Zaman: 15. Ara 2018, 14:32

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
FollowersFollowers: 0
Sık kullanılanlarSık kullanılanlar: 0
Görüntüleme: 2452

 DHKC, Açıklama 447 
YazarMesaj
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 672
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj DHKC, Açıklama 447
KAPİTALİZMDE Her Şey Alınıp, Satılabilir!
Ahmet Hakan'ın Satışa Çıkardığı İse Düşünceleri Oldu!
BURJUVA MEDYADA, UZUN SÜREDİR DÖNEKLİK NORMALLEŞTİ, MEŞRULAŞTI,
AHMET HAKAN, BİR RÜTBE DAHA ATLADI;
PEZEVENK OLDU!

Her türlü başkaldırının, adaletsizliğe ve haksızlığa yönelik her türlü itirazın silinmeye çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz.
Tayyip Erdoğan, Aydın Doğan'a yine fırça çekti. Görev de sana düştü yine Ahmet Hakan!
DHKP-C'YE KÜFÜR EDECEKSİN. EMİR BU.
AMA KÜFÜR EDEN, KÜFÜR YEMEYİ DE GÖZE ALACAK. YİYECEKSİN KÜFÜRÜ.
Hangi bilgiyle, hangi gazetecilik ahlakı ile yazar konuşur Ahmet Hakan?
Neye göre hareket eder, nedir sınırı veya sınırı var mıdır Ahmet Hakan'ın?
Tabii vardır Ahmet Hakan'ın sınırı... Söz iktidara, söz ekmeğini yediği burjuvaziye geldiğinde, süt dökmüş kediye döner veya bir olayda nalına da mıhına da vurmaya başlar... Bu tür tavırlar arasında gider gelir Ahmet Hakan gibiler.
Ama halk ve bu halkın onurlu evlatları söz konusu olduğunda ise Ahmet Hakan'ın kaleminin sınırı yoktur. Küfür, hakaret ve ŞAİBE YAYMAKTA sınırı yoktur.
Zaten bu sınırda gazetecilik değil söz konusu olan, gazeteciliğin ‘g'sini bile bulamazsınız.
Yalan ve demagoji üzerine anlata anlata, yaza yaza bitiremez.
Mecbur tabii, bu rahat hayatı böyle yaşıyor. Bize küfür ederek ekmek yiyor Ahmet Hakan.
Bize küfür edecek ki para kazansın Ahmet Hakan. Yoksa Nişantaşı kafelerinde nasıl salına salına gezer!
Marx, "Felsefe'nin Sefaleti" adlı yapıtında; "En sonunda, insanın ayrılmaz bir parçası olan her şeyin alış-veriş ve pazarlık konusu olduğu zaman gelip çattı. Bu, o zamana kadar el değiştiren, ticaret konusu olmayan; erdem, duygu, kanaat, bilgi ve bilinç gibi şeylerin de ticaret konusu olduğu bir zamandı. Tek kelimeyle her şey ticaret konusu oldu. Bu genel kokuşma ve evrensel ölçekte alışveriş dönemidir. Eğer ekonomik terimlerle ifade etmek gerekirse, bu, maddi olsun manevi olsun, her şeyin gerçek değerinin saptanması için pazara getirildiği bir zamandır" diyor... Aslında insani değerlerin tümünün metalaştığı-alınıp satıldığı- bir dünyadan söz ediyor.
İşte Ahmet Hakan düşüncelerini böyle pazara çıkarmıştır. Düşüncelerini pazarlıyor Ahmet Hakan, düşünceleriyle birlikte, tabii bu düşüncelerin sahibi olan kendisini ve bugüne kadarki tüm değerlerini burjuvazinin, faşizmin hizmetine sokmuştur.
İmam hatipten Nişantaşı'na giden bu "çileli" yolda en karlı iş düşüncelerini satmak.
...
Peki sorsak örneğin Ahmet Hakan'a...
Ahmet Hakan, gazetecilik nedir bilmez misin sen?
Gazetecilikte en temel ilke, karşı tarafı da dinlemektir desek... Ne der bilinmez, ama onun için bunun hiçbir önemi yoktur. Bunun sıradan gazetecilik yapanlar açısından önemi vardır.
Ahmet Hakan ise gazetecilik bile yapmıyor, yapamıyor...
Nefes bile almadan habire saldırıp duruyor.
Sayfalarca açıklamalar yapmamıza rağmen, tek kelime yer vermiyor, karşı taraf ne söylüyor, ne diyor diye sormuyor...
Doğru bulmayabilirsin, onaylamayabilirsin ama "gazeteci" olduğunu iddia ediyorsan yer vermek zorundasın. Neden yapmıyorsun?.. Durmuş aklı, dünyaya artık yalnızca kendi patronunun penceresinden bakıyor da ondan. O pencereden görebildiği de sadece Aydın Doğanın emri, "Hükemetle aramızı düzeltmek için DHKPC ye küfür et"
Yok sayamazsın... Ne yaparsan yap, yok saymakla yok olmaz... Bu şekilde sadece Tayyip'in gazete sayfalarındaki yansıması olursunuz... Faşizmi, gazetelerinizde bize uygulamaya devam edersiniz... Halk çocuklarının kanının akıtılmasını, canının alınmasını meşrulaştırmaya devam edersiniz o sayfalarınızda...
AHMET HAKAN GAZETECİLİK YAPMIYOR ADALETSİZLİĞİ MEŞRULAŞTIRIYOR
Sen gazetecilik yapmıyorsun. Sen adaletsizliği meşrulaştırıyorsun.
Adaletsizliğin meşrulaştırılması için bize küfür ediyorsun. "Berkin öldü, öldürenin yanına kalsın" diyorsun, "bekleyin aceliniz ne?" diyorsun... Halkın adaletsiz kalmasını sağlamak için bize küfür ediyorsun.
Çorum, Sivas, Gazi Mahallesi, 1 Mayıs 1977, Ulucanlar Katliamı, Diyarbakır Katliamı... Hangisinde kim ceza aldı... Söylesene... Bize küfür etmek kolay öyle mi, horul horul uyusunlar hakimler ve biz adalet bekleyelim öyle mi? Neden?
-19 Aralık 2000'de attığınız manşetler için daha yeni özür dilediniz. Ahmet Kaya için yazdıklarınız konusunda daha yeni dilinizin, dişinizin arasında kem küm ettiniz, "bugün olsa yapmazdık" diye... Tabii burada sorun şu, sizin ikiyüzlülüğünüzü biz ortaya çıkardığımız için bize küfür ediyorsunuz. Aradan yıllar geçmesini beklemediğimiz için, hesap sorduğumuz için bize küfür ediyorsunuz. Sizin yalanlarınıza, ahkam kesmelerinize izin vermediğimiz için bize küfür ediyorsunuz... Öyle ya sen yazacaksın; "A kişisinin yedi doğrusu, üç yanlışı... B kişisinin, iki hatası, üç güzel yanı... C'ye tavsiyeler... D'nin üç yararı, iki zararı" deyip ahkam keseceksin, biz de senin dediklerini yapacağız... Hadi ordan, bulaşık kafalı pezevenk!..
"Ben küfür edersem herkes inanır" diyorsunuz öyle mi?.. Yok, öyle değil.
BİZ, DÜŞÜNCELERİMİZ İÇİN ÖLÜYORUZ...
SİZ, HABİRE DÜŞÜNCELERİNİZDEN DÖNÜYORSUNUZ...
Bu nedenle inandırıcı olma şansınız bile yoktur. Ama burada sorun, sizin küfürleriniz, hakaretlerinizdir. Buna izin vermeyeceğiz. Her satırınıza cevap vereceğiz. Siz küfür ederseniz, biz de edeceğiz. Küfür nasıl edilirmiş, onu da bizden öğreneceksiniz. Çünkü siz, çürüyen ve yozlaşanlarsınız. Yıllar önce hükmünü vermiş ustalar, bu düzen çürüyen ve yozlaşan kapitalizmdir... Düzen çürüyor, bu çürümeden sizin kurtulmanız mümkün değildir. Devrimciler dışındaki herkes, bu düzenle birlikte çürüyüp yok olacaktır. Bu çürümenin en belirleyici özelliği, bu saldırganlığınızdır... Saldırma anlat bize... Nerede adalet... Soru sorduk yukarıda... Hangi davalardan, hangi adalet çıktı... Anlat da biz de bilelim. Tabii sizin tuzunuz kuru. Ölen siz değilsiniz, sizin kızınız, oğlunuz değil.
Siz çürümüşsünüz... Çürüyen, çürüyeni temsil eder... Çürüyenden ADALET çıkmaz...
Yalandan, yanlıştan doğru çıkmaz. Ürettikleri her şey arkalarında bıraktıkları irinlerdir... Ancak irin saçarsınız siz.
KENDİSİ ÇÜRÜYENİN YAZILARI DA ÇÜRÜK OLACAKTIR. BURJUVAZİ ÇÜRÜRKEN SİZİ DE ÇÜRÜTÜR. SİZ KÖŞE YAZARLARI DA HALKI ÇÜRÜTMEYE ÇALIŞIRSINIZ. GÖREVİNİZ BUDUR.
SİZ, PATRONLARINIZIN MADDİ ÇIKARLARINI; BİZ, HALKI SAVUNUYORUZ, ARAMIZDAKİ FARK BUDUR.
Size değil, bize inanacak halk. Hiç şansınız yok.
Eskiyi yıkıp, yeniyi kuracak olan biziz.
Çünkü dünyada kirlenmeyen tek yer, devrim ve devrimcilerdir.
Çünkü dünyanın en soylu damarı devrimcilerdir.
TEMİZ VE GÜZEL OLAN NE VARSA, BİZ DEVRİMCİLERDEDİR. ÇÜNKÜ DEVRİMCİLİK, İNSAN OLMA MÜCADELESİDİR. BURJUVAZİNİN, İNSANDAN ÇALDIĞI TÜM DEĞERLERİ, TEKRAR İNSANA KAZANDIRACAĞIZ VE İNSANI AYAĞA KALDIRACAĞIZ. BUNU SADECE DEVRİMCİLER YAPABİLİR.
Siz ise temizi kirletiyorsunuz. İnsana has olan tüm güzellikleri çirkinleştiriyorsunuz. Her şeyinizi satıyorsunuz. Dün savunduğunuz değerleri, bugün satıyorsunuz. Dün inandıklarınıza, bugün küfür ediyorsunuz.
Sosyalizm hariç, başka hiçbir ideolojide, hiçbir yerde bütün ulusların emekçilerinin eşit haklara sahip olmasını savunan, kadınların eşit haklara sahip olmasını savunan İDEOLOJİ yoktur.
Hiçbir burjuva ülkesinde, bizim İDEOLOJİMİZ gibi, her türlü bilgisizliğe, her türlü gizemciliğe, her türlü yobazlığa ve şarlatanlığa kesin biçimde karşı çıkan başka İDEOLOJİ yoktur.
Yalnızca devrimci mücadeleye can-kan taşıyan bizim ideolojimiz; gerçekten ileri, içerik bakımdan zengin ve devrimcidir.
Her türlü burjuva demokratik düzenden çok daha ileri bir düzeni ve burjuva kültüründen KAT KAT üstün bir kültürü yaratan DEVRİMCİ değerlerimiz, herkese EVRENSEL değerleri öğretme hakkına sahiptir.
Bizden öğreneceksiniz. Gazetecilik yapmayı da öğreteceğiz size... Öle vura, vura öle öğreteceğiz.
Sizin ise hiçbir şey öğretmeye, anlatmaya hakkınız yoktur. Ancak para ile konuşursunuz siz.
Çünkü burjuva kültürünün ahlaki temeli ÇÜRÜMÜŞTÜR ve DAĞILMAKTADIR.
Bu kültür, kapitalist özel mülkiyetin, burjuva toplumunun üst tabakasının bencil ve kendine dönük çıkarlarının hizmetine girmiştir. Siz de onların emirerisiniz... Aydın Doğan vergi borçlarının üzerine nasıl yatacak.. ..İhaleleri nasıl alacak?.. Bir yandan AKP'ye dişlerini gösterip, bir yandan bize küfür ettirecek... Başka şansı yok.
Bu toplumsal alanı sizin gibi kirli dönek yazarlar güruhunun, toplumun ilerici tabakasının dikkatini toplumsal ve siyasal mücadelenin can alıcı sorunlarından ayırmaya ve onları ucuz, bayağı, hiçbir bilimsel ölçüsü, değeri olmayan, "ben söylerim olur" cahilliğinize terk etmeyeceğiz. Bataklığınızda kendiniz kokuşacaksınız, yanınıza kimseyi çekemeyeceksiniz.
Kaynağı nedir bu sözlerinizin, yazılarınızın?.. Kaynağı halk değildir, burası kesin.
Sığ, bayağı, değersiz kişisel özel yaşam. En fazla kendi deneyleriniz... Ki bu da yoktur sende. Çünkü, döneklerin biriktirdikleri bir deneyleri, değerleri de yoktur; bugün inandıklarına yarın ihanet ederler.
Adalet talebini, tüccar burjuva basının maaşlı dillerine bırakmıyoruz diye saldırıyorsunuz bize... Öyle ya, size bıraksak savcı Kiraz'ın üç iyi, iki kötü yanı... Berkin'in vurulmasının iki yararı, beş zararı... Yazar durursunuz. Cahil ve acizsiniz. Başka bir yöntem de bilmezsiniz.
Bize saldırıyorsunuz... Suçlusunuz çünkü. Sizin gibi dönek yazarlar, BURJUVA TOPLUMUNUN soysuzlaşmasını örtbas etme çabasındadırlar... Her kelimeniz bunun içindir... Bu soysuzlaşmanın en açıktaki yanı adaletsizliktir, adaletsizliği örtbas etmek için bize saldırıyorsunuz.
Sen ve senin gibi dönekler; umutsuzluğu, katlanmayı tavsiye edersiniz, burjuva ideolojisini yaymak ve meşrulaştırmak için varsınız... Bunu da ancak bizi karalayarak yapabilirsiniz.
Aksi, bilime ve akla aykırıdır.
Çünkü her düşüncenin beslendiği bir ideoloji vardır... Her ideoloji de bir sınıfın ürünüdür. Senin küfürlerin, saldırıların da burjuva sınıfının, burjuva ideolojisinin ürünüdür... Burjuvazi, her zaman zorla, baskıyla yapamadığını, sizin gibilerle yaparak sömürüsünü sürdürmeye çalışır. Siz de bunun uşaklarısınız işte.
Vazgeç Ahmet Hakan!
Sen gidersin, başkası gelir.
Ama sömürü olduğu sürece, zulüm olduğu sürece biz varolacağız... Biz halkız... Tüketemezsiniz, kirletemezsiniz... Gerçekler leke bile tutmaz... Değil kiriniz bulaşsın.
Ahmet Hakan tek bildiğini yapıyor; kendinden öncekiler ve kendi benzerleri gibi... Bize küfür ediyor, kendisi yetmiyor, "belki ikna edemem, sağlam bir borazan olamam" deyip kendine yeni sesler de buluyor köşesinden konuşturmak için. "Zeka pırıltısı saçan" yönlendirmeleri ile örgütümüz hakkında yönlendiriyor röportaj yaptıklarını. Sonra da yuttur yutturabildiğine Ahmet Hakan...
Ama buna rağmen tam istediği cevapları da tam olarak alamıyor. Bakın Turgut Kazan röportajında Ahmet Hakanın zoraki yönlendirmelerine ne cevap veriyor Turgut Kazan
"*DHKP-C bir derin devlet örgütü mü?
TURGUT KAZAN: Bu örgütle ilgili bir bilgi birikimim yok. Ama bildiğim şu: Bu tür örgütler, karanlık güçler tarafından kullanılır. Bu kullanmanın en tipik örneği Sabancı suikastıdır.
....
Terörist eyleme imza atanlar, karanlık bir yapı tarafından kullanıldıklarının farkında değiller mi?
TURGUT KAZAN: O gencecik çocuklar, belki heyecan duygularıyla, coşkularıyla yapıyorlar bu işleri... Derin devletin adamı olarak yapmıyorlar."
Ahmet Hakan gazeteci...
Geç bunları, geçin bunları... Sen gazeteci değilsin... Gazeteciliği de geçtik, insan kalamazsınız böyle bir düzende.
GAZETECİYSENİZ, BURJUVA ANLAMIYLA BİLE OLSA, KENDİ KOYDUĞUNUZ "ETİK"LE GAZETECİLİK YAPIN!
KANIMIZ-CANIMIZ ÜZERİNDEN SİZE EKMEK YEDİRMEYECEĞİZ!
PEZEVENK AHMET HAKAN!
İmam hatipten Nişantaşı'na gelen... Döneklikten, Aydın Doğan'ın züppeliğine uzanan bu yolu biz biliyoruz Ahmet Hakan.
O, gericiliğin tarihsel çöplüğünden toplanmış bir medya devşirmesi. Kalemini satmış demek için, bir kalemi olmalı insanın. Yazar değil, o bir soytarı, o bir pezevenk
Ama, Ahmet Hakanlar'ı artık döneklik kelimesi de ifade etmiyor. Artık döneklik kelimesi onlar için normalleşmiş, utanma duygularını kaybetmiş, meşrulaştırmışlardır dönekliği...
Döneklik ona övgü gibi geliyor tabii...
Onun açısından, insanın yarı yolda inançlarından vazgeçmesinin bütün biçimleri “saygıdeğerdir”. Bu, dönekliğin meşrulaştırılmasıdır.
Geleceği için geçmişini satanlardandır Ahmet Hakan.
Bazen hedef gösteriyor, bazen tetikçilik yapıyor. Ya da uşaklığın sınırı olmadığından, bu zavallı dönek dönmeye doymuyor, en ufak bir aykırı sese tahammül edemiyor. Başkaldıranı, baş vereni gördüğünde tüyleri ürperiyor. Başkaldırı duygusunun bastırılamadığının en çarpıcı örneği silahlı eylemlerimiz, direniş ruhunun öldüğünü vaaz ederken kavganın sürdüğünü ve süreceğini gösteriyor devrimciler. Nefretleri bundan, hınçları bundan bize. Çünkü korkuyor. Korkmalı da. İnsanlıktan çıkmış olan, insan olanı gördüğünde, geçmişini hatırlayıp öfke duyuyor. Ve hırsından daha fazla kölelik talep ediyor.
O, şöhretini korumanın tek yolunun; sola, adalete-insanlığa saldırmaktan geçtiğini biliyor.
Ahmet Hakan artık bir pezevenk olmuştur.
Bir kadın eti nasıl pazarlanıyorsa bu düzende, o da düşüncelerini öyle pazara çıkarmıştır. En çok parayı veren, en sağlam köşeyi veren için Ahmet Hakan koştur koştur düşüncelerini pazarlamıştır... Köşesinden boy boy beynini satıyor.
Bir pezevenktir Ahmet Hakan... Halkın kanı, canı, açlığı, yoksulluğu üzerinden düşüncelerini pazarlayan bir pezevenk!
Ne demektir pezevenk?
Pezevenk: Farsça "pejavend" kelimesinden geldiği söylenir. O dildeki anlamı "kapı tokmağı" veya "sürgü" imiş.
Türkçe'ye de "kapıda bekleyen adam" anlamıyla girmiş.
Pezevenk: Ermenice "Pozavak"ın Türkçedeki hali.
"Poz", fahişe demek. "Avak" ise bir şeyin sahibi demektir.
Evet, kimin kapısının pezevengidir Ahmet Hakan?..
Aydın Doğan'ın kapısının pezevengi.
Kimin kapısında beklerse ona satar beynini, düşüncelerini.
BİR KİRALIK KALEMŞOR AHMET HAKAN'IN PAZARA ÇIKARDIĞI SON DÜŞÜNCELERİ!
Çağlayan Adalet Sarayı'nda 31.03.2015 tarihinde Berkin Elvan dosyasına bakan savcının, DHKC savaşçıları Şafak Yayla ve Bahtiyar Doğruyol tarafından rehin alınması eylemi sonrasında, oligarşinin medyası birbirleriyle yarışırcasına eylemi karalamaya dönük saldırıya başladı. Eylemi gerçekleştiren savaşçılara ve Cephe’ye bol keseden atıp tutuyorlar.
Bu saldıranların başında ise tescilli döneklerden Ahmet Hakan geliyor. Günlerdir kinini kusuyor ama bir türlü hızını alamıyor Ahmet Hakan. Burjuvazinin halka karşı sürdürülen psikolojik savaş silahlarından olan ve yıllardır burjuva medyanın "amiral gemisi" olan Hürriyet gazetesindeki köşesinden, saldırıya en ön saflarda katılmak zorunda olan neferlerden.
Ahmet Hakan, 31 Mart eylem gününün ardından bugüne kadar her yazısında muhakkak Çağlayan eylemini ya da DHKP-C'yi karalamak için birkaç satır dahi olsa yazmayı eksik etmiyor.
En son Turgut Kazan'la yaptığı röportajda da görüldü ki röportajın tek amacı vardı; o da DHKP-C'yi ve Çağlayan eylemini karalamak.
“Eline silah alıp terör eylemleri yapanlara "terörist" denir. Eğer teröristler, yaptıkları terör eylemiyle...
- Demokratik taleplerin haykırılmasını daha da zor hale getiriyorlarsa...
- Egemenlerin azgın dişlerini daha da azgın bir şekilde göstermesine katkı sunuyorlarsa...
- 14 yaşındaki bir çocuğun aziz hatırasına bir kez daha saldırılmasına yol açıyorlarsa...
- Katiller bulunsun talebinin kısık bir sesle bile dillendirilmesini imkânsız kılıyorlarsa...
- Güvenlik politikalarına abanmayı marifet sananların ellerini kuvvetlendiriyorlarsa...
- Barışçıl, demokratik hak arama taleplerinin töhmet altında kalmasına neden oluyorlarsa...
- Elleri böğründe provokasyon bekleyenlerin beklentilerini karşılıyorlarsa... Çatışmacılıktan hayat bulanlara bulunmaz bir fırsat sunuyorlarsa... Onlara sadece 'teröristler' demek yetmez. Onlara...
'Maşa oldukları açıkça belli olan provokatör teröristler' denir.(2 Nisan Hürriyet)”
Ahmet Hakan’ın bu dâhiyane tespiti üzerine birkaç soru doğuyor.
Devrimciler neden silahlı mücadele veriyor?
Türkiye gibi faşizmle yönetilen bir ülkede ‘barışçıl’ yöntemlerle mücadele etmek neden yetmiyor? Türkiye’de yaşayan herkes bilir ki Türkiye'de hak arama mücadelesi kanlı, katliamlarla dolu bir mücadeledir. Ve bu katliamları yapan faşist devletin kendisidir. Çok uzaklara gidip örnek vermeye de gerek yoktur. 31 Mart eylemi, Berkin için, Berkin gibi katledilen halk çocukları için adalet istemek amacıyla yapılmıştır. Peki buraya gelinene kadar Ahmet Hakan’ın bahsettiği o tehlikeye giren “barışçıl demokratik hak arama taleplerinden neler yapılmamıştır?”
Tam 655 gün boyunca Cepheliler, Berkin Elvan’ın katillerinin yargılanması için adalet istedi. Adalet istendi diye onlarca insana gaz bombaları atıldı, TOMA’larla su sıkıldı. Yerlerde sürüklendi, gözaltına alındı, tutuklandı. Onlarca öğrenciye, öğretmene, memura soruşturma açıldı. Berkin Elvan için adalet isteyen, eylemlere katılanlar hakkında da binlerce soruşturma açıldı. Katliamlar yapan faşist devlet ve onların savcıları ne yaptı? Katletme emrini verdi, sonra katilleri korudu.
Anaların acılarıyla dalga geçilen, mahkeme salonlarında dahi katil patronların, polislerin, çetecilerin korunduğu bir sistemde, silahla hesap sormak en meşru olandır.
10 Nisan tarihli yazısında Berkin'le ilgili “Teröristler Berkin'i ikinci kez öldürdüler” diyor Ahmet Hakan. Bırakın terör demagojisi yapmayı. “Bir cenaze var dedik Anadolu topraklarının orta yerinde. Bu cenaze 15’inde bir çocuğun.” Ve katili faşist devlet, katili AKP’nin polisi. Katiller belli, fotoğrafları, videoları, itirafları, her şeyi mevcut. Ancak hani nerede adalet? Adalet yok.
Biraz önce, devrimcilerin hak aramak için her yöntemi denediğini anlattık. Peki soruyoruz Ahmet Hakan’a; siz ne yaptınız? En gündem olan dönemlerde Berkin’i, SOMA’yı ve Haziran şehitlerini yazıp geçiyorsunuz. Sonrası kendi hayatlarınız. Unutup gidiyorsunuz, düzenin değirmenine su taşımaya devam ediyorsunuz.
Oysa Berkin’in yoldaşları, Berkin’in hesabını sorana kadar şehitlerine olan devrim sözünü yerine getirene kadar uyku nedir bilmez. O öfke ile büyütürler sınıf kinlerini. Şafaklar'ı, Bahtiyarlar'ı, Elifler'i yaratır katillere olan kinleri.
“Uyanın ey ehli vatan! Uyanın ey akıl sahipleri! Uyanın ey vicdan sahipleri! Sözde Berkin adına harekete geçtiklerini söyleyen katiller, Berkin cinayetini aydınlatmak isteyen bir savcıyı şehit ettiler.” (03.04.15 Hürriyet; Ahmet Hakan)
Savcı Kiraz, Berkin Elvan dosyasını aydınlatmak mı istiyordu. Peki nereden anlıyoruz bunu? Savcı Kiraz, Berkin Elvan’ın katillerinin bulunması için neler yapmıştı? Dava dosyası ile ilgilenen avukatların açıklaması ortadadır.
“Soruşturma, avukatların suç duyurusu yapması ile başladı. Soruşturma, önce Haziran Ayaklanması şikayetleri ile birlikte yürütüldü. Savcılık, torba soruşturma açmıştı, Haziran Ayaklanmasındaki tüm şikayetleri aynı dosya içinde yürütmeye çalıştı, avukatların verdiği dilekçe ile Berkin'in dosyası, ayrı soruşturma dosyası olarak ele alındı.
Delillerin toplanması, olay yerindeki görüntülerin istenmesi, tanıkların dinlenmesi, avukatların verdiği dilekçeler sonrasında yerine getirildi. Tanıkların isimleri verildiği halde dinlenmediler, avukatlar tanıkları buldu, getirdi, o zaman dinlenebildiler. Dört ayrı savcı değişti, tüm savcılar, sadece avukatların verdiği dilekçeler üzerine gerekli incelemeyi yaptılar ya da belirtilen delilleri topladılar. SAVCILARIN HİÇBİRİ KENDİLİĞİNDEN İŞLEM YAPMAMIŞTIR. BUNA, MEHMET SELİM KİRAZ DA DAHİLDİR”
Dava avukatları bile böyle derken, Ahmet Hakan’ın gördüğü ama bizim görmediğimiz başarılar nedir, nerelerdedir? Hep söylüyoruz, yine söyleyeceğiz. Gerçekler, siz öyle istiyorsunuz diye yok olmaz.
AKP iktidarı döneminde 241 çocuk öldürüldü. Hiçbirinin katili yargılanmadı. Berkin de bu çocuklardan birisidir. Dosyada 21 polis ismi vardı. Tespit edilen ve Savcı Kiraz’ın da kırmızı kalemle işaretlediği 3 polis ise ağır şüpheli idi. Hangi işlemler başlatıldı bu katillerle ilgili? Hiç! Ne Mehmet Selim Kiraz, ne de faşist devlet, katillerin bulunması için hiçbir çaba göstermedi.
Savcı Kiraz da önceki diğer savcılar gibi katil polisleri korumak istedi. Savcı Kiraz’ın korumaya çalıştığı devleti Berkin'in katillerini korumak pahasına kendi savcısını gözden çıkardı. DHKC savaşçıları Şafak Yayla ve Bahtiyar Doğruyol’u katlettiler. Dosyayı aydınlatmak isteyenler, 31 Mart günü halk savaşçılarının en temel isteğini yerine getirir, katil polisleri açıklar savcısını kurtarırdı ama yapmadılar. Katliamı, katilleri korumayı tercih ettiler.
Elbette böyle süreçlerde "terör" demagojisi yapıp, devrimci harekete en çok saldıranlardan biri olmak, Ahmet Hakan’a bir şeyler kazandıracaktır. Zira kendisi sürece göre dümenini kırmayı iyi bilenlerdendir. Dün gericilerin teknesindeydi, onların dümenini savunuyordu; şimdi Aydın Doğan’ın yanında burjuvaziye yaranıyor.
Ahmet Hakan'ın Turgut Kazan'la yaptığı 15.04.2015 tarihli röportajı da tamamen devrimci hareketi, Türkiye’deki devrimci mücadeleyi, solu karalamaya dönüktür.
Soruyor Ahmet Hakan, her cümlesi kin, her cümlesi saldırı dolu.
“DHKP-C, bir derin devlet örgütü mü? Terörist eyleme imza atanlar, karanlık bir yapı tarafından kullanıldıklarının farkında değiller mi?"
Turgut Kazan da bilirkişiymiş gibi kendisine soru sorulmuş ve ciddiye alınmış olmanın mutluluğuyla cevaplıyor: "Derin devlet her yere giriyor. Böyle örgütlerin içinde her zaman vardır. İnanmışları yönlendiren pozisyonda oluyor.”
Dış mihraklar, terör ve derin devlet yalanlarıyla, devrimci hareketin adalet anlayışı bugüne kadar karalanamadı, siz de karalayamayacaksınız.
Çağlayan eylemi, adalete muhtaç olan halkımıza, milyonlara umut olmuştur.
Ahmet Hakan aynı yazıda soruyor, Turgut Kazan'a: “Savcının şehit edilmesi olayında, özellikle sosyal medyada terör olayını yapanlara destek mesajları atıldı. Ne diyorsunuz buna?”
İşte tam olarak mesele buradadır. "Terör, derin devlet, kaos amaçlı eylem vs." tüm demagojilerinizin çöktüğü yer halkın kendisindedir. Şehit düşen Halk Savaşçıları'nın ardından milyonlarca insan "biz de sizi seviyoruz" diye her türlü yasağa karşın Cephelilere olan sevgilerini ifade etmişlerdir. Halkımız, şehitlerini sahiplenmek için Adli Tıp önünde nöbet tutmuş, dayak yemiş, gözaltına alınmıştır. Eylemin günlerce sonrası bile, savaşçılara sevgilerini ifade eden mailler attı diye onlarca insanın evi, işyeri katil AKP’nin polisleri tarafından basıldı, gözaltılar yapıldı.
Ne Ahmet Hakan ne de onun gibi oligarşinin kalemşorları devrimcileri, devrimcilerin adalet anlayışını halkın gözünde karalayamaz. Buna güçleri yetmez. Çünkü gerçekler devrimcidir.
İşte kendi röportajlarında, kendi kazdıkları bir kuyuya daha düşüyorlar. Turgut Kazan “Türkiye'de artık yargı için, adalet için hiçbir umut kalmamıştır. Nasıl bir mücadele verilmesi gerektiğini de bilmiyorum.” diyor. BİLMİYOR AMA AHMET HAKAN ONU KONUŞTURMAYA DEVAM EDİYOR...
Biz biliyoruz. Bu düzende adalet yok. Adaleti biz sağlayacağız, Cepheliler sağlayacak. 45 yıldır bunun için, devrim ve sosyalizm mücadelemizden bir milim bile şaşmadık.
Ahmet Hakan gibi fikirlerini satarak, bir yerlerde kendine koltuk kapanlar bunu anlayamaz.
Ahmet Hakan, medyatik olmak adına ideallerini, hedeflerini, fikirlerini satan bir pezevenktir. Devrimci hareket ve devrimciler hakkında konuşacak en son kişidir.
“Ya özgür vatan ya ölüm” şiarıyla gencecik bedenleriyle tüm dünyaya kafa tutan bu onurla şehit düşen devrimcileri, halkımız iyi tanır. Onların çocuklarıdır, onlar. Kimse devrimci harekete öyle rahat hakaret edemez. Onlar Aydın Doğan'ın yanında bir yer kaptım diye seviniyor. Daha fazla yaranma derdiyle atıyor tutuyor. Bir kez daha söylüyoruz. Tarih direnenleri yazacak. Tarih Şafaklar'ın, Bahtiyarlar'ın, Elifler'in ve nice halk çocuğunun cüretiyle gelen zaferi yazacak. Ahmet Hakan ve onun gibiler ise işleri bittiğinde atıldıkları burjuvazi çöplüğünde unutulacaklar.
Evet Ahmet Hakan, bu yazdıklarımızı nasıl değerlendirirsin bilemeyiz.
"Tehdit ediyorlar, küfür ediyorlar!.." İstediğini söyle, istediğini yap... Tabii "istediğimi zaten yapıp söylüyorum" diye şimdi nutuk atarsın. Yok istediğini yazıp, istediğini çizemezsin, çizemiyorsun, yazamıyorsun...
Ancak sen ve senin gibiler patronlarının istediği kadar, AKP'nin koyduğu sınırlara kadar yazıp çizersiniz. Aklınız ancak buna göre çalışır.
Kanımız, canımız üzerinden ekmek yedirtmeyeceğiz size.
Seni tehdit etmiyoruz, uyarmıyoruz... Değmezsin buna. Küfür edersen biz de küfür edeceğiz.
Bugüne kadar çok gazeteciyi eleştirmiş, yerden yere vurmuşuzdur da eleştirilerimizle...
TEHDİT ETTİĞİMİZ TEK gazeteci Tayfun Hopalı'dır... Armutlu'da kanımız üzerine politika yapan biridir... İnsanlarımızın katledilmesine sebep olan, katliam çağırısı yapan Tayfun Hopalı özeleştiri yapmazsa, evet, bedelini ödeyecek. Kendimiz için uygun gördüğümüz bir yerde ve zamanda hesabını soracağız katlettirdiği insanlarımızın.
KANIMIZ ÜZERİNDEN POLİTİKA YAPMAKTAN VAZGEÇ!
BU HALKIN EN SOYLU DAMARLARI OLAN ŞAFAKLAR'I, BAHTİYARLAR'I O PİS; DOĞAN, TAYYİP; KAN, TER VE İRİN KOKAN AĞZINA ALMA!
BURJUVA ETİK DEĞERLERİNE GÖRE DE OLSA GAZETECİLİĞİ BECEREMİYORSANIZ BİLE, İNSAN KALMAYI BİLİN!
Kıssadan hisse...
İlhan Selçuk'un, Babıali'deki dönek gazetecileri anlatmak için anlattığı bir fıkrayla bitirelim...
Fıkra şöyledir:
Bektaşi, kendisine haksızlık yapan satılık bir yazara sinirlenip, gelir Cağaloğlu Yokuşu'nun başına.
Bektaşi Cağaloğlu Yokuşu'nun başında durmuş.
Geniş bir nefes aldıktan sonra elini şakağına dayamış. Sesinin bütün kuvvetiyle;
-Ulan pezevenk!.. diye bir nara atmış.
Bu narayı duyanlar derhal "dükkânlarından" fırlamışlar. Ne oluyor diye yokuşun üst başında duran ve alaylı alaylı gülen Bektaşi’ye bakmışlar. Bektaşi yokuşu dolduran kalabalığa birkaç saniye bakmış:
“Yahu amma da çokmuşsunuz", diye bağırmış.
ÇAĞRIMIZDIR...
HALKTAN YANA, HALK İÇİN GAZETECİLİK YAPIN
Yazılarınız, kalemleriniz halkçı olsun.
- Halkı her türlü baskı ve sömürüye karşı mücadeleye seferber eden yazılar yazın.
- Halka katlanmayı değil hakkını aramayı tavsiye eden yazılar yazın
BUNU YAPAMIYORSANIZ DA BUNU YAPMA CÜRETİ OLANLARA KÜFÜR ETMEYİN, HAKARET ETMEYİN. YALAN SÖYLEMEYİN.
A- bir olayın sadece sonuçları ile değil nedenleriyle de ilgilenin.
B- Bir olayda iki tarafı da dinleyin, iki tarafın da düşüncelerine yer verin.
Halk için olmayan her şey düzen içindir... Halk düşmanları içindir..
Halkımız!
Ahmet Hakan gibilere eliniz değmişse eğer, yedi tas su dökün elinize.
Satılmış ve kanlı ellerdir onun elleri. Dilleri yalan, elleri yalan, sözleri yalan, yalanla sarmışlar dört yanımızı. Bize cellatlarımızı övüyorlar onlar...
Ne yaparlarsa yapsınlar boşunadır. Sonunda kazanacak olan devrimdir, adalettir.
Biz, adaleti temsil ediyoruz. Susmayan ağızlar, başkaldıran yürekler, tetik çeken parmaklarla yerlerde sürüklenerek kafamız gözümüz yarılarak adaleti temsil ediyoruz.
Ahmet Hakan gibiler, ölümlere alıştırmak istiyorlar...
14 yaşındaki çocuklarımızın ölümlerine alıştırmak istiyorlar bizi... AKP iktidarı döneminde 241 çocuk öldürüldü, kimsenin gıkı çıkmadı; Berkin'in öldürülmesi hariç... İşte 241 çocuk bir yana, Berkin bir yana... Nasıl bozarsınız bu oyunu, Ahmet Hakan gibilerin tahammülsüzlüğü bunadır.
Alışmayacağız!
Adaletsizliğe çocuklarımızın öldürülmesine alışmayacağız...
Halkımızı buna alıştırmanıza da izin vermeyeceğiz...
Tarihi yine biz yazacağız! Ölümlerin içinden gelip, hayatı kuşanacağız!
Birimiz düştüğünde, diğerimiz alacak boşalan yeri.
"Ve bizden sonra gelenler
demir parmaklıklardan değil,
asma bahçelerinden seyredecek
bahar sabahlarını, yaz akşamlarını"
Ne tankları, baskı makineleri, yalakalıkları, ne bir medya uşakları önüne geçemeyecek nihai yenilgilerinin.
Ölüyor, yaşamı en çok hak edenlerimiz.
Boyun eğdiremedikleri, direnirken savaşırken; savaşanlara saldırıyor şimdi düzenin medyadaki bekçi köpekleri. Kadınlı, erkekli salyalar akıyor ağızlarından. Yarışıyorlar birbirleriyle yalan üretmek ve zihinleri bulandırmak için. En demokrat görünenleri, en çok yalan üretendir. En insancıl görüneni, ölüme en çok alkış tutan. İnsan, insan olmaktan ar ediyor onları görünce.
Biz devrimciyiz. Son sözü biz söyleyeceğiz! Ama şimdi, tıpkı şairin dediği gibi;
"Karşı koymazsak eğer
tehlikededir günlük ekmeğimiz.
Bacamızın tütmesi tehlikededir.
Evimiz, aşkımız, çocuğumuz
Pencerede saksı,
kitap sevgisi, insan sevgisi
tehlikededir.
Gözlerini ölüm bürüdü onların.
Uyumak uyanmak tehlikededir.
Tehlikededir çiçek koklamak,
bardakta su, ateşte yemek,
bahçede güneş tehlikededir."
Tek çıkar yol, karşı çıkmakta, direnmekte ve savaşmaktadır.
Hayatı savunmak için adaleti almak için savaşmaktadır.
Şimdi düzenin egemenleriyle bütünleşmiş bir avuç dönek hep birlikte saldırıyorlar salyaları akarak.
Bu bir avuç dönek dinini de satmıştır, düşüncesini de...
Geçmişlerine ihanet edenler, onlara geçmişi hatırlatan; inancı, direnci temizliği, adaleti hatırlatan her şeyden korkar ve nefret ederler. Nefretin ve korkunun dozu farklıdır. Dönekler var, eline geçirdiği her fırsatı solculuğa ve sosyalizme kin kusmak için kullanır. Geldiği yeri bile solculuğa saldırarak hak etmiştir.
“KARDEŞLER
Onlara rastlarsanız eğer
Ölümü görmüş gibi çevirin başınızı
Kirpiksiz sarı gözler gözünüze bakarken
arkanızdan sırtınıza
bir bıçak girebilir...” demek gerekiyor.
Kardeşler onun gibilere eliniz değmişse eğer, yedi tas su dökün elinize, diye tekrar ediyoruz.
Biz kazanacağız.
Çünkü biz halkız.
Güçlü olan biziz.
Gücümüzü tarihsel ve siyasal haklılığımızdan alıyoruz

DEVRİMCİ HALK KURTULUŞ CEPHESİ

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de


28. Nis 2015, 23:27
Profil Web sitesini ziyaret et
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
cron
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker