Zaman: 21. Ağu 2018, 03:58

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
 Mahir`den Dayi`ya 
YazarMesaj
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 666
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj Mahir`den Dayi`ya
Resim


Mahir Çayan, daha yolun başında “Devrim yolu engebelidir, dolambaçlıdır, sarptır… Kurtuluş bayrağı bu yolu tırmanan gerillaların birbirine iletmesi ile oligarşinin burçlarına dikilecektir. Her engebede düşen gerillaların gövdesi bir devrim fırtınası yaratır…” diyerek, uzun sürecek kavgamızın, nasıl bir seyir izleyeceğini belirtmişti. Tüm diğer tespitlerinde olduğu gibi, bu tespitinde de yanılmadı. Maltepe’de, Arnavutköy’de, Kızıldere’de “düşen gerillaların gövdesi” ülkemizde, bir daha hiç dindirilemeyecek bir “devrim fırtınası” yarattı. O fırtınaları niceleri izledi; 12 Temmuzlar, 16-17 Nisanlar, Bağcılar, Çaytaşılar, Emirganlar, ölüm oruçları, Balkıcalar, fedalar… Partinin ilanıyla dalgalandırılmaya başlanan kurtuluş bayrağı, 39 yıldır hiç yere düşürülmeden, elden ele bugünlere taşındı.

44 yıl boyunca kesintisiz yürünen bu engebeli, dolambaçlı yolda çok büyük bedeller ödendi. Yüzlerce şehit verildi.

Bu yürüyüşte öylesine önemli dönüm noktaları, öylesine belirleyici anlar vardı ki, bunlar bir yerde tarihimizin köşe taşlarıydılar. Bu dönüm noktalarının, o kritik anların, hareketin geleceğini tayin eden zamanların hepsinde, karşımızda, onlar, KAVGAMIZIN MAHİRLERİ vardı. Bu tarihsel dönemeçlerde mücadeleyi omuzlayan, o anların gerektirdiği cüretle, fedakarlıkla süreçlerin önünü açan, kahraman şehitlerimizdi onlar.

Her dönüm noktasında bir Mahir vardı. Mahirler vardı. Tarih böyle yazıldı. Mahir olmak; uzlaşmamaktı. Uzlaşmadılar. Mahir olmak; revizyonizme, oportünizme ve tüm sapmalara karşı cepheden tavır almaktır, Marksizm-Leninizm bayrağını hep yükseklerde tutmaktı. Onlar da öyle yaptı…

•Kavgamızın Mahirleri, Dayı’nın önderliğinde tasfiyeciliğe bayrak açan ilk kadrolardır; Niyaziler, İbrahim Erdoğanlar, Sinanlar’dır.

Yürüdükleri yol, Mahirler’in Kızıldere’de açtıkları yoldu. Gençtiler, tecrübesizdiler. Eskilerin Mahirleri, Parti-Cephe’yi kendilerine öğretmesini beklemişlerdi ama baktılar ki orada muğlaklıklardan, sinsice inkardan başka bir şey yok; Mahir’i, doğrudan Mahir’in kendisinden öğrendiler. Öğrendiklerini hayatın tartısına vurdular ve bu yolun mahiri oldular.

Dönem, aynı zamanda, ideolojik keşmekeşliğin en yoğun yaşandığı bir dönemdir. Açık inkarcılar, yarı inkarcılar, sinsi inkarcılar… sağ ve sol sapmalar… İşte, “mahir” olmak da böyle süreçlerde kendini gösterir. Dayı’nın belirleyiciliğinde Niyazi Aydınlar, İbrahim Erdoğanlar öne çıkarlar. Gençtirler, tecrübesizdirler… ama onlar Kızıldere’den çıkmışlardır yola. Mahir gibi uzlaşmaz, Mahir gibi cüretlidirler. İdeolojik keşmekeşliğe karşı Mahir’i, kendi el yazmalarını okuyarak öğrenirler. Bunları binlerce çoğaltıp dağıtırlar, bulanıklığa son vermeye çalışırlar… Netleşen yol, bir kez daha inkarcıları aşarak, adım adım aydınlanır.. Hedefleri Kızıldere’nin açtığı yolda devrime yürümektir. Bu yolun genç mahirleridir artık onlar.

Genç Cepheliler’in önündeki görev; THKP-C potansiyelini birleştirmek ve sürecin ihtiyaçlarına cevap verecek bir örgütü yaratmaktır. Dayı’nın önderliğindeki bu Mahirler, gittikçe tırmandırılan faşist terör karşısında militanca bir mücadele hattıyla faşist işgalleri kırıp mevziler kazanırlar.

’77 yılında sinsi inkarcılık kendini daha çok göstermeye başlar. Açıkça görürler ki, bu düşünceler THKP-C görünümü altında THKP-C’nin tasfiyesidir. İşte, böylesi bir süreçte tasfiyeciliğe karşı cepheden bayrak açmak kavganın mahiri olmakla mümkündü. Niyaziler, İbrahimler, Sinanlar, Ahmet Fazıllar… bu kavganın mahiriydiler. Cüretliydiler, uzlaşmazdılar… Kendilerine olan güvenle, Marksizm’e-Leninizm’e olan inançla, Dayı’nın öncülüğünde, tasfiyeciliğe karşı cepheden bayrak açtılar. Bu bayrak Kızıldere’den devralınan Mahirler’in bayrağıydı.

•Kavgamızın Mahirleri, 12 Eylül cuntasına karşı tarihi direnişi örgütleyen yoldaşlarımızdır; Önderliğin tutsaklığının ardından ikinci Merkez Komite’yi oluşturan Niyaziler, Ahmet Fazıllar, Sinanlar’dır. Cuntanın en zor koşullarında örgütlülüğü sürdüren Sabolar’dır. Mahir olmak zor karşısında teslim olmamaktı. Her koşulda savaşma kararlılığıydı. Mahirler’in 12 Mart karşısında yaptıklarını yapmaktı ve onlar da işte bunu yaptılar.

Ülkenin dört bir yanında terör estiren, yüzbinleri işkencehanelere taşıyan infazları, idamları başlatan cuntaya karşı “Amerikancı Faşist Cunta 45 milyon Halkı Yenemeyecektir” diyerek savaş kararı almak, mahir olmakla mümkündü.

Bedeli ne olursa olsun mücadeel örgütlenmeliydi. Belki direniş, Kızıldere’deki gibi fiziki yenilgilele de sonuçlanabilirdi; göze alınacaktı. Mahir olmak buydu. Bu anlayışla hareket edilerek, cuntaya karşı adaletin diliyle konuşuldu, M. Naci Türküm, Mahmut Dikler gibi işkenceci şeflerden hesap soruldu Cuntanın o terör ortamında. Hesap soran, Niyaziler, Ahmet Fazıllar, Sinanlar’dı… böylesi bir tarihsel dönemeçte bu sürecin mahirleri, bu sürecin örgütleyenleridir.

Kavganın mahiri olmak, halkı sevmektir, halka güvenmektir, en zorlu dönemeçlerde halkı yalnız bırakmamaktır, güven vermektir. Onlar da öyleydi. Onlar, Ahmet Karlangıçlar, Mehmet Selimler, Selçuk Küçükçiftçiler, Mustafa Işıklar, Ayhan Pektaşlar, Ömer Aydoğmuşlar, Tahsin Elvanlar’dı. Hepsi de cuntanın ardından direnişi sürdürürken şehit düşenlerdi; Mahir gibi cüretli, Mahir gibi korkusuz, Mahir gibi fedakar. Sıkıyönetim koşullarında, adım başı çevirmenin olduğu koşullarda eylem yapmanın mahiriydi onlar.

•Kavgamızın Mahirleri, 1984′te hapishanelerde ölüme yatan Dayılar, Şaban Şenler, Avni Turanlar, İbrahim Erdoğanlar, Mürsel Göleliler’di… Onlar; bu direnişte ölümsüzleşen kızıl karanfillerdiler. Abdullah Meral, Haydar Başbağ ve Hasan Telciydiler.

Görünürde hareketin geleceğinin ne olacağı belirsizdi. Kızıldere’de için de görünüde aynı belirsizlik söz konusu değil miydi.. Ama onlar, hareket için canlarını ortaya koymaktan çekinmediler. Çünkü onların bilinçlerinde ve yüreklerinde belirsizlik yoktu. Çünkü aslında geleceği belirleyece olanlar onlardı. Hareketin geleceği orada, o an, onlar tarafından belirleniyordu; Kavgamızın mahirleri, Mahir gibi, Mahir’in Kızıldere’de yaptığı gibi, 1984′ün Haziranında ölmesini bilerek, hareketin geleceğini yarattılar..

Hapishanelerde tarihi bir anla karşı karşıyadır devrimciler. Teslim alma saldırısı boyutlanmaktadır. Çatışmanın sonucu, sonraki sürecin de belirleyicisi olacaktır. Ya, bedeli ne olursa olsun direnilecek, devrimci kimliğe, onura, geçmişe, geleceğe, Marksizm’e, Leninizm’e sahip çıkılacak ya da, teslim olup yok olunacaktır. Kızıldere öncesinde Mahirler’in karşı karşıa olduğu tercih, benzer bir biçimde, tutsak devrimci kadroların önündedir şimdi.

Direnişin şehidi Abdullah Meral’in şehit düşmeden 15 gün önce günlüğüne “Biz kara bir toprak gibi verimli devrim tarlasına düşen tohumlarız. Birçok filizlerimiz olacak” diye not düştüğü gibi ülkemizin dört bir yanında filiz açtılar.

Onlar için şöyle not düşüldü tarihe: “Devrimci Hareket ’84 Ölüm Orucu’yla her koşulda savaşma, direnme geleneğini sürdüreceğini, halk kitlelerini hiçbir koşul altında yalnız bırakmayacağını gösterdi. Ölüm Orucu’nun temsil ettiği değerler ve anlayışı, Cephelilerin ideolojik şekillenmesinde belirleyici bir rol oynamıştır. ’84 Ölüm Orucu, Özgür Tutsak geleneğinin mayalandığı yerdir. Ve bu gelenek Kızıldere’yi 16-17 Nisanlara, Ölüm Oruçlarına, Ulucanlar’a, fedaya bağlayan bir KÖPRÜ olmuştur.”

Mahirler uzanıp geliyordu Kızıldere’den bu yana. Mahirlerden oluşan bir zincirdi bu direniş geleneği..

•Sokaklar sessizdi uzun süre. Ama Cepheliler teslim olmamıştı hiç. Kavgamızın Mahirleri, halkın savaşını yeniden örgütleyecek, büyüteceklerdi. Onlar, cuntanın yarattığı baskı, kuşatılmışlık, sinmişlik ortamında, silahlı mücadeleyi sürdürme iradesi ve cüretini gösteren Ali Demiralpler, Salih Kullar, Öztürk Acariler’di… Demiralp, 1987 Ekim’inde Çengelköy’de elde silah çatışarak şehit düştüğünde, herkes görür ki, terkedilmemiştir silahlar, anlaşılır ki, sessiz kalmayacaktır gökyüzü..

Demiralp’in yalnız olmadığını gösterir Kul ve Acari. Onlardan aldıkları cüretle kuşanır o sene 1 Mayı meydanlarına çıkanlar.. Kavgamızın Mahirleri, o gün, 1989 Mayısında, elde taş, elde sopa, 1 Mayıs Alanları’na yürüyen Mehmet Akif Dalcılardı. 5 bin Mehmet olup meydanları zaptedenlerdi.

•Kavgamızın Mahirleri, Atılım’a hayat veren tüm önder, yönetici kadrolar, militanlar ve savaşçılardı. Onlar: adaletsiz bir ülkede, adalete susamış halkın, adalet özlemiydir. Onlar; Amerikancı cuntanın postalları altınada ezilmiş halkın bağımsızlık özlemiydi. Onlar; halkın namusu, gururu, en yiğit evlatlarıydılar. Sömürücü kan emici halk düşmanlarının korkulu rüyalarıydılar.

Atılım; “tarihin sonu”nun ilan edildiği bir süreçte yeniden ayağa kalkmaktır. “Karanlığı şimşek çakıp yakan, özgürlüğe bayrak bayrak koşulan sürecin ardından, özgürlük eylemlerinin yaratmış olduğu prestiji var olan potansiyelle birleştirmek ve savaşı büyütmek, Devrimci Sol için üstesinden gelinmesi gereken acil bir görevdi…” (Zafer Yolunda syf. 443) Bu süreci örgütleyecek olan tüm önder, kadro, yönetici ve savaşçılar için iki talimat vardı: Cesaret, cesaret, daha fazla cesaret ve ikincisi; “Daha hızlı koşmalıyız!”.. O sürecin mahiri olmak, bu iki talimatı yerine getirmekten geçiyordu.

Cesaretle ileri atıldı Mahirler. Ferit Eliuygunlar, Hamdi Aygüller, düştüler ilk, düştükleri yeri sarsarak. “Açığa çıkarılan ilk SDB’liler” diye geçmişti onlar; Atılımın Mahirleriydiler oysa. Tıpkı Faruk Bayrakçı, Olcay Uzun, Kahraman Altun, 19 yaşında, kadın kahraman Perihan Demirer gibi..

Onlar 12 Temmuz’da “Kahrolsun Amerika, Yaşasın Bağımsız Türkiye, Yaşasın Devrimci Sol” sloganlarıyla dünyaya meydan okuyan, atılımın kurmayları, komutanları, savaşçılarıydılar; 12 Temmuz şehitleri’ydiler. Niyazi Aydın, İbrahim Erdoğan, İbrahim İlçi, Ömer Coşkunırmak, Yücel Şimşek, Nazmi Türkcan, Bilal Karakaya, Zeynep Eda Berk, Cavit Özkaya, Hasan Eliuygun’dular… Onlar; atılımı dağlara taşıyan Malatya dağlarının mahirleriydiler. Şerafettin Şirin, Sabit Ertürk, Tuncay Geyik, Hasan Erkuş, M. Kemal İnan’dılar.

Onlar; “Sosyalizm Öldü” diye emperyalizmin zafer naraları attığı, uzlaşmacıların, teslimiyetçilerin bayraklarından sosyalizmin simgesi orak-çekici söktüğü bir süreçte kuşatıldıkları üste orak-çekiçli bayrağını dalgalandırıp, “Bayrağımız Ülkenin Her Tarafında Dalgalanacak” diye meydan okuyan 16-17 Nisan Şehitleri’ydiler. Sosyalizmi savunmanın mahiriydiler. Sabahat Karataş, Sinan Kukul, Ahmet Fazıl Ercüment Özdemir, Şadan ve Arif Öngel, Hüseyin ve Satı Taş, Ayşe Gülen ve Ayşe Nil Ergen, Eda Yüksel ve Taşkın Usta’ydılar…

•Emperyalizme ve oligarşiye karşı meydan okumak, dahası, onların elindeki iktidarı almak istemek, bedelleri ağır bir mücadeledir. Zulmün şiddeti karşısında, Mahir olmaksızın, devrim hedefinde, iktidar iddiasında kararlı olamazsınız; bugün devrim yürüyüşümüz hala işte onların, o zulüm karşısında Mahir olabilenlerin açtığı yoldan sürüyor; onlar, Sıddık Özçelikler, Vehbi Melekler, Zehra Öncüler’dir. Onlar, Halil Ateşler’dir. Onlar, Recai Dinçeller, İbrahim Yalçınlar Murat Güller’dir.

Onlar, inançlarını, umutlarını duvarlara kanla yazan Esma Polatlar, Arslan Arı, Eyüphan Polat, Nurhayat Beyhanlar, Hüseyin Aslan, Güner Şar, Özlem Kılıçlar’dır.

•Onlar; 16 yıllık düşümüzü gerçekleştirenlerdir. Tarih 30 Mart 1994′tür. 1970′ten 1994′e nakış nakış, ilmek ilmek sorumluluk bilinciyle örülmüş 24 yıl… Niceleri canını vermiş bu düşün gerçekleşmesi için. Usta eller, bu düşü gerçekleştirmek için mnice güzelliklerle resmetmişler tarihe. Yaşlı dünyaya dinamizm kazandırmışlar. Şimdi onlar; düşmanın ve “dost” bildiklerimizin cenazemizi kaldırmaya hazırlandıkları süreçte bizim, daha büyük bir güçle ayağa kalkışımızın tanıkları ve yaratıcılarıdır. Onlar, partili mücadele düşümüzü gerçekleştiren ve bu parti bayrağı altında şehit düşen Bedii Cengizler, Kemal Askeriler’dir.

•Onlar, tutsaklığın mahirleridir. Siyasi tutsak kimliğini, özgür tutsak kimliğini, sosyalizm idealini savunmak için hapishaneleri birer okula ve direniş kalesine çeviren ve bunu için gereken bedelleri ödeyen Uğurlar, Mecitler, İsmetler, Berdanlar, İdiller’dir. Büyük bedellerle yaratılmıştır Özgür Tutsak kimliği. Hapishanenin mahiri olmak, özgür tutsak olmaktır. Bu kimliği yoketmek, ezmek için pervasızca saldırdı oligarşi. Katliamlar birbirini izledi. Oligarşi, tüm saldırılarına rağmen tutsaklık koşullarındaki mücadeleyle dışarıda süren mücadeleyi birbirinden koparamadı, onları “birey”leştiremedi.

Buca’nın mahirleri, Yusuf Bağ, Turan Kılıç ve Uğur Sarıaslan, Ümraniye’nin mahirleri Abdülmecit Seçkin, Rıza Boybaş, Orhan Özen, Gültekin Beyhan, Ulucanlar’ın mahirleri, İsmet Kavaklıoğlu, Ahmet Savran, Aziz Dönmezler’di…

Bütün bu dönüm noktalarında, Mahir olmak, nasıl bir uzlaşmazlık gerektiriyorsa, onlar öyle uzlaşmazdır; Mahir olmak nasıl bir cüret gerektiriyorsa, onlar öyle cüretkardırlar. Mahir olmak, nasıl bir fedakarlık gerektiriyorsa, onlar o kadar fedakardırlar.

Şehitlerimiz, gelenekleri sürdürerek, yeni gelenekler ekleyerek verdiler son nefeslerini. Mahir’le Cevahir’in 1971 Haziran’ında girdikleri evde rehin aldıkları Sibel Erkan’ıkorumak için gösterdikleri tavır, Bahçelievler’de, Okmeydanı’nda onlarca mahir savaşçı tarafından sürdürüldü. Mahir’in öğrencileri “Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik” diyen Mahir’in sözlerini “asıl siz teslim olun”a dönüştürmüşlerdi. Tarih böyle yazılıyor, iddia böyle büyüyordu. Kan vardı, can vardıbu gelişmenin temelinde. Şehitler vardı.

•Açlığın, açlığın koynunda ölüme yürümenin Mahirleridir onlar. 84 Ölüm Oruçlarında ülkemizin dört bir yanına atılan tohumların 96′da açan filizleridir. Onlar; kahramanlığı kitleselleştirenlerdir, 96 Ölüm Orucu direnişimizin şehitleri; Berdan KERİMGİLLER, İlginç ÖZKESKİN, Müjdat YANAT, Yemliha KAYA ve dünyanın ilk kadın ölüm orucu şehidi olma onurunu kazanan Ayçe İdil ERKMEN’dirler.

Onlar; Ulucanlar’da düşmanın “Ya teslim olacaksınız, ya da öleceksiniz” dayatması karşısında “öleceğiz” diyen, teslim olmayan özgür tutsaklardır; İsmet KAVAKLIO⁄LU, Ahmet SAVRAN, Aziz DÖNMEZLER’dir.

26 Eylül 1999 Ulucanlar katliam saldırısı, öncekilerden farklı olarak yeni bir sürecin başlangıcıdır. Düşmanın, “Ya teslim olacaksınız” dayatması, bundan sonraki süreçte devrimci tutsakları, tüm devrimcileri, düzene karşı olan tüm halk muhalefetini ve halkın her kesimini sindirmek, teslim almak için uygulayacağı politikaların göstergesiydi. Ulucanlar’da devrimcilerin bu saldırıya karşı direnişi de, devrimciler için bundan sonraki sürecin belirleyicisi olacaktı. İsmet; direnişin hem kurmayı, hem komutanı, hem de en önünde çatışan savaşçısıydı.

•Onlar dağların Mahirleridir. Umudu dağlara taşımışlardı. Yokluklar içinde devrimi büyütüyorlardı. Ölüyor öldürüyorlardı. Açlık, soğuk, kuşatmalar yoldaşıydıonların. Onlar, Mete Nezihi ALTINAYLAR, Cömert ÖZENLER, Kenan GÜRZLER, Ergani ARSLANLAR, Kadir GÜVENLER, Halil İbrahim EKİCİBİLLER, Sebahattin YAVUZLAR’dı. Çaytaşın’nda, Emirgan’da, Toroslar’da, Ege’de, Sivas dağlarında nice destanlar yazandılar.

•Yoksul gecekonduların Mahirleriydiler onlar. Gecekondularınısavunurken öğrenmişti kimi kavgayı. Kimi semtinin devrimci kahramanlarından. Gün gelmiş faşist saldırılara, devlet terörüne karşıyoksul kondularınısavunmak onlara düşmüştü. Sezgin ENGİN olmuşlardıo zaman, Ali Haydar ÇAKMAK, Fadime BİNGÖL, Hasan GÜRGEN, Ali YILDIRIM, Mehmet GÜNDÜZ, Dinçer YILMAZ olmuşlardı. Olmuşlar ve Gazi’de, Ümraniye’de, Nurtepe’de, Küçükarmutlu’da nice direnişler yaratmışlardı…

•Mahirdiler, 18 yaşındaki komutan Sibel gibi. Parti-Cepheli olmanın coşkusuyla büyümüşlerdi birden. Okmeydanı’nda bir evde kuşatılmış direnirken 18 yaşındaki kahraman, sanki direndiği yer Kızıldereydi ve o da bir mahirdi.

•Partili, Cepheli kavganın Mahirler’iydiler; yepyeni bir ruhla, politik olarak dünkünden çok daha farklıbir örgütle, yeni görevler üstlenmişlerdi. Hüseyin COŞKUN’dular, Mustafa SEL-ÇUK’tular, Ali Rıza KURT’tular… Artık Devrimci Sol gerillasıdiye değil, DHKC gerillasıdiye anılan Suat ALKANLAR, Zehra ÖNCÜ-LER’diler. Muharrem KARA-KUŞ, Mustafa BEKTAŞ’tılar… Yeni gelenekler şekilleniyordu onların elinde. Düşmanın üzerine yürüyorlardı, yüreklerini ellerinde pimi çekilmiş bir bombaya çevirerek… Bir Adalet YILDI-RIM oluyorlardı, bir Hasan Hüseyin ONAT. Ve hepsi Mahir oluyorlardıkavganın içinde… Mahir gibi adlarınışehitler kervanına yazdırıyorlardı…

•Büyük Direnişin Mahirler’i var elbette son olarak belirteceğimiz… 19-22 Aralık 2000′de düşmanın F Tipi politikalarına geçmek için tekrarladığı “Ya teslim olacaksınız ya öleceksiniz” dayatmasına, özgür tutsakların bulunduğu 22 hapishaneden İsmet’in sesiyle “öleceğiz” cevabı verildi.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Ulucanlar katliam saldırısı yeni bir sürecin başlangıcıydı. Bu süreç, hapishanelerde F Tipi tecrit politikalarıyla devrimci tutsaklardan başlayarak örgütsüzleştirmek ve böylece tüm toplumu teslim almak üzerine kurulmuş bir politikaydı. Saldırının hedefinde en geniş anlamda bütün halk kesimleri vardı, ancak bu da hapishanelerde devrimci tutsaklar üzerinden gerçekleştirilecekti. Devrimci mücadelenin, örgütlerin tümden tasfiyesi hedefleniyordu. Onun için F Tipi saldırı politikaları düşman açısından da, devrimciler açısından da “stratejik” bir meseleydi. Düşman bu politikaları hayata geçirmek için Ulucanlar’da olduğu gibi “Ya Teslim Olursunuz Ya Ölürsünüz”ü dayatıyordu. Devrimciler açısından da bu saldırıya karşı direnmek tarihsel bir öneme sahipti. Ve buna göre hazırlıklar yapılıp 7 yıl sürecek olan büyük direniş 20 Eylül 2000 tarihinde başladı. 19-22 Aralık katliam saldırısı ve buna karşı gerçekleştirilen direniş, sonrasında 7 yıl boyunca düşmanın direnişi kırmak ve amacına ulaşmak için çok çeşitli biçimlerde sürdürdüğü saldırılar ve bunlara karşı geliştirilen direniş politikaları bu tarihsel süreç içinde değerlendirilmelidir. Bu süreçte zaferi kazanan devrimciler oldu. Düşmanın “Tecrit Politikaları” boşa çıkartıldı, amacına ulaşamadı. Düşman, Anadolu topraklarından devrimci mücadeleyi tasfiye edemedi. Tüm dünya halklarının mücadelesine örnek olacak, tarihi derslerle dolu Büyük Direnişimiz’i onlara borçluyuz.

Onlar, “Büyük Direniş”te bütün dünyayı şaşırtarak ve sarsarak ölümün üstüne yürüyenlerdir.

Onlar; 19-22 Aralık katliam saldırısına bedenlerini tutuşturarak cevap veren Fidan, Ahmet, Aşur, Fırat, Murat, Halil, İrfan, Yasemin’dir… Büyük direnişin ilk fedaileridir.

Onlar; katliamların hesabını sormak için bedenini bomba yapıp düşmanın beyninde patlatan Gültekin, Uğur, Şengül ve Eyüp Beyaz’dır.

O; Büyük Direnişimiz’in Demirci Kawa’sıdır. Bir Newroz günü, düşmanın tüm demagojilerini paramparça eden Cengiz SOY-DAŞ’tır.

Onlar; devrim için, devrimciler için canını feda edebilen halktan insanlardır. Gülsüman, Şenay, Hülya’dır…. Onlar; düşmanın direnişi kırmak için acz içinde, direnişçilere sunduğu “tahliye rüşveti”ni boşa çıkartanlardır. Uğur TÜRMEN’dir, 25 yıllık devrimci Sevgi ERDOĞAN’dır…

Onlar; demokratik mevzide düşman saldırısına karşı direnişin adıdır. Armutlu’da Sultan YILDIZ’dır. Armutlu’daki direnişe saldırıya içerden bedenini tutuşturarak cevap veren İbrahim ERLER, Nail ÇAVUŞ’tur.

Onlar; düşmanın “zorla müdahale”yle “direnme hakkı”na saldır-masının cevabıdır. Her koşulda direnileceğinin, hiçbir saldırının direnme hakkını yok edemeyeceğinin ispatıdır. Oligarşinin sansür duvarlarını parçalayanlardır. Onlar; Günaylar, Muharremler, Sergüller, Selmalar’dır…

Onlar; hücre duvarlarına Umudun adını “silinemeyecek yazı”yla yazan Faruklar’dır…

Onlar; 7 yıl süren büyük direnişimizde, katliamların, tecritin ve hiçbir zulmün yenemediği, teslim alamadığı, devrim mücadele tarihine sayısız ilkler kazandıran 122 ölümsüz kahramanlarımızdır.

*

Mahir gibi savaştılar, Mahir gibi öldüler. 1984 Ölüm Orucunu Kızıldere’ye benzetmişlerdi cunta yıllarında. Çiftehavuzlar’la Kızıldere arasında da paralellikler kuruldu. Ve Balkıca için yapıldı aynı benzetme ve daha bir çok başka direniş için. Kavganın mahirlerinin bunca çok olmasının bundan iyi ifadesi olabilir mi?

Onlar kavgamızın en önündeydiler… Onların bayraktarlığında geçtik bu sırat köprülerini…

Onlar her süreçte, “Mahir olmanın”, “Mahir gibi olmanın” gereklerini yerine getiren Cephelilerdir.

Bütün bu dönüm noktalarında, Mahir olmak, nasıl bir uzlaşmazlık gerektiriyorsa, onlar öyle uzlaşmazdır; Mahir olmak, nasıl bir cüret gerektiriyorsa, onlar öyle cüretkardırlar. Mahir olmak, nasıl bir fedakarlık gerektiriyorsa, onlar o kadar fedakardırlar.

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de
En son KURTULUS tarafından 10. Ağu 2014, 02:11 tarihinde darbelendi.

10. Ağu 2014, 02:11
Profil Web sitesini ziyaret et
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
cron
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker