrak kaldırılmıştır ve yenenler, yenilenlerin üzerinde tepineceklerdir.
Barış anlaşması, işte bu yüzden, bir gerilla hareketi için, emperyalizmi ve faşizme karşı savaşta onbinlerce şehit veren halklar için, bir yenilgidir, aşağılanmadır, ezilmedir, çaresizleşmektir.
7- GERİLLA SAVAŞI, GELECEK İÇİN KURTULUŞ UMUDU, YAŞANILAN DÖNEM İÇİN, FAŞİZME, YOZLAŞMAYA KARŞI BARİKATTIR.
Guatemala’da eski bir gerilla, barış öncesiyle barış sonrasının farkını soran gazeteciye şu cevabı veriyor:
“o zaman umudumuz vardı, çünkü elimizde silahımız vardı… şimdi hiçbir şeyimiz yok.”
“Barış” sonrasının özeti budur: halkların umutsuzlaşması.
Halkları umutsuzlaştırmak, ideolojik bir saldırıdır.
Gerillanın silah bırakmasının üç önemli sonucu vardır:
1- gerillanın teslim olup silahsızlandığı her yerde, gerillanın boşluğunu mafyalar, çeteler doldurmaktadır.
2- Gerilla savaşının bittiği yerde, dincilik, kadercilik, milliyetçilik, düzen için güçlere yönelim güçlenmektedir.
3- Gerilla savaşının bittiği yerde, yozlaşma bataklığı hızla büyümektedir.
Bunlar kaçınılmaz sonuçlardır.
Hep duyarız;
“en zor savaş, barıştır”, “barışmak savaşmaktan zordur”, “inadına barış”, “silahları susturmak büyük bir irade gerektirir”…
Her kelimesi kopkoyu bir demagojidir. Yalandır. Aldatmadır.
Burada egemen sınıflara karşı bir inat da yoktur. Tersine, egemen sınıfların insafına sığınma vardır.
Hiçbir barış anlaşmasında silahlar SUSMAMIŞTIR. Susan, sadece halkın silahlarıdır. Faşist yönetimlerin silahları konuşmaya devam ediyor ve barış anlaşmasını imzalayan tüm reformist oportünist teslimiyetçiler de bu gerçeği biliyor ve kabul ediyor.
Bu yılki Newroz’da, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde tüm oportünist ve reformist kesim, hep birlikte “barış” sloganları attılar yine. Barış istediler. Sınıflar mücadesinin, AKP faşizminin saldırıları altında, bu nakaratı tekrarlayıp durmanın hiçbir anlamı, siyasi işlevi yoktur. Barış sloganı, bugün artık, politikasızlığın sloganıdır.
– Emperyalizm karşısında, faşizm karşısında bir politikası olmayanlar,
– Kürt milliyetçiliğinin işbirlikçiliği karşısında bir politikası olmayanlar,
“barış” demeye devam ediyorlar.
Ateşkeslerden, sınır dışına çekilmelerden, ABD işbirlikçiliğinden doğan boşluk ortamında gelişen yozlaşma ise, Kürt milliyetçi hareketinin hiçbir şekilde gündeminde değildir.
Mafyacılara ve çeteleşmeye karşı, dinciliğe ve milliyetçiliğe karşı, yozlaşmaya karşı sadece Cephe vardır. Çünkü savaşan ve savaşma kararlılığını sürdüren sadece Cephedir.
8- “BARIŞ” POLİTİKALARI, ŞEHİTLERE İHANETTİR
ŞEHİTLERİMİZE DEVRİM SÖZÜMÜZ VAR VE O SÖZÜ TUTACAĞIZ!
Dünya halklarının emperyalizmden ve faşizmden kurtuluş mücadelelerinin bayraktarları, şehitleridir. Ödenen her bedel, verilen her can, yola çıkarken ortaya konulan idealler içindir. Kim ki o ideallerden, hedeflerden vazgeçiyorsa, ŞEHİTLERİNE İHANET EDİYOR DEMEKTİR.
El Salvador’da, Guatemala’da, Meksika’da silah bırakanlardan FARC ve PKK’ya kadar, onbinlerce şehit verip de ulusal ve sınıfsal kurtuluş hedeflerinden VAZGEÇENLER, kesin ve açıktır ki, şehitlerine ihanet etmişlerdir.
Onların uğrunda can verdikleri idealleri, emperyalistlerle, faşist diktatörlerle oturdukları barış masalarında teslim etmişlerdir.
Oysa halkların özgürlük mücadelelerinin tarihi, şehitlerimizin kanıyla yazılmıştır.
Başımızın dik olduğu her anı, onlara borçluyuz.
Şehitlerimiz açmıştır bize bağımsızlık ve özgürlüğün yolunu.
Ufkumuza yürümemizi onların akıttığı kana borçluyuz.
30 Mart-17 Nisan, bizim için devrim şehitlerimizi anmanın tarihsel günleridir.
Onların varlığı, savaşın ve barışın ne demek olduğunu bize sürekli hatırlatır.
Onları katledenlerle barışmak, onlara ve ideallerimize, halkımıza ihanettir.
Dört bir yanı, ihanet, teslimiyet ve tasfiye rüzgarlarının sardığı, bir çok ülkede şehitlere ihanet edildiği bu koşullarda;
DÜNYA HALKLARININ BAĞIMSIZLIĞI, ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN CAN VEREN TÜM ŞEHİTLERİ SAHİPLENDİĞİMİZİ, HEPSİNİ TARİHSEL KAVGAMIZIN ŞEHİTLERİ SAYDIĞIMIZI İLAN EDİYORUZ.
Halklar için canını veren hiçbir şehit, boşuna ölmemiştir. TÜM ŞEHİTLERE, hepsinin bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm özlemlerinin, ekmek ve adalet özlemlerinin temsilcisi olma SÖZÜNÜ VERİYORUZ.
ŞEHİTLERİMİZE DEVRİM SÖZÜMÜZ VAR.
Bu sözümüzü bugünü kadar çiğnemedik, bundan sonra da çiğnemeyeceğiz. Sözümüzü tutacağız. Sözümüzü tutmak, kurtuluşa kadar savaşmaktır.
İşte bu nedenle, barış, uzlaşma, silah bırakma bizim hep uzağımızda olacak.
1971 1 Haziran Maltepe direnişinden, 50 yıllık revizyonizmi, 51 saatlik direnişimizle kırdığımız o büyük direnişten bu yana, şehitlerimiz uzlaşma ve tasfiyeye karşı açık tavır almamızın sebeplerindendir.
Şehitlerimiz bizim aklımızdır, şehitlerimiz bizim yüreğimizdir, şehitlerimiz bizim ruhumuzdur, şehitlerimiz ufkumuzdur, inancımızdır, şehitlerimiz kinimizdir, uzlaşmazlığımızdır. Tarihin ve halkın tüm değerlerinin toplamıdır şehitlerimiz. 48 yıllık tarihimizin yaratıcısı, sahibidir şehitlerimiz. Yolumuzu ilk çizen de, o yolun gideceği yönü belirleyen de, menzili gösteren de şehitlerimizdir.
Kızıldere’de şehitlerimizle çizildi yolumuz. 1978-80, anti-faşist mücadeledeki şehitlerimizle pekişti kararlılığımız. 1984, 1996, 2000-2007 ölüm oruçlarıyla belirlendi yönümüz. 1992’de Çiftehavuzlar’da devrim ve sosyalizmin dalgalandırıldığı direnişle belirlendi menzilimiz. Dersim dağlarından Toroslara, Ege’den Karadeniz’e dağları kanlarıyla sulayan şehitlerimiz, halk kurtuluş savaşında ısrarımızın adı oldular.
Onlar bizim için sadece “geçmiş” değildir.
Öyle olsaydı, bizim de sonumuz tüm oportünist, reformist, milliyetçi hareketler gibi olurdu.
Hayır, şehitlerimiz bugünümüzdür. Onlar bizim çizgimizde ideolojik bir güçtür.
Onlar bizim çizgimizde siyasi bir zaferdir.
Bizim çizgimiz Marksizm-Leninizm’dir, sosyalizmdir, proletarya diktatörlüğüdür.
9- DEVRİMCİ HALK KURTULUŞ PARTİSİ-CEPHESİ, 48 YILDIR, KURTULUŞ YOLUNDADIR
Bugün dost veya düşman, çok geniş bir kesimin kabul etmek durumunda kaldığı gibi, Cephe çizgisi, işçisiyle, kamu emekçisiyle, özgür tutsaklarıyla, gençliğiyle, yoksul gecekondulularıyla, tutsak yakınlarıyla, mimar mühendisleri ve avukatlarıyla, sakatlarıyla, milisleri ve savaşçılarıyla HER KOŞULDA DİRENEN tek güçtür.
Cephe’nin memuru da direnir, mimarı da… Cephe’nin uyuşturucu bağımlısı da direnir, avukatı da. Cephe’nin çocuğu da direnir, 70 yaşındaki insanı da. Cephe okullarda da direnir, mahallelerde de. Silahlı alanda da vardır, silahsız alanda da.
Türkiye devrimci mücadele tarihinin hemen tüm destanları, Cephe’nin damgasını taşır.
Peki neden böyle olmaktadır?
Çok sormuşuzdur bu soruyu.
Reformizmin, revizyonizmin cevaplamaktan hep kaçtığı ve korktuğu bir sorudur.
Biz, 1970 Aralığında, Mahir Çayan ve yoldaşlarının önderliğinde kurulan Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi’nin (THKP-C’nin) devamıyız.
Biz o günden bu yana, dünya devrimci hareketinin en militan geleneklerini, dünya halklarının mücadele tarihindeki en kahramanca örnekleri kendimize klavuz seçtik,
Mahir şöyle demişti daha o zaman:
“Geçmişin mirasçısı, geçmişteki kararlı ve uzlaşmaz mücadelelerin mirasçısı olmak isteyen kimse, bugün doğru devrimci çizgide, proletaryanın devrimci bayrağını yükseklerde tutmak zorundadır.

Bugün, kim Leninizm’in yüce bayrağını, hem teoride, hem sosyal pratikte emperyalizmin ve oportünizmin saldırılarını göğüsleyerek yükseklerde tutuyorsa, Türkiye’deki Marksist hareketin tarihi zincirinin… devamı olur!”
Dünya devrimci hareketinin Türkiye’deki ana halkası, Cephe olmuştur.
Oportünizm ve reformizm, ağır baskı koşullarıyla her karşı karşıya gelişinde, halkların direniş geleneklerine değil, nerede “geri” bir örnek var, nerede bir “uzlaşma” var, kendisine onları “örnek” aldı. Tarihten bu tür örneklerle uzlaşmasının, teslimiyetinin teorisini yapmaya kalktı. Lenin’in
1. emperyalist paylaşım savaşı sırasındaki Brest-Litovsk anlaşmasını, sosyalist inşadan bir geri adım olan “Yeni Ekonomi Politika”sını, Stalin’in Nazi Almanya’sıyla anlaşmasını örnek verdi.
Oysa bu örnekler, onların uzlaşmacılığını, teslimiyetçiliğini açıklayacak örnekler de değildir. Çünkü bu örneklerin hiçbirinde teslimiyet yoktur.
Burada aslolan tarihe nasıl baktıklarıdır. Tarihe, kendi uzlaşmacılıklarına, teslimiyetlerine “gerekçe” bulmak için bakıyorlar.
Biz ise, her direnişimizde, halkların tarihine, direnişimizi güçlendirecek ne bulabiliriz diye baktık. Destanlar bulduk o tarihte ve alıp bugüne taşıdık. Taşırken yeniden yazdık destanları ve her seferinde biraz daha, biraz daha büyüttük.
İdeolojik olarak hep nettik. İdeoloji, sınıf mücadelesinde aynı zamanda bir karargah işlevi taşır. Bizim karargahımız, hiçbir saldırıdan, kuşatmadan etkilenmedi.
Bu nedenle, faşist cuntalarda, sıkıyönetimlerde, OHAL’lerde, Hapishanelerde, direnen yalnız biz varız.
10- HALKIN DEVRİMCİ İKTİDARI,
HALKLARIN KANINI, GÖZYAŞINI DİNDİRECEK TEK YOLDUR.
PARTİMİZİN YOLU KURTULUŞUN TEK YOLUDUR
1970’lerden Mahir sesleniyor yine:
“Oligarşinin terörü, şiddeti ne kadar artarsa artsın, Partimiz gerilla savaşına devam edecektir. Partimizin yolu, ihtilâlin yoludur. İhtilâlin yolu, Partimizin yoludur.”
Barış politikası,
– emperyalizme ve faşizme karşı savaşma cüret ve iradesini kaybedenlerin,
– iktidar hedefine sahip olmayan veya iktidar hedefinden zaman içinde kopanların
– devrimci halk iktidarına ve sosyalizme inançsızlaşanların başvurduğu bir politikadır.
Bu politika halkların hiçbir sorununu çözmez.
Bu politika halkları, bağımsızlığa, demokrasiye ve sosyalizme asla götürmez.
Emperyalizm değişmemiştir. Faşizm değişmemiştir. Emperyalizme ve faşizme karşı, halkların kurtuluşunun tek yolu, halk savaşıdır.
Savaş zorludur.
Büyük bedellerle kazanılacaktır.
Fakat bu savaş verilmezse, halklar, açlık, yoksulluk, işsizlik içinde debelenecek, yozlaşma bataklığında boğulacak, sefalete ve bunalımlara sürüklenecektir.
Bunu önlemenin yolu, kurtuluş için savaşmaktır.
Kurtuluş ne demektir?
Halkımızın özgür, vatanımızın bağımsız olmasıdır.
Bunun için de faşist iktidarın yıkılması ve emperyalizmin kovulmasıdır.
Bu ise, silahlı mücadele verilmeden, halkların silahlı ordusu olmadan mümkün değildir.
Türkiye ve Dünya Halkları!
Emperyalizme ve faşizme karşı silahlanalım.
Kurtuluşun yolunda ilerleyelim.
Silahlı mücadele zorunludur. Kurtuluşun tek yoludur.
Yoldaşlar,
Devrimin yükünü omuzladık. Emperyalizmin ve AKP faşizminin kuşatması altında yükümüz daha da ağırdır. İdeolojimiz ne kadar güçlüyüz, omuzlarımız da o kadar güçlüdür.
Dünya ve ülkemiz tablosu ortadadır. Dünya halklarının ve halklarımızın umudu biziz.
Tüm yoldaşlarımızın emeği, cüreti, iradesiyle umudu büyüteceğiz. Tarihsel görevimiz budur.
Partimiz,
Halkların tek kurtuluş yolunun savunucusu olmaya
Devrim ve sosyalizmi savunmaya
Bağımsızlık demokrasi ve sosyalizmi savunmaya,
Emperyalizmle uzlaşmayı ve teslimiyeti reddetmeye
Devam edecektir.

KAHROLSUN UZLAŞMA, TESLİMİYET, TASFİYE POLİTİKALARI
KURTULUŞA KADAR SAVAŞ
KIZILDERE İHTİLALİN YOLUDUR, DÖNÜLMEZ!
TESLİM OLMAYANLAR YENİLMEZ!
TEK YOL DEVRİM TEK ÇÖZÜM SOSYALİZM


DEVRİMCİ HALK KURTULUŞ PARTİSİ

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de


1. Nis 2018, 04:08
Profil Web sitesini ziyaret et
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
cron
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker