Zaman: 21. Ağu 2018, 03:58

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
 Biz kimiz? Biz Cepheyiz ... 
YazarMesaj
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08.2012
Mesajlar: 11
Gender: None specified
Mesaj Biz kimiz? Biz Cepheyiz ...
Biz kimiz? Biz, Cepheyiz. Türkiye halklarını zafere götürecek iddianın sahibiyiz.

Mahir'den Dayı'ya Umut Biziz, Alternatif Biziz

Anadolu topraklarında 40 yıldır kesintisiz bir mücadele tarihi yazdık. 40 yılın hemen her aşamasında umudu canlı tutmaya çalıştık. Zor süreçlerden geçtik. Tecrit edildik. Sesimizi, düşüncelerimizi çok sınırlı kesimlere ulaştırmak durumunda kaldığımız dönemler oldu. Zaman oldu, umudu kitlelere ulaştıramadık. Yılmadık, vazgeçmedik. Yeniden toparlandık, gerileyen halk hareketini yeniden ayağa kaldırdık, darbeler yedik, yeniden toparlandık, ihanetlere uğradık, kuşatmaları yarıp, devrim yürüyüşünü sürdürdük... Bütün bu yaşadıklarımızda olağanüstü bir şey yoktu; tüm devrim süreçlerinde, devrimin öncülerinin yaşadıklarından farklı değildi yaşadıklarımız.

Önemli olan bütün bu zorluklar karşısında hedeften sapmamaktı. Bu ise, en başta devrimcilerin umutlarını, inançlarını kaybetmemeleriyle mümkündü. Kendileri umutsuzlaşanlar, kitleler için bir umut yaratamazlardı. Örgütlerini "umudun adı"na dönüştüremezlerdi. Kendileri inançsızlaşanlar, bir alternatifin olabileceğine güvenlerini kaybedenler, kitlelere bir alternatif sunamazlardı. Nitekim Türkiye solunun büyük bir kısmının iddiasızlaşması, böyle bir umutsuzlaşma, inançsızlaşma sürecinin sonucunda olmuştur.

Mahir'den Dayı'ya, devrimci hareketin en temel yanlarından biri olmuştur: Dünyanın Türkiye'sinde devrim yapma iddiamızı, dünyayı bir kez de Türkiye'den sarsma iddiamızı, hiçbir süreçte kaybetmedik. Cuntalarda da ihanetlerde de iddiamızı tekrarladık. Kuru kuruya bir iddia değildi bu. İddiamız stratejik hedefimizdi. Bütün bu süreçler boyunca attığımız her adımda iddiamızı büyütmeyi, yani, stratejik hedefimiz doğrultusunda ilerlemeyi hedefledik.

12 Mart cuntasının takibi altında Kesintisizler'i bunun için yazdı Mahir Çayan. Kızıldere'de bunun için öldük. 12 Eylül cuntasının mahkeme kürsülerinde okuduğumuz Haklıyız Kazanacağız'ı bunun için kaleme aldık. Ölüm oruçlarında bunun için öldük. Bunun için cuntaya karşı ricat yerine silahlı mücadelede ısrarımız. Bunun içindi hapishanelerde direnişlerimiz. Atılım bunun içindi. Parti bunun için. Büyük Direniş bunun için... Bunların hepsi devrim ve sosyalizm hedefli adımlardır.

Solun bir kesimi "reel sosyalizmin" eleştirisi altında, sosyalizmden vazgeçmiş, sosyalleştirilmiş bir kapitalizmi savunmaya başlamıştır. Bu kesimler, devrimler çağını kapatmışlar, düzenin yasallığına ve icazetine tabi olunan bir mücadele çizgisi benimsemişlerdir. Bu çizgi, düzen içinde hak kırıntılarıyla yetinen, bundan ötesine ne cüreti, ne sabrı olmayan bir çizgidir. Dolayısıyla böyle bir çizginin alternatif olabilmesi zaten mümkün değildir.

Mahir'den Dayı'ya süren bu tarihin ilk aşamasında Türkiye sol hareketine egemen olan 50 yıllık sağ pasifist gelenek yıkıldı. Halka güvensiz, halktan kopuk anlayışlarla hesaplaşılarak, Türkiye devriminin yolu netleştirildi. Anadolu ihtilalinin yolu silahlı mücadeleden geçecekti. Bunu savunmadan ve uygulamadan alternatif olunamazdı.

Mahir'den Dayı'ya politik anlamıyla kesintisiz uzanan çizgide, oligarşinin cuntalarına, "eski tüfekler"e, düzen içi düşüncelere karşı büyük mücadeleler verildi, büyük bedeller ödendi. Emperyalizme ve oligarşiye karşı mücadelede uzlaşmaz olundu. Oligarşinin katliam saldırıları ile devrimci hareketi "düzeniçileştirme" politikaları, teslim alma çabaları boşa çıkarıldı. Bu aşamalar boyunca, sürekli kopuşlar, ayrışmalar yaşandı. Mahir ve Dayı, Parti-Cephe çizgisini tasfiye ve inkar eden ihanetlere, sapmalara karşı en küçük bir esneklik veya uzlaşma tavrı göstermediler. Solun bir çok kesimi, bu aşamalar boyunca, en kritik anlarda genellikle devrim cephesini terketti. Biz, kesintisiz olarak direniş mevzilerinde, mücadele arenasındaydık.

Biz kimiz? Biz, Cepheyiz. Türkiye halklarını zafere götürecek iddianın sahibiyiz. Adımız, Türkiye devrimiyle anılacaktır. Adımız, dünyanın Türkiyesi'nde sosyalizmin inşasıyla özdeşleşecektir. Devrimin ve sosyalizmin hareketiyiz. Bu iddiayla örgütleniyoruz. Her eylemimiz bu iddiayı taşır.

Umut biziz, çare biziz, alternatif biziz; bugünkü görevimiz, umudu, çareyi ve alternatifi kitlelere maledebilmektir.

Yılgınlar, yorgunlar, "kitleler bir yanda, sosyalistler bir yanda" diye sızlanırlar hep. "Bizim söylediklerimizden halkın haberi bile yok" diye şikayet ederler. "Halk kendi derdine düşmüş, ne onur, ne adalet, ne ulusal onur umurunda değil" diye büyük tespitler yaptıklarını sanırlar. Söylediklerinde gerçeklik payı vardır ve fakat, çıkardıkları sonuçlar yanlıştır.

Ne bekliyorlardı peki? Kitlelerin kendiliğinden sosyalist saflara gelmesini mi bekliyorlardı?.. Eğer biz ulaşamamışsak, onun araçlarını, yollarını yaratamamışsak, kitlelerin olan bitenden nasıl haberi olabilir ki? Kitleleri gerçeklerden haberdar edecek bizim dışımızda bir güç mü var, bunun için kimsenin bilmediği sihirli araçlar mı var?.. "Halk kendi derdine düşmüş" diyen aklı evveller, kitlelerin mevcut bilinç düzeyinde başka türlü olamayacağını görmek istemezler; çünkü o zaman kendi umutsuzluklarını, kitlelere güvensizliklerini, devrim ve sosyalizme inançsızlıklarını meşrulaştıramayacaklarını düşünürler..

Televizyonların 24 saat boyunca yaptıkları yayınları izleyin. Gazetelerin onlarca sayfasını didik didik edin; orada halkın sorunlarını, sistemin gerçeklerini, mücadeleleri, direnişleri bulamaszınız. Kitlelerin beyinleri ya burjuva siyasetin gündemiyle ya da pespaye programlarla, dizilerle doldurulur. Peki başka türlü olabilir mi? Hayır! Burjuvazinin televizyonlarında, gazetelerinde olacak olan budur. Zaman zaman bu çizginin dışına düşen haberler, yorumlar, programlar olursa da istisna olan, bunlardır.

O halde devrimciler açısından geriye tek bir yol kalır. Kitlelere gerçekleri kendileri ulaştıracaklardır. Bunun yolları da emekçilerin yüzlerce yıllık mücadelelerinde şekillenmiştir. Bildiriden dergiden, kitaptan, filmden "siyasi gerçekleri açıklama kampanyası" olarak sürdürülecek olan silahlı propagandaya kadar uzanır bu yol ve yöntemler. Hiçbir devrimcinin halktan, kitlelerden yakınmaya hakkı yoktur. Eksik olanın sorumlusu biziz. Kitleleri gerçeklerden haberdar edecek olan da biziz. Bunun dışındaki yakınmalar, sızlanmalar, teoriler, bize değil, yılgınlara, yorgunlara aittir. Ne bir kaç bildiriyle, dergiyle ne de Mahir'in dediği gibi bir kaç askeri eylemle, kitlelerin devrim saflarına geleceğini beklemek, devrimden, halk gerçeğinden, burjuvazinin kitleler üzerindeki çalışmasından hiçbir şey anlamamak demektir.

Çeşitli ilerici, demokratik güçlerin düzenden, kapitalizmden politik ve pratik olarak kopamadığı koşullarda devrimci bir alternatifi sunmak, bizim görevimiz, sorumluluğumuzdur.

Biliyoruz ki, bugün Tayyip Erdoğanlar'ın toplantılarına katılanların, düzenin "açılım" manevralarına şu veya bu biçimde ortak olanların, oligarşinin anayasa tartışmasına "sivil" anayasa gibi geri bir zeminde müdahil olanların, halkın cephesinden bağımsızlık ve demokrasi mücadelesini geliştirmek yerine oligarşi içi çatışmada taraf olanların önemli bir kısmı, mücadelenin gelişmesine paralel olarak devrimden, halktan yana olacaklar, devrimin, halkın yanına geleceklerdir. Onları umutsuzlaştıran, sağa sola savuran etkenlerden biri, mücadelenin henüz onlar için de bir çekim merkezi olabilecek güçte olmamasıdır. Bu onların sisteme yedeklenmesini meşrulaştırmaz, ancak bu bir nesnelliktir ve dünyanın bir çok ülkesinde, birçok devrim sürecinde aydınların konumu böyle olmuştur.

Devrimin gelişmesi, sistemle şu veya bu düzeyde çelişkisi olan tüm kesimleri etkileyecektir. Bu, aydınlar için olduğundan daha fazla yoksul kitleler için geçerlidir.

Geniş yoksul kitleler de bugün için devrimci bir alternatifi yaşamlarında, yaşadıkları sorunlarda yakınlarında görememekte ve hissedememektedirler. Örgütsüzdürler. Bu koşullarda umutsuz ve çaresizlerin bir kesimi, çözümü uyuşturucuda, fuhuşta, mafyacılıkta ararken, ahlaki olarak belli bir noktada direnen daha geniş yoksul kitleler, düzen partilerine yakın durarak sorunlarına bireysel çözümler arar durumdadırlar. Onlar devrimin kitleleridir. Düzen yanında saf tutmaları geçicidir, asıl yerleri bizim safımızdır.

Ne yapacak edecek kitlelere ulaşacağız. Belli koşullarda kitlelerin devrimcileşmesinin, devrim saflarına gelişinin büyük bir devrimci akışa dönüşeceğini de bilerek, bugün iğneyle kuyu kazmaya devam edeceğiz. Her direnişimiz, her eylemimiz, her afişimiz, her bildirimiz, her şehidimiz, gerçeğin bir parçasını ulaştırır halka. Her şehidimiz onların bilinçlerinde ve yüreklerinde bir soru uyandırır, sorularına cevap olur. Devrim adım adım gelişir ve kendi içinde büyük atılımları hazırlar.

Yazımızın başında sözünü ettiğimiz zorlu ve ağır gelişen süreçler, nasıl ki hemen tüm ülkelerin devrimlerinin ortak özelliğiyse, gelişmenin devrimci bir akışa dönüşmesi de öyle ortak bir özelliktir. Emperyalizmin ve işbirlikçilerinin bütün gayeleri bu sürecin gelişmesini engellemektir.

İşsizlik, açlık, yoksulluk, ortadadır. Adaletsizlikler, eşitsizlikler ortadadır. Faşizmin teröre, tehdidi, yaygarası ortadadır. Egemen sınıflar bunlardan vazgeçemiyor. Türkiye devrime gebe bir ülke olmayı sürdürüyor bu yüzden. Türkiye'nin ve yoksul kitlelerin durumunu değiştiremeyecekleri için, kitlelerin öfkesini, hoşnutsuzluğunu devrime kanalize edecek güçleri yok ederek "devrim tehlikesi"nden kurtulmak istiyorlar.

Amerikan ve Avrupa emperyalizminin terör listelerinde devrimci hareketi baş sıralara koymalarının anlamı budur. Ama ABD Dışişleri Bakanlığı'nın son raporu, devrim ihtimalini ve devrimcileri yokedemediklerinin itirafı gibidir. Yok edemediler ve edemeyecekler. Mahir'den Dayı'ya devraldığımız mirasla devrimi büyüteceğiz. Umut biziz, alternatif biziz, biz Cepheyiz.


Biz kimiz? Biz, Cepheyiz. Türkiye halklarını zafere götürecek iddianın sahibiyiz. Adımız, Türkiye devrimiyle anılacaktır. Adımız, dünyanın Türkiye'sinde sosyalizmin inşasıyla özdeşleşecektir. Devrimin ve sosyalizmin hareketiyiz. Bu iddiayla örgütleniyoruz. Her eylemimiz bu iddiayı taşır.Belli koşullarda kitlelerin devrimcileşmesinin, devrim saflarına gelişinin büyük bir devrimci akışa dönüşeceğini de bilerek, bugün iğneyle kuyu kazmaya devam edeceğiz.

Umut biziz, alternatif biziz, biz Cepheyiz...


8. Eyl 2012, 05:06
Profil
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
cron
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker