Zaman: 22. Nis 2019, 15:31

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 
FollowersFollowers: 0
Sık kullanılanlarSık kullanılanlar: 0
Görüntüleme: 1304

 Silahli Mücadele 
YazarMesaj
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 673
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj Silahli Mücadele
Dayı, Kuruluş Kongresi’nde gecmişi değerlendiriyor:
“THKP-C, her ne pa ha sı na olursa olsun, oligarşik devletlerin yıkılmasının,
devrimci halk iktidarının kurulmasının yolunun, silahlı mucadeleden
gectiğini savunmak demektir.”

Silahlı mücadele Parti-Cephe’nin temel karakteristik özelliği olarak belirtiliyor burada.Dayı, 1974-75’lerde devrimci hareketi örgütlerken, neden Mahirler’in
yolunda yürüdüklerini, neden Parti Cephe’ye bu güveni duyduklarını da şöyle özetliyordu:
“Bu gu ve nin te me li, THKPC’nin,her ke se ve her şe ye rağ men duşmana meydan okuyan ve halka seslenmeyi hedef alan silahlı mucadele cizgisidir.”

Emperyalizm icin ‘tehlike’olan; halklar icin kurtuluşa giden yoldur

Emperyalist saldırganlığın dünya capındaki baş hedefi, silahlı mücadeleyi savunanlar olmuştur. Faşist yönetimler, infazlardan kaybetmelere kadar uzanan kontrgerilla politikalarını,yine silahlı mücadeleyi savunanlar üzerinde uygulamıştır.Tüm bu baskılar, ne idüğü belirsiz bir terör propagandasının arkasına saklanmaktadır.
Emperyalizmin, faşizmin silahlı mücadele düşmanlığının tek bir acıklaması vardır: Korku.

Silahlı mücadeleyi ve onu sürdüren örgütleri yok etmek istiyorlar, cünkü işbirlikci iktidarlar icin, iktidarlarına yönelik asıl tehdit ve tehlike oradan
geliyor.

Hicbir legal partinin, hicbir demokratik kitle örgütünün, hicbir parlamenter
gücün, oligarşik iktidarı devirmesi mümkün değildir. Barışcıl hicbir yöntemin iktidarları alaşağı edip yeni bir iktidar kurması mümkün değildir. Oligarşik iktidarları devirebilecek tek güc, silahlı mücadeleyi temel almış bir güctür. İktidar, ancak silahlanmış Halk Or dusu tarafından ele gecirilebilir ve iktidar hedefine sahip her devrimci hareket, nihai anlamda böyle bir orduyu oluşturmak ister.

Silahlı mucadele halklar icin kurtuluş, onlar icin “son” demektir.

Emperyalizm ve işbirlikcileri, tarihsel olarak bunun bilincindedirler; bu yüzden de silahlı mücadeleyi tasfiye etmek icin askeri, ideolojik, psikolojik,fiziki her türlü saldırı yöntem ve aracını kullanmış ve kullanmaya devam etmektedirler.

Kürsüde konuşmaya devam eder Dayı.“THKP-C, emperyalizmin bicimsel olarak, konomide ve siyasette ne tur değişikliklere uğrarsa uğrasın, somuru ve zulum politikasını, somurgeciliği surdureceğinin icselleştirilmesi demektir.”

Tüm devrim kackınlarına cevaptır aslında bu sözler. Emperyalistler ne kılığa girerse girsin, emperyalizmin ve emperyalizme karşı mücadelenin temelinin değişmeyeceği tarih icinde defalarca kanıtlanmıştır. Tüm emperyalist müdahaleler, 20. yüzyılın başında hangi amaclı idiyse, 21. Yüzyılın başında da aynı amaclarla gündeme
gelmektedir.

Sovyet devrimi başta olmak üzere,Avrupa ülkelerindeki devrimler,emperyalistler arası paylaşım savaşlarının yarattıkları ortamlarda gercekleşmişlerdir.
Ama bugün, emperyalistlerin müdahalelerinden veya emperyalistler arası celişkilerin yarattığı,yaratacağı ortamdan devrimler beklemek büyük bir yanılgıdır.
Bunlar üzerine şekillenen bir devrim stratejisinin devrimi gercekleştirebilmekle
bir ilişkisi kalmamıştır.Keza bu celişkilerden hareketle, bir demokratikleşme beklentisine girmek de, aynı şekilde yanlış, temelsiz bir beklentidir.

Emperyalistler ve işbirlikcileri,aralarındaki tüm celişkilere rağmen,dünya capında devrim tehlikesine karşı birleşmişlerdir. Emperyalistler,oturtmaya calıştıkları “yeni dünya düzeni”nde sağladıkları hakimiyeti sarsacak tüm gelişmeler karşısında birlikicinde ve planlı bir bicimde hareket etmektedirler.

Devrimin stratejisi, devrimcilerin,örgütlerin tercihlerine göre belirlenebilecek
bir şey değildir. Halkları kurtuluşa götürecek doğru devrimci cizginin nasıl şekilleneceği,neyin tali, neyin temel olacağı, dünyanın ve o ülkenin tarihsel, siyasal,sosyal koşulları tarafından belirlenir.
Doğru devrimci strateji, nasıl bir dünyada ve nasıl bir ülkede yaşıyoruz sorusunun doğru cevaplanmasıyla tespit edilebilir. Silahlı mücadelenin zorunluluğu veya kacınılmazlığı da bu cevapların icindedir.

Kacınılmazlığı belirleyen ulkemiz ve dunya koşullarıdır.Emperyalizmin yeni-sömürgeciliği acık ve gizli işgallerle pervasız bir bicimde sürdürdüğü, deyim yerindeyse,emperyalist haydutluğun kol gezdiği,emperyalizmin yeni sömürgelere
eğitimden sağlığa konuttan tarıma,her alanda sömürü ve talanı yoğunlaştıran politikalar dayattığı,- bırakalım sosyalist, devrimci iktidarların olduğu ülkeleri, emperyalizme tabi olmayan kücük-burjuva diktatörlükler tarafından yönetilen
ülkelere bile azgınca saldırıldığı, halkların tepesine Yugoslavya'da,Afganistan’da., Irak'ta, Libya ‘da olduğu gibi tonlarca bombanın yağdırıldığı,milliyetci ve dini temellerdeki kışkırtmalarla halkların birbirine boğazlatıldığı, ulusal onursuzluğun dayatıldığı,ahlaki ve kültürel cürümenin had safhaya vardığı, dünya nüfusunun altıda birinin aclığa, ücte ikisinin yoksulluğa mahkum edildiği bir dünyada yaşıyoruz.

Emperyalizm, böyle bir dünyada,tüm tekellerin tatlı karlarını bırakıp gider mi?
Hangi parlamenter irade, emperyalizm ve işbirlikcilerini bu azgın sömürüden,
yağma ve talandan alıkoyabilir?

Böyle bir dünyada, emperyalizm yağma, talan özgürlüğünü koruyabilmek icin her türlü faşist teröre,kontrgerilla yöntemine başvurabilmektedir.Devrim bunun karşısına ancak silahlı mücadeleyle cıkabilir.İşkencelerin, gözaltı ve tutuklamaların,
yıllarca hapis cezalarının, hapishanelerde tecrit koşullarının, infazların,kayıpların, katliamların, kesintisizsürdüğü, halkların ulusal ve kültürel taleplerinin zorla bastırıldığı,işten atmaların, ac ve sefil bırakmaların,en ufak bir hak aramaya bile
şiddetle karşılık verildiği, insanca yaşamanın hicbir koşulu olmadığı,adaletsizliğin hüküm sürdüğü bir ülkede,dünyanın Turkiye'sinde, kurtuluş nasıl mumkun olacaktır?

Dayı, bu sorunun Mahir tarafından verilmiş cevabını değerlendirerek devam ediyor kürsüde konuşmaya:
“Daha once belirlenen ve hayata ge ci ri len uzun su re li halk savası
stratejimiz doğruluğunu korumaktadır.Bu cizgi dunyanın ceşitli yeni-somurge,geri bıraktırılmış ulkelerinde kapitalizmin gelişme seyrine, sınıfların mevzilenmesine, tarihsel ve toplumsal ozelliklerine gore ceşitli farklı taktik ozellikler gosterse de, genel olarak tum yeni-somurge ulkelerin strate jik cizgisidir.”

Yaklaşık 17 yıl once yapıldı bu konuşma ve şimdi biz, bu sözlerin ilk cümlesini tekrar ediyoruz yine:
“Daha once belirlenen uzun sureli halk savaşı stratejimiz doğruluğunu korumaktadır.”Bugüne kadar, dünyanın hicbir yerinde,başka bir kurtuluş yolu, emperyalizmi kovup, oligarşik diktatörlükleri yıkabilecek başka bir mücadele
bicimi ortaya konulabilmiş değildir.

Türkiye devrime gebe bir ülkedir.Sosyo-ekonomik koşullar ve bu devrimin
ebeliğini yapacak olan da tüm milliyetlerden ve inanclardan halklarımızla
bütünleşmiş devrimci şiddettir.Tekrar belirtelim, ülkemizdeki devrim,
şiddete dayalı bir devrim olacaktır. Bunun başka yolunun olmadığını binlerce
yıllık insanlık tarihi ve ülkemizin devrim pratiği herkesin görebileceği
gibi acıkca ortaya koymuştur.

Devrimci şiddet halkın öfkesinden,kurtuluş isteğinden kaynaklanan bir şiddettir.
Zor, devrime gebe her ülkede,yeni toplumun ebesidir. Zorun ülkemizde,bizim gibi ülkelerdeki özgün bicimi, politikleşmiş askeri savaş stratejisidir.

Silahlı mücadele, meşruiyetini,halkın haklı, meşru taleplerine cevap verecek bir yol olmasından alır. Bağımsızlık,demokrasi ve sosyalizm,halkların meşru talepleri, sorunları icin savundukları meşru cözümleridir.
Eğer bunlar, -bağımsızlık ve demokrasi-yasal, barışcıl yollardan gercekleşmiyorsa,
halkların silahlı mücadeleye başvurmalarından daha doğal,haklı ve meşru bir şey olamaz.

Halk Savaşı, tarihsel olarak meşru bir savaş bicimidir. Halk Savaşı’nın temelini oluşturan gerilla savaşının,silahlı mücadelenin sosyal temeli,ülkemizin emperyalizm tarafından işgal edilmesi ve işbirlikci oligarşik diktatörlük tarafından faşizmle yönetilmesidir.Emperyalizm ülkemizde icsel birolgu olarak varolduğu sürece, ülkemizi faşizm yönettiği sürece, halk icin herhangi bir kurtuluştan söz edilemeyeceği acıktır.

Burada yine yukarıda sözünü ettiğimiz acık, cıplak olguya geliyoruz:
Emperyalizm ülkemizden kendiliğinden,barışcıl yollarla cekip gider mi?
Faşizm, barışcıl, yasal yollarla iktidardan gider mi?
Bu sorulara “evet” cevabı verilemediğinden silahlı mücadele tarihsel bir zorunluluk olarak önümüze gelmektedir.Emperyalizmin kendiliğinden cekip
gitmesini beklemek ne kadar yanlış ve temelsizse, kitlelerin kendiliğinden
ayaklanmalarla emperyalizmi kovup kendi iktidarını kurabileceğini beklemek, iddia etmek, o kadar yanlıştır. Kitlelerin ağır baskı ve sömürü karşısında kendiliğinden
ayaklanmasını ve iktidarları devirmesini bekleyen anlayış, silahlı mucadeleyi
reddeden, devrimci bir stratejiye sahip olmayı reddeden kitle kuyrukcusu bir anlayıştır.

Halk Savaşı bizim savaşımızdır. Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi, bizim devrim stratejimizdir. Bu stratejide silahlı mücadele temel ve tüm diğer mücadele yöntemleri ona tabidir.

Her stratejinin kendine uygun bir örgütlenme anlayışı, kendine uygun bir calışma tarzı ve kendine uygun kadroları olur. Sovyetik ayaklanmayı savunan bir örgütün kadrolarıyla, Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisini savunan bir devrimci örgütün kadroları arasında cok temel farklılıklar vardır.
Devrimi “uzun sureli bir halk savaşı olarak” düşünmek, buna uygun bir kadro tipini gerekli kılar. Bu kadro,teorik olarak silahlı savaşı savunmakla kalmayan ve bizzat silahlı mücadelenin her bicimine hazır bir kadrodur. Savaş kültürüyle şekillenen bir kadrodur.

Devrimci Sol olarak ortaya cıkışımızdan bu yana silahlı mücadeleyi sürdüren, gerilemeler, kesintiler yaşasa da onu bir hedef olmaktan hic cıkarmayan bir pratiğimiz var. Bu pratik savaş kültürü anlamında da önemli bir birikime yol acmıştır. Ama bu hicbir zaman yeterli görülemez. Eğer ki, binleri, on binleri savaştırmayı hedefliyorsak, ki öyle olmalı, savaş kültürünü yerleştirme ve yaygınlaştırma noktasında daha iradi olabilmeliyiz.

Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi cizgisi esas alındı ğında, silahlı mü -
cadele tüm süreci belirler; tüm calışmalar,tüm birim ve alanlardaki faaliyetler,
her şe yiy le bu sa va şa gö re bicimlenir;öyle olmak zorundadır.Mücadelenin taktikleri, silahlı mücadelenin bicimleri ve boyutları,icinde bulunulan döneme, hareketin koşullarına göre cok ceşitli bicimlerde seyredebilir. Ama bu koşullar ne
olursa olsun, silahlı mücadele bakış acısı kaybedilmemelidir. Nedir bu bakış acısı? Bu bakış acısı, mesela “En genelde, butun yeraltı ve demokratik orgutlenmeler, silahlı mucadeleyi geliştiren, kucukten buyuğe doğru bir gelişim seyri icerisinde, halk ordusunu yaratmaya yonelik olmalıdır.”sözünde ifadesini bulur.

Silahlı mücadele, devrimin ve iktidarın aracıdır. Ozellikle 1990 başlarından itibaren rastlanan bir bicim olarak, silahlı mücadenin iktidar hedefi icin değil, kısmi reformlar, hak kırıntıları elde etmek icin kullanılması, “silahlı reformizm” diye adlandırabileceğimiz bir bicimi ortaya cıkarmıştır.Bu bicim, silahlı mücadelenin
ve en genel anlamda halkın devrimci şiddetinin tarihsel rolünden uzaktır.

Dünyanın ve ülkemizin koşulları,“her turlu şiddete hayır” demeyi değil,
halkların haklı, meşru şiddetini savunmayı gerekli kılan koşullardır.
Halkların şiddetine hayır demek,“zor”un, silahlı mücadelenin devrinin
dolduğunu ileri sürmek, halkların kurtuluşu hedefinden, halkın devrimci iktidarı hedefinden, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizmden vazgecmektir.
Evet, kesinlikle öyledir; cünkü bunların hicbiri silahlı mücadeleye başvurmaksızın kazanılamaz. Che Guevara’nın dediği gibi halkların tek zafer şansı budur.

Silahlı mücadele, devrimci stratejinin bir parcasıdır. Fakat silahlı mücadele tek başına hicbir örgütü devrimci yapmaya yetmez.Silahlı mücadeleyi, emperyalizmi
kovmak icin değil, devrim icin değil,iktidar icin değil, egemenleri “masaya”
oturtmak ve kısmi reformlar elde etmek icin kullanmak, elde silah da olsa reformizmdir. Silahlı reformizmin kurtuluşu getirmeyeceği acıktır.
Emperyalizm ve işbirlikciler, sosyalist sistemin dağılmasından sonra,silahlı ücadele veren hareketleri tasfiye etmek icin adeta dünya capında bir seferberlik başlattılar. Gercekte“sınıflar mucadelesi bitmiştir”sözünü kanıtlamak(!) istiyorlardı bu yolla. Tüm dünya halklarını, ulusal ve sosyal kurtuluş hareketlerini iktidar hedefinden uzaklaştırınca, gercekte sınıflar mücadelesi de bir bakıma bitmiş
sayılabilirdi. O an, “tarihin sonu”ydu işte. Cünkü, sınıflar mücadelesi,bir yerde sınıflar arasındaki iktidar savaşı olarak sürer.

Emperyalizm, ideolojik, politik,askeri tüm gücüyle yüklenmesine ve cok istemesine rağmen, sınıflar mücadelesini,halkların ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelelerini yok edemedi.Bu savaşın ara aşamalarında yensek de yenilsek de, hicbir aşamasında emperyalizmin iradesini tanımamalı ve hicbir aşamasında iktidar hedefinden ve dolayısıyla silahlı mucadeleden vazgecmemeliyiz. Cünkü tek kurtuluş yolu budur. Cünkü, silahlı mücadele, zafere acılan tek kapıdır.

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de


3. Ara 2014, 03:52
Profil Web sitesini ziyaret et
Mesaj Re: Silahli Mücadele
Merhaba,
Silahlı mücadelenin boyutunu kavrama ile ilgili son günlerdeki sürecin de eklenmesinden kaynaklı bir takım sıkıntılar yaşıyorum. Emperyalizmin saflarını her alanda sıklaştırdığı bir dönemde bu talan ve sömürü düzenini yıkmanın silahlı mücadeleden başka bir yolu olmadığının da farkındayım. Fakat bu kavgaya gönül vermiş biri olarak, kapitalizmin kendi sistemsel çelişkileri sebebiyle düzenli olarak krize uğradığını tarihsel incelemeler sonucunda söyleyebilmemiz mümkün. Ve devrimin yapılacağı maddi koşulların da bu kriz dönemlerinde ortaya çıktığını biliyoruz. Fakat silahlı mücadelenin işlevsel bir hal alabilmesi için bu mücadeleyi veren öncü partinin örgütlü bir proleter kitleye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Fakat günümüz politikaları büyük ölçüde yedek sanayi ordusu üzerinden ilerliyor. Öğrenciler, işsiz kesim...vb. Tabiki Kazova direnişini ve başarısını yadsiyamam ama sendikal alanda ve iş kolları üzerinde yeterli çalışmanın olmadığını düşünüyorum. Zira devrimi gerçekleştirebilmenin maddi koşulu şarteli indirip üretimi durdurmaktır. (Tabiki bu temsili anlamda böyle. Çünkü günümüz kapitalizminde herkesin işçileştiği gerçeği yadsınamaz. Zira her iş kolunda çalışan işçinin emek gücünden başka satacağı bir şeyi bulunmuyor.)10 milyon örgütlü yedek sanayi ordusunun vereceği mücadele 2 milyon işçinin vereceği mücadeleden çok daha az etkiye sahiptir. Bu bağlamda üretimsel anlamda mücadeleye ağırlık vermek esastır diye düşünüyorum.


8. Oca 2015, 08:28
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
cron
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker