Zaman: 21. Ağu 2018, 03:58

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
 DHKP-C ANADOLU İHTİLALİNİN ÖNCÜSÜ, İKTİDARIN TEK ALTERNATİFİDİR 
YazarMesaj
Mesaj DHKP-C ANADOLU İHTİLALİNİN ÖNCÜSÜ, İKTİDARIN TEK ALTERNATİFİDİR
DHKP-C ANADOLU İHTİLALİNİN ÖNCÜSÜ, İKTİDARIN TEK ALTERNATİFİDİR

Kanla yazılan 30 yıllık tarihimizin tanıklığında, destanlar yazarak halklarımızın kurtuluşu için kendilerini feda eden şehitlerimizin tanıklığında, hiç bir dönemde yalnız bırakmadığımız, hep bağli kaldığımız halkımızın tanıklığında, 30 Mart 1994’te ALTERNATİF olduğumuzu ilan ettik.

Partili savaş, 70 Aralık’ında başlayıp, ‘72 30 Mart’ında kesintiye uğramıştı, uzun yıllardır önümüzdeki hedefti. Faşizme karşı mücadelenin tüm gereklerini, sorumluluklarını yerine getirmeye çalışırken, Parti-Cephe’nin yeniden inşası görevimizi hiç unutmadık. Partili olmak ne küçümsenebilir, ne de idealize edilebilirdi. Ortalıkta pek çok “parti” vardı, ama bunların pek çoğu bir grup olma düzeyine bile erişememiş, pek çoğu ise parti olmanın gerektirdiği birikimlere, donanımlara sahip değildi. Parti olmak demek, alternatif olmak demekti. Alternatif olmak ise ideolojik birlikten, tecrübeye, kadro ve önderlikten iktidar iddiasına kadar pek çok şeye sahip olmak demekti. 94 30 Mart’ında partili olma düşümüzü gerçekleştirirken, arkamızda onur duyacağımız, güç alacağımız, bize yol gösterecek bir tarih, ve önümüzde gerçekleştirilecek bir devrim, fethedilecek bir iktidar vardı.


Düzen çürümüş, halkımız düzenden büyük ölçüde uzaklaşmıştır. Düzenin tek alternatifi vardır: DEVRİM. Bu ülkemiz için hiç de uzak bir ihtimal değildir. Ülkemiz devrime gebe bir ülkedir. Devrim ise devrimci bir önderliğe sahip kitlelerin eseri olacaktır. Partimizin alternative olması, herşeyden önce bu devrime önderlik etme iddiasında somutlanır.

Bunun için döğüşüyoruz.
Bunun için şehitler veriyoruz.

Parti-Cephe daha 70’in yazında kurulduğu andan itibaren faşizmin başlıca hedefi olmuş, devlet, 70’li yıllardan 90’lı yıllara kadar sürdüregeldiği imha politikasıyla Parti-Cephe’nin yüzlerce önder, kadro, savaşçısını katletmiş, binlercesini tutsak etmiş ama yoketmeyi başaramamıştır. Parti-Cephe 30 yıl boyunca, en büyük darbelerin, katliamların, en ağır koşulların altından çok daha güçlü olarak, halkın kurtuluş umudunu büyüterek çıkmasını bilmiştir. Bitti, yenildi, darbe yedi denildiği anlarda, hareketimiz büyük bir kararlılık ve irade ile ayakta olduğunu gösterdi.

Dostlarımızı da, düşmanlarımızı da şaşırtan bu gelişmenin temel olarak iki yanı vardır. Birincisi Devrimci Sol ve Parti-Cephe olarak sahip olduğumuz büyük kararlılık ve iradedir.İkincisi ise 30 yıllık tarihimizde köklerimizin çoktan halkın derinliklerine ulaşmış olmasıdır. DHKP-C halktır. Halkın örgütlü, öncü gücüdür. Vatanının emperyalizme peşkeş çekilmesine, baskı, sömürü ve zulme karşı her milliyetten, her din ve mezhepten Anadolu halklarının başkaldırısı olarak, bu topraklarda, bu halkın bağrında doğmuştur. Parti-Cephe’nin doğuşu, 2. Kurtuluş savaşının başlangıcıdır.

Anadolu halkı 1. Emperyalist paylaşım savaşında yedi düvele karşı mücadele etmiş, vatanın her karış toprağını kanıyla sulayarak emperyalizme karşı kurtuluş savaşını başarıya ulaştırmış, ancak, devrimci bir önderlikten yoksunluğu nedeniyle Kemalist iktidarın yönetiminde ezilen, sömürülen bir halk olarak kalmıştır.

1945’lerden sonra ülke yeni sömürgecilik ilişkileriyle emperyalizme peşkeş çekilirken faşizmin de temelleri atılmıştır. Kapitalizmin gelişimi bir yandan nisbi bir refah yaratırken, gerçekte adaletsizlik, eşitsizlik, yoksullaşma artıyor, oligarşik devlet baskı ve terörü kurumsallaştırıyordu. 60’lı yıllarla birlikte halkın mücadelesi gelişmeye, resmi, sivil faşist terror halka karşı baskıyı yoğunlaştırmaya başlar. Emperyalizme bağımlılık ise had safhaya ulaşmaktadır. Böyle bir Türkiye’de eksik olan bir şey vardır; devrimci mücadele. Çeşitli sol, sosyalist sıfatlı partiler, örgütler vardır ama devrimci bir mücadeleyi örgütlemekten uzaktırlar. Ne düzene karşı çıkabilmekte, ne halkın tepkisine tercüman olabilmektedirler. İşte, THKP-C bu gidişe dur demiş, geleneksel solun revizyonist, reformist statükolarını kırarak, emperyalizmin boyunduruğuna, işbirlikçi oligarşinin faşist düzenine silahlı başkaldırısıyla Türkiye halklarının 2. Kurtuluş savaşını başlatmıştır.

Parti-Cephe’nin savaşı halkın savaşıdır. 30 yıldır emperyalizme karşı bağımsızlık, faşizme karşı demokrasi, sömürüye karşı sosyalizm mücadelesini sürdürüyoruz. Gücümüzü halktan alıyor, halkımıza güveniyoruz.

Güvenimiz karşılıksız kalmamıştır. Halkımız da öncü, savaşçı gücüne güvenmektedir. Bu güvenin temeli, “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diyen Pir Sultanların, Bedrettinlerin direniş geleneğini, “Buraya dönmeye değil, ölmeye geldik” diyerek Kızıldere’de sürdüren Mahir Çayan’larla bir daha sökülmemek üzere atılmıştır.

Mahirlerden devralınan gelenek dünyada eşi benzeri az rastlanır onlarca destansı direnişle, kahramanlıklarla, yeni gelenekler, yeni değerler yaratılarak sürdürülmüş, her direnişle, her şehitle Parti-Cephe halkımızın içine daha çok kök salmıştır.

Kurtuluş savaşımızı, bağrına bastığı şehitlerinin yerini hiçbir zaman boş bırakmayan, oportünizmin geri, bilinçsiz diyerek küçümsediği bu halkla birlikte sürdürüyoruz. Onun tüm olumlu değerlerine, geleneklerine sahip çıkıyoruz. Öğretiyor, eğitiyor, ondan öğreniyoruz. Tarihimiz boyunca hep halkımıza güvendik. Hiçbir zaman onun dışında dayanacak bir güç, sığınacak bir liman arayışı içinde olmadık. Çünkü devrimimiz demokratik bir HALK DEVRİMİ olacaktı. Devrimde halkın çıkarı vardı. Devrimin kuracagı iktidar DEVRİMCİ HALK İKTİDARI olacaktı. Böyle bir ülkede kendimizi Sovyet ya da bir başka ülkenin kalıplarıyla sınırlayıp, işçi sınıfı deyip halkın devrimde çıkarı olan tüm kesimlerini kucaklamamak şablonculuktan başka bir şey olamazdı. Daha 70’lerdeki partileşme sürecimizden başlayarak halkın her kesiminin içinde olduk. Toplumu oluşturan sınıfları kitaplarda yazıldığı biçimiyle değil, Marksist-Leninist teorinin ışığında kendi özgünlükleri ve ülkemiz koşulları çerçevesinde tanıyıp kavradık. Mücadelemizi halkımızın tarihi, sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi özellikleri çerçevesinde biçimlendirdik. Bu nedenledir ki biz bir halk hareketiyiz. Bu hayatın pratiği içinde ete-kemiğe bürünmüş Parti-Cephe gerçeğinin ifadesidir.


ALTERNATİFİZ, ÇÜNKÜ ÖNDERLİK İDDİAMIZ LAFTA DEĞİLDİR, POLİTİKALARIMIZLA, EYLEMLERİMİZLE, ŞEHİTLERİMİZLE 30 YILDIR BU MİSYONU SÜRDÜRÜYORUZ.

DHKP-C halk kurtuluş savaşının öncü gücüdür. Bu öncülük savaşın içinde kanla yazılan bir tarihle elde edilmiştir. Hayatın her alanında halkın mücadelesinin önünde olmakla, THKP-C’den devralınan devrim bayrağını yalpalamadan, sağa sola sapmadan bugüne kadar taşımakla elde edilmiştir. Ayakları bu topraklar üzerine basan sağlam bir ideolojiye sahip olmakla, emperyalizmin ve oligarşinin tüm kuşatmalarını yaran, yenilgilerden zaferler çıkarmasını bilen bir önderlikle elde edilmistir. Öncülük iddiasında bulunan çoktur. Ancak bunlara sahip olan Parti-Cephe dışında bir başka güç de yoktur. Partimizin öncülük iddiası bu gerçekler üzerinde hayat bulur.

Türkiye devriminin son 30 yılında Parti-Cephe’nin damgası vardır. Düşman veya sol, politikalarını tespit ederken hep Parti-Cephe’yi hesaba katmakta, atacağı adımı buna göre belirlemektedir. Elbette tüm bu güçlerin asıl isteği Parti-Cephe’yi “hesap dışı” bırakmaktır. Bu yanıyla düşmanin imha politikalarına ek olarak sol’un da sürekli Parti-Cephe’yi etkisizleştirme, tasfiye etme politikalarına tanık olunmuştur. Reformizm, oportünizm hemen her dönem bütün olarak Parti-Cephe’nin karşısında yer almış, ancak yine her dönem devrimci mücadeleyi yönlendiren, sürükleyen Parti-Cephe olmuştur.

‘71 çıkışı Türkiye halklarına emperyalizme ve oligarşiye karşı, baskı ve zulme karşı nasıl mücadele edilmesini gerektiğini göstermiş, devrimin yolunu aydınlatmıştır. Ne maceracıydı onlar, ne de sadece heyecanlarıyla davranan gençler. Onlar, tarihsel bir sorumluluğu üstlenmiş, bu sorumluluğun gerektirdiği olgunluğa, bu sorumluluğun gerektirdiği fedakarlığa ve cürete, bu sorumluluğun gerektirdiği ideolojik-teorik formasyona sahip devrim önderleriydiler Bu önderlik halkımız tarafından sahiplenilmiş, benimsenmiştir. Oligarşinin tüm terör anarşi demagojilerine, küçük-burjuva kesimlerin, reformizmin tüm "maceracı", "goşist" çiğlıklarına rağmen, milyonların Parti-Cephe sempatizanı olarak ortaya çıkması bu sahiplenmenin en açık, tartışılamaz kanıtıdır.

ALTERNATİFİZ, ÇÜNKÜ; HER KOŞULDA MÜCADELEYİ SÜRDÜRMENİN, HALKIMIZI HİÇ BİR DÖNEM FAŞZMİN ZULMÜYLE BAŞBAŞA BIRAKMAMANIN, ZULME HER KOŞULDA DİRENİP TESLİM OLMAMANIN ONURUNA SAHİBİZ.

’74 sonrası, ortalığı kaplayan yılgınlara, inkarcılara, CHP’yi umut olarak pazarlayan umut bezirganlarına rağmen, THKP-C’nin mirasına sahip çıkıp, mücadeleyi yeniden örgütleyen genç Cephelilerdir. Ortada dolaşan “eski”lerin, kendi hesapları peşindeki “kurt”ların aksine, onlar dönemin ortaya koyduğu mücadele görevlerine dört elle sarılmışlar, hiç bir hesapları olmadan okullarda gençliğin, mahallelerde gecekondu halkının mücadelesini örgütlemişlerdir.

12 Eylül öncesinin anti-faşist mücadelesinin en önünde, faşist işgallerin kırılmasında, silahlı mücadelenin geliştirilmesinde, oligarşiye karşı savaşın büyütülmesinde Dev-Genç ve Devrimci Sol vardır. Yüze yakın Dev-Genç’li ve Devrimci Sol’cu şehit verilmiştir bu kavgada. Devrim ve iktidar perspektifiyle yürütülen bir kavgadır bu. Bunun için sivil faşistlere yönelmekle yetinilmemiş, devlete yönelik örgütlenilmiş, askeri örgütlenmeler oluşturulmuş, savaş daha nitelikli hale getirilmeye çalışılmıştır. Türkiye halklarının düşmanları, faşistler, emperyalist şirketler, Koç’lar, Nihat Erim’ler, Gün Sazak’lar Devrimci Sol’un hedefi olmuştur.

12 Eylül’den sonra halkını cunta karşısında yalnız bırakmayan, savaşı sürdüren Devrimci Sol’dur. Solun büyük bir kısmı “ricat”, “yenildik” vs. diyerek mücadele arenasını terkederken, yeni şehitler, tutsaklar verme pahasına, önder kadrolarımızı kaybetme pahasına silahlı savaş sürdürülmüştür. Cuntaya karşı silahlı savaşımız uzun süreli olamamıştır. Ama direniş mevzisi hiç terkedilmemiş ve cuntaya karşı direnmiş olmanın onuru yazılmıştır tarihimize. Hapishanelerde direniş geleneğinin geliştirilip kökleşmesinde en büyük paya sahip olan ‘84 Ölüm Orucu’yla cuntanın yarattığı sessizliğe darbe vuran, halkın umutlarını dirilten yine Devrimci Sol’dur.

86’dan sonra depolitizasyon zincirlerinin kırılarak mücadelenin gençlik, tutsak aileleri, işçi, memur, mahalleler hemen tüm alanlarda yükseltilmesinde, kitleselleşmesinde ve giderek radikalleştirilmesinde yine Devrimci Sol’un önderliği vardır. Cuntaya karşı dışarıda ve hapishanelerde ektiğimiz direniş tohumlarının büyüdüğü yıllardır bu yıllar. Bu yıllar, bir yandan cuntanın pasifize ettiği kitleleri ayağa kaldırmak, cuntanın kışlalara çevirdiği hayatın her alanında kitlelerin ekonomik-demokratik mücadelesini yükseltmek ve bir yandan da halkımızı, solu büyük ölçüde etkisi altına alan dejenerasyona, sağcı görüşlere karşı yoğun bir ideolojik mücadeleye girişildiği yıllardır. Bu mücadelenin karşılığı kısa sürede alınmış, Dev-Genç ve Devrimci Sol üniversitelerde, mahallelerde, memurlarda, işçilerde en kitlesel hareket olarak öne çıkmıştır. Halkın muhalefetinin, mücadelesinin önünde Devrimci Sol vardır.

‘90 atılımı’yla, legal illegal, demokratik ve askeri tüm alanlarda devrimci örgütlenmenin yeniden inşa edilerek, 12 Eylül’den bu yana sürecin yarattığı çok çeşitli tahribatlarla hesaplaşılarak halk kurtuluş savaşımıza, iktidar mücadelesine çok daha hızlı bir ivme kazandırılmıştır. Askeri örgütlenme hem kentlerde, hem dağlarda örgütlendirilmiş, gerillanın silah sesleri halkın umudu, düşmanın korkusu olmuştur. Özellikle büyük kentlerde gelişen silahlı savaş, vurduğu hedeflerle halkta büyük yankılar yaratmıştır.

Atılım, devrim yürüyüşümüze bir hız katmakla kalmamış, devrimin iktidar perspektifiyle daha gelişkin örgütlenmeler üzerine oturmasını sağlamıştır. Gerilla halk ordusunu yaratma perspektifiyle ele alınmış, savaş Anadolu kentlerine yayılmıştır.

Kontrgerilla devletinin tüm imha politikaları, katliam ve infazları, iç ve dış düşmanın darbeleri bu gelişimi durdurmaya yetmemiştir. 12 Temmuz, 16-17 Nisan katliamları, çok değerli önder kadrolarımızı mücadelemizden, örgütümüzden koparmış, düşman bu katliamlarla zafer sarhoşluğu yaşamaya başlamış, sağdan sola hemen tüm kesimler bir daha toparlanamayacağımız beklentisine girmiştir. Ama Parti-Cephe çizgisinin yaratıcılığı, kararlılığı, geleneklerinin gücü işte tam bu noktada devreye girmiş, herkesin beklediğinin tersine şehitlerimizden boşalan yerler doldurularak, merkezi işleyişimizde hemen hiç bir aksama olmaksızın savaşımız kesintisiz sürmüştür. Aynı büyük direnç darbe ihaneti karşısında da gösterilmiş, devrim yürüyüşümüzün durdurulmasına ve Parti-Cephe düşümüzün gerçeğe dönüştürülmesinin engellenmesine izin verilmemiştir. Devrimci Halk Kurtuluş Partisi ve Cephesi’nin kuruluşuyla halk kurtuluş savaşımız zafere bir adım daha yaklaşmıştır.

SAVAŞI GELİŞTİRMEKTEN, HALKLAŞTIRMAKTAN BAŞKA YOLUMUZ YOKTUR. SAVAŞIN BOYUTU BÜYÜYÜP ŞİDDETİ ARTTIKÇA, ZAFERE DAHA YAKINIZ DEMEKTİR.

4 senedir savaşımızı DHKP ve DHKC bayrakları altında sürdürüyoruz. Bu dört senede kurtuluş savaşımız çok daha halklaşarak yüzbinlerin umudu olmuş, Anadolu’nun tüm kentlerine, Dersim dağlarından Sivas-Tokat yöresine, Karadeniz’den Amanos’lara-Toroslar’a kadar Anadolu’nun tüm dağlarına yayılmıştır. Savaşımız daha da halklaşarak, daha da yayılarak sürecektir. Bu, kadrolaşmamızı çok daha büyük bir hızla geliştirmemize, politikalarımızı çok daha büyük bir inisiyatif ve yaratıcılıkla uygulamamıza bağlı olmakla birlikte, sonuçta bir ısrar, kararlılık, cüret meselesidir. Ve bunlara sahibiz.


Şurası artık kesindir: Parti-Cephe tek iktidar alternatifidir.


Alternatif olma iddiamız soyut bir iddia değildir. Herşeyden önce işte böylesine zorlu, zengin, bedeller ödenen, bedel ödetilen, her günü büyük kavgalarla geçen bir sürecin zengin tecrübesine, birikimine sahip olmanın sonucudur.

Bu süreç, kendimize, ideolojimize güvenimizin daha da büyüyüp pekiştiği, ideolojimizin, örgüt ve mücadele biçimlerimizin, halka, kitlelere yaklaşımımızın zenginleştiği bir süreçtir. Bu güven ve zenginliğe sahip olmadan alternatif olunamazdı.

Bu süreç, devrimimizin özgünlüklerinin, partimizin özgünlüklerinin iyice netleştiği, tüm sapma akımlardan farkımızın, ayırdediciliğimizin daha belirgin hale geldiği, geleneklerimizin pekişip onlara yenilerini eklediğimiz bir süreçtir. Ülke ve halk gerçeğimize uygun bir özgünlüğe ve geleneklere sahip olunmadan, bu ülke topraklarında ve bu halkın içinde kök salınamaz, alternatif olunamazdı.

Bütün bunlara sahibiz.

Bütün bunları hayatın ve savaşın içinde gözü gibi koruyacak, geliştirecek önderliğe, kadrolara, halkı için, devrim için ölümü göze almış savaşçılara ve Parti-Cepheli olma ruhuna sahip, savaşmaya hazır geniş bir taraftarlar, sempatizanlar kitlesine sahibiz.

ALTERNATİF olmak işte ancak bütün bunlarla mümkün olabilirdi ve bugün DHKP-C olarak “Alternatifiz” diyorsak, bütün bunlara sahip olarak bu iddiada bulunuyoruz.

BU İDDİAYLA TÜRKİYE HALKLARINI PARTİMİZ SAFLARINDA VE CEPHE BAYRAĞI ALTINDA TOPLANMAYA, SAVAŞMAYA ÇAĞIRIYORUZ.

Düzenin alternatifi olan DEVRİM’i ete kemiğe büründüren bir programa sahibiz. mDüzen partilerinin alternatifi olan bir PARTİ’ye sahibiz.

Tüm burjuva, reformist politikacıların alternatifi olan, halkı için, hiç bir kişisel çıkar beklemeden çalışacak, gerektiğinde canını verecek kadrolara sahibiz.

Bu, hayatın hemen hergün kanıtladığı bir gerçektir.

ALTERNATİF olabilmenin koşullarını Parti-Cephe bünyesinde biraraya getirdiğimiz için, savaşan bir güç olduğumuz için, düzenin veya düzen içi çok çeşitli kesimlerin hemen her türden saldırısına maruz kalmaktayız. Bunca saldırıya maruz kalmamız, doğru çizgide yürüdüğümüzün bir kanıtıdır.

Düşman saldırıyor. Çünkü, Parti-Cephe’de iktidarının alternatifini görüyor. Hiç bir egemen sınıf iktidarı, düzenini kökten değiştirmek üzere ortaya çıkan bir alternatife katlanamaz. Katlanmıyor, imha etmeye çalşıyorlar.

Reformizm, halkın mücadelesinin, savaşının geliştiği her vesilede saldırıyor Parti-Cephe’ye. Çünkü önündeki en büyük engel yine Parti-Cephe’dir. Savaş büyüdükçe o da giderek daha çok sağcılaşmakta, düzenin güçlerinden daha çok icazet aramakta, burjuva partileriyle buluşabileceği ittifak arayışlarına yönelmektedir. Savaşı daha da büyütüp yaydığımız ölçüde o da hemen hemen tümüyle etkisizleşecektir.

Oportünizm Parti-Cephe’nin karşısındadır. Cephe karşıtlığıyla varlık yokluk mücadelesi vermektedir. Onyıllardır Parti-Cephe’yi eleştirip durmuş, gelişmesini Parti-Cephe’nin güçten düşmesinde, yok olmasında aramış, olmadı taklit etmiş, o da olmayınca kah reformizme sarılarak, kah Kürt ulusal hareketinin kanatları altına sığınarak ayakta kalmaya çalışmaktadır.

Bugüne kadar Parti-Cephe’yi hep “Kemalizmden etkilenmekle”, “şovenizmle” suçlayan Kürt ulusal hareketinin geldiği nokta dönüp dolaşıp halkların birliğini ve ortak kurtuluşunu savunan Parti-Cephe çizgisi olmuştur. Ancak bu Parti-Cephe çizgisini izleyecekleri anlamına gelmiyor. "Türkiyelileşme", "birleşik savaş", "halkların ortak kurtuluşu" gibi aynı söylemler kullanılmakla birlikte, bunlara tamamıyla uzlaşmacı bir muhteva yüklenmektedir. Ve bu noktada Kürt ulusal hareketi de, bu söylemlerle kendisine hayat hakkı bulabilmek için Cephe’yi etkisizleştirmek gerektiği düşüncesindedir.


Bütün bunlar bir “kuşatma” tablosu ortaya çıkarmaktadır. Ancak bu ne şaşılacak bir şey, ne de olağanüstü bir durumdur. Gerçekte bu her devrim sürecinin doğasında vardır. Reformizmin, oportünizmin, küçük-burjuva milliyetçiliğinin devrimi kolaylaştırdığı, hızlandırdığı görülmemiştir hiç bir yerde. Pek çok durumda, karakteristik olarak halk saflarında oldukları sürece demokrasi mücadelesinin bir yanında yeralmış, ama aynı zamanda devrimin önünde engel bir konumda olmuşlardır. Ancak devrimci savaş yine her yerde, belli bir noktada onları veya onların tabanlarını tekrar tekrar yeni saflaşmalara, devrimle düzen arasında yeni tercihlere zorlamıştır. Bu akımların tabanları bu düzenden baskı gören, sömürülen kesimlerdir. Bu tabanın bir kısmının çıkarları düzenin biraz daha ıslahında, diğer bir kısmının çıkarları ise doğrudan devrimdedir. Reformizmin, oportünizmin tüm bu olumsuzluklarına rağmen hala birlik, ittifak politikaları içinde görülmesinin maddi zemini de budur.

Burada görülmesi gereken şudur; reformizmin, oportünizmin süreç üzerinde tayin edici bir etkileri yoktur; onlar savaşın gelişimine göre, düzenin ya da devrimin güç kazanmasına gore saflaşacaklardır. Sorun devrimci savaşı geliştirmemizdir.

Sorun devrimci alternatifi silahlı savaşta, halk örgütlenmelerinde, hayatın her alanında daha büyük bir güce ulaştırmamızdadır. Bunu başardığımız ölçüde, şu veya bu biçimde Cephe’ye karşı olan tüm bu güçlerin Cephe’nin gelişimini engelleme şansları yoktur.

ALTERNATİFİ BÜYÜTECEĞİZ.İŞİMİZ, GÖREVİMİZ BUDUR.

Türkiye halklarının çektiği acılara, gördüğü zulüme bir an önce son vermek için,

Anadolu’nun yeraltı-yerüstü kaynaklarının emperyalizm tarafından talan edilmesine, emperyalizme uşakça bağımlılığa son vermek için,

Kontrgerillanın halkın en yiğit evlatlarının kanını dökmesine son vermek için, bundan mdaha önemli ve daha kutsal bir baska görevimiz yoktur.

THKP-C ÖNDERLİĞİNDE DALGALANDIRILMAYA BAŞLAYAN TÜRKİYE HALKLARININ KURTULUŞ BAYRAĞINI, DHKP-C ÖNDERLİĞİNDE OLİGARŞİNİN BURÇLARINA DİKECEĞİZ!

DHKP-C, Türk, Kürt tüm ulus ve milliyetlerden, alevi, sunni tüm inançlardan halkımızın birliğidir, tek kurtuluş seçeneğidir.

Tek kurtuluş seçeneğidir; çünkü, halkın her kesiminin ulusal, sınıfsal tüm taleplerine SAHİP ÇIKIYORUZ. Bu taleplerin kırıntılarla karşılanıp halkın oyalanacağı, aldatılacağı tüm çözümleri REDDEDİYORUZ.

Tek kurtuluş seçeneğidir; çünkü, halk düşmanı bir düzene karşı, sömürüye ve zulme son verecek, halk düşmanlarından hesap soracak bir iktidarı, HALKIN İKTİDARINI savunuyoruz.

Tek kurtuluş seçeneğidir; çünkü, zaferin bedel ödemeden mümkün olmadığını biliyor ve bu bedeli ödemekten KORKMUYORUZ.

Tek kurtuluş seçeneğidir; çünkü halk kurtuluş savaşımızın iktidarı ele geçirebilecek aşamaya ulaşabilmesi için silahlı mücadelenin şart olduğunu biliyor ve bu bilinçle SAVAŞIYORUZ.

Tek kurtuluş seçeneğidir; çünkü THKP-C tarafından Kızıldere’de manifestosu yazılan kurtuluş yolunda tüm zorluklara rağmen yürüme KARARLILIĞINDAYIZ.

Bunları savunan, bu kararlılığa sahip olan, böyle bir savaşı yürütebilecek bir başka parti yoktur Türkiye’de.

DHKP-C TÜRKİYE HALKLARININ GELECEĞİ, KURTULUŞUDUR.

Kurtuluşun tek yolu silahlı mücadeledir.Silahlı mücadeleyi reddedenler, hala düzen içinde çözüm arayışında olanlar faşizm gerçeğini reddediyorlar demektir.

Faşizmin olduğu bir ülkede düzen içinde çözüm aramak kendini ve halkı kandırmaktan başka bir şey değildir.

Bu, baskı, sömürü ve zulmün sürmesini istemektir. Baskı ve sömürüye son vermenin tek yolu faşizme karşı savaşmaktan, emperyalizmin ve oligarşinin iktidarını yıkmaktan geçmektedir.

Bu gerçeği görmek istemeyenler, halka ve devrime gözlerini kapayanlar tarih önünde suçlu olacaktır.

DEVRİMCİ SOL MART 1998


31. Eki 2012, 13:56
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
cron
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker