Zaman: 21. Ağu 2018, 03:58

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
 İbrahim KAYPAKKAYA 
YazarMesaj
Mesaj İbrahim KAYPAKKAYA
Resim


İbrahim Kaypakkaya


İbrahim KAYPAKKAYA, 1949 yılında, yoksul bir ailenin çocuğu olarak Çorum'un Alaca ilçesi'nin Karakaya köyünde dünyaya geldi. Babası yoksul bir emekçiydi. Annesi ile babası İbrahim 2-3 yaşında iken ayrıldılar.




İbrahim KAYPAKKAYA, ilkokul 1. ve 2. sınıflarını Karamahmut köyünde, üçüncü sınıfı Ortakışla köyünde, dördüncü ve beşinci sınıfları da Alacaköy'de okudu.
İbrahim KAYPAKKAYA, daha çocukluk yaşlarından itibaren herşeye meraklı idi, bilgi açlığını gidermek için önüne çıkan her fırsattan yararlanıyordu. Verilen her işi yapmaya çalışıyor, sorumluluk almaktan korkmuyordu. Okulundan arta kalan zamanlarda bütün işlerde ailesine yardım ediyordu, koyun gütmeye giderken bile yanına defter, kalem, kitap almayı unutmazdı. İbrahim KAYPAKKAYA, daha o yaşlarda bile yaşıtları arasından sıyrılıyordu, fakat o, bunu hiçbir zaman kuruntu kaynağı yapmaz, arkadaşlarını küçümsemezdi. Arkadaşları arasında da çalışkanlığı, bilgisi, ağırbaşlılığı, yardımseverliği ve fedakârlığı ile sayılıp sevilirdi.


İbrahim KAYPAKKAYA, ilkokulu bitirince öğretmen olmayı kafasına koydu, devlet parasız-yatılı sınavlarına girip kazandı ve Ankara-Hasanoğlan Öğretmen Okulu'na yatılı öğrenci olarak alındı. O, yatılı okulda okurken, yazları ve diğer ara tatillerde köyüne dönüyor ve ailesine yardımcı oluyordu. Çalışırken yorulmak bilmezdi. Köydeki diğer öğrenci arkadaşları köylüye karışmaz, işe katılmazken o, elinden ne iş gelirse ailesine ve köylüye yardım ederdi. Öğrenci oluşunu, köylünün yaptığı işleri yapmamak anlamında bir ayrıcalık olarak görmezdi.



İbrahim KAYPAKKAYA, ilk devrimci düşüncelerle Hasanoğlan Öğretmen Okulu'nda tanıştı. Araştırıyor, soruyor, okuyordu, siyasal olarak geliştikçe davranışları ve ilişkileri de değişiyordu.


Bu gelişme sayesinde İbrahim KAYPAKKAYA'nın adı çevre köylerde bile duyulur oldu. Tabii gericilerin, yobazların gözüne batmaya da başlamıştı. Okulda "yeşili sevmiyorum" başlığı ile yazdığı bir kompozisyon yüzünden öğretmenlerden biri ona çok kızmış ve "peki kızılı mı seviyorsun" diye hayli eziyet çektirmişti.


İbrahim KAYPAKKAYA, Hasanoğlan'dan "pekiyi" derece ile mezun oldu. Ve sınavları kazanarak İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen okuluna kayıt oldu. Bu okula başladığında, devrimci fikirler karakterinin bir parçası olmuştu bile. Buradaki siyasal gelişimi çok hızlı bir seyir izledi, kısa zamanda devrimci öğrenciler arasında sivrildi, onlarla tartışan, onlara öğreten, onları güçlendiren ve örgütleyen bir devrimci olarak ön plâna çıktı. Fakat o, köyüyle olan ilişkisini hiçbir zaman kesmedi, her fırsatta köyüne döndü, oraya dergi, gazete, kitap götürdü, yeni dostluklar ve ilişkiler kurdu. Bu faaliyetleri neticesinde İbrahim KAYPAKKAYA, polis tarafından "fişlendi".



O, artık Çapa'daki devrimci çevrenin önde gelen liderlerinden biriydi. İlk bildirisini, Çetin Altan'a bir gezi sırasında gericiler tarafından saldırılması üzerine kaleme aldı. Ve onun devrimci saflardaki ilerleyişi günbegün hızlanan bir tempo izledi, nerede bir konferans, açık oturum, forum, tartışma, seminer varsa İbrahim oradaydı, dinliyor, not alıyor, sorular soruyordu. Ders çalışmaya çok az vakti olmasına rağmen başarılı bir öğrenciydi.




Arkadaşlarını eğiten İbrahim, onları okuldaki çalışmayı örgütlü yürütme konusunda ikna etmişti. Bunun sonucunda Fikir Kulüpleri Federasyonu'na bağlı olarak Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Fikir Kulübü kuruldu ve İbrahim başkanlığa seçildi. İbrahim KAYPAKKAYA, derneğin kuruluş bildirisini kaleme aldı ve bu bildiri okulda dağıtıldı. Bu bildiri ile okuldaki bütün yurtsever, devrimci ve ilericiler, yobazlara ve faşistlere karşı birlik olmaya ve mücadeleye çağrılıyordu. Buna karşı okul yönetimi hemen harekete geçti. İbrahim ve diğer kurucu üyelere "1 ay okuldan uzaklaştırma" cezası verildi, bununla da yetinmeyip, İbrahim ve arkadaşları savcılığa ihbar edildi.
İbrahim, bu bir ay sırasında arkadaşlarının evlerinde kaldı. Bütün zamanını devrimci mücadele için kullanıyordu. Bütün davranışlarına önder bir devrimcinin alçakgönüllüğü hakimdi.



Artık dergilere yazılar yazmaya başlamıştı. Öğrencilik dönemi boyunca sırasıyla Forum, Ant, Türk Solu, Aydınlık gibi dergilerde yazıları çıktı. FKF'nin 2. Kurultayı'na Çapa'dan delege olarak katıldı. Bu geliþmeyi, okul yönetimi ve gericiler her türlü yöntemle engellemeye çalýþýyorlardý. Gericilerin taþlý-sopalý saldýrýlarý artmýþtý. Ýbrahim, bu geliþmelere karþý bildiriler yazdý ve bizzat daðýtýmýnda görev aldý. Bu olay üzerine okul disiplin kurulu toplandý, Ýbrahim ve arkadaþlarýnýn "Parasýz Yatýlý Öðrenci"lik haklarý ellerinden alýndý. Ýbrahim ve arkadaþlarý bu gerici kararý tanýmadýklarýný ve buna uymayacaklarýný açýkladýlar, bunun üzerine faþist gericiler dýþardan takviye alarak okulun önünü kestiler, Ýbrahim ve arkadaþlarýna saldýrdýlar, bu olayda faþistler silah da kullandý, buna raðmen Ýbrahim ve arkadaþlarý faþistleri püskürtüp okula girdiler. Bunun üzerine müdür, polis çaðýrýp Ýbrahim ve arkadaþlarýný okuldan attýrdý.



İbrahim KAYPAKKAYA, okuldan atılınca bir süre bir otelde çalıştı. Otelin patronuyla kavga edince oradan ayrýldý. Geçimini matematik dersleri vererek sürdürmeye çalýþtý. Tüm bu zor þartlara raðmen geçimini saðlayacak parayý kazandýktan sonra gerisine aldýrmýyor, zamanýný ve enerjisini devrimci çalýþma için kullanýyordu.



İbrahim KAYPAKKAYA, 6. Filo'ya karşı eylemler ve Kanlı Pazar gibi olaylarda en önde yürüyor, fabrika ve köylerde örgütleme çalışmaları yürütüyordu. 69-70 yıllarında İbrahim KAYPAKKAYA, Türk Solu dergisinde işçi ve köylü eylemleri ile ilgili bir dizi haber ve yorum yazdı.
Okuldan atılma ile ilgili kararı Danıştay bozmuştu, buna göre İbrahim KAYPAKKAYA ve arkadaşları okula geri alınmalıydılar, fakat yönetim İbrahim KAYPAKKAYA için bu kararı uygulamadı. Atılan dokuz öğrenci okula alındı. İbrahim KAYPAKKAYA alınmadı.
70 yılı mücadelenin daha da geliştiği ve sertleştiği bir yıl oldu. Şehirlerde ve kırlarda kitlelerin devrimci mücadele ruhu gittikçe yükseliyordu. İbrahim KAYPAKKAYA, Trakya Değirmenköy'de toprakları için ağaya karşı mücadele eden köylülerin arasındaydı. İbrahim KAYPAKKAYA ve bu direnişte yer alan diğer devrimci önder Cihan Alptekin, bu direnişten dönerlerken polis tarafından tutuklandılar ve işkenceden geçirildiler.



Yükselen mücadele 15-16 Haziran'da doruğa ulaştı. İbrahim KAYPAKKAYA, bu büyük direnişin sıra neferlerinden biriydi. Gece sabahlara kadar bildiri basıyor, gündüz kavganın en yoğun olduğu yere koşuyordu. Demir-döküm, Sungurlar, Horoz Çivi, Petriks, Ege Sanayi, EAS Akü, Gıslaved, Gamak, Singer, Derby… işçileri, bu büyük devrimciyi yakından tanıyorlar ve kendilerinden biri olarak görüyorlardı.
15-16 Haziran büyük işçi mücadelesi, İbrahim KAYPAKKAYA'nın siyasal mücadelesi açısından önemli dönüm noktalarından biri oldu. Bu mücadeleden çıkarılması gereken dersler bağlamında yürütülen tartışmada, İbrahim KAYPAKKAYA o döneme kadar içinde bulunduğu örgütün —PDA/TİİKP— merkezi ile ters düştü. Tartışmalar içinde merkezin Halk Savaşı çığlıkları ile üzeri örtülen reformist-legalist bir çizgi izlediğini gördü.





İbrahim KAYPAKKAYA, 71 başlarında Çorum ve köylerinde araştırma çalışmalarına çıktı. Bu tarih aynı zamanda 12 Mart faşist cuntasının tezgâhlandığı tarihti. Yükselen devrimci başkaldırıyı durdurmakta yetersiz kalan göstermelik parlamenter araçları bile çok gören faşist devlet, kolları sıvadı ve sıkıyönetim ilan edildi. Grevler, kitle eylemleri, mitingler yasaklandı, bütün devrimci dergiler, kitle örgütleri kapatıldı. Devrimci avına başlandı, binlerce devrimci tutuklandı, onlarcası katledildi. İbrahim KAYPAKKAYA da arananlar arasındaydı. 12 Mart'ın değerlendirilmesi konusunda yürütülen tartışmada da, İbrahim KAYPAKKAYA, TİİKP'nin merkezindekilerin revizyonist bir hat izlediklerini açıkça gördü.



İbrahim KAYPAKKAYA, bir süredir Çorum'daydı. Bu bölgedeki uzun çalışmaları sonucu "Çorum İlinde Sınıfların Tahlili" konulu bir inceleme hazırladı. İbrahim KAYPAKKAYA, sıkıyönetim sonrası çekildiği bu bölgede arkadaşları ile sürekli okuyup-tartışıyor, kafasında yeni bir örgüt taslağı oluşturuyordu.



1968 yılında, Türk Solu; Milli Demokratik Devrim ve Sosyalist Devrimciler olarak ayrışır. İlk başta Kaypakkaya' da herkes gibi TİP üyesidir ve TİP'in FKF merkezindeki Milli Demokratik Devrimcileri alt etmek için Ankaraya gelir. Bir süre sonra okuldaki mücadele Kaypakkaya'ya yetersiz gelir ve kararini vererek okuldan ayrılıp tüm zamanını ideallerini gerçeklestirmeye ayırır. Türkçe'ye çevrilen tüm klasikleri, yeni çıkan araştırma kitaplarını, bütün siyasi dergi ve gazeteleri okuyan, inceleyen, tartışan ve fikir üreten biridir İbrahim. İlk yazisi Türk Solu dergisinde yayımlanır. Bu yazı aynı zamanda Kaypakkaya'nın MDD saflarına katıyışının da ilanıdır. Tarih 14 Ekim 1969'dur ve İbrahim 21 yaşındadır. O, kısa süre sonra köylülerin toprak mücadelesinde, istanbul ve Ege sanayii fabrikasinda işçilerin eylemlerinde yer alır.MDD saflarında gerçekleşen ayrışmada, Mihri Belli kligine karşı, Aydınlık saflarında kalır. Bu tarihten itibaren de Mao Zedung'un fikirleriyle daha çok ilgilenmeye başlar. MZD'ci ideolojik şekillenme de esasen bu süreçten itibaren başlar. Artık O'nun savunduğu proğram, strateji ve taktik planlara Mao Zedung'un Demokratik Devrim görüşleri ve Çin Devrimi'nin deneyleri daha fazla yol göstermektedir. Kuşkusuz ki bunda Türkiye'nin yarı sömürge-yarı feodal olması önemli bir etkendir. Öte yandan, 1970'lere gelindiğinde Büyük Proletar Kültür Devrimi'nin dünyayı sarsan etkileri, Vietnam Devrimi'nin başarıları, Hindistan Komünist Partisi'nin Halk Savaşı pratikleri, Kaypakkaya'cı eğilimi tetikleyen temel öğelerdi.



15-16 Haziran işçi hareketlerinden sonra ilan edilen sıkıyönetimden itibaren gençlik örgütü Dev-Genç içindeki ayrışmalar hızlandı. Artık "barışçıl dönemlerin kapandığı" ve illegal radikal bir kopuşun gerekliliği fikri yaygınlık kazanmaya başladı. Kaypakkaya'nın PDA hareketiyle kıran kırana hesaplaşması da devam etmektedir.



12 Mart Darbesinden hemen sonra Ankara'da toplanan kadroların önünde, PDA önderligiyle kıyasıya bir tartışma yaşar. İdeolojik-siyasi ayrılığın temellerini oluşturan fikirlerini o toplantıda kapsamlı bir yazı ile sunar. Bu toplantının ardından Kaypakkaya faaliyetlerini TKİİP'in DABK sorumlusu olarak yürütür. Çalışma alanları ise, Malatya, Antep, Maraştır. 1971 yaz aylarından itibaren Kaypakkaya ile TKİİP arasındaki ayrılıklar giderek netleşmeye başlar ve Kaypakkaya bu revizyonist mihraka karşı muhalefeti geliştirip yayma mücadelesi içindedir. Daha sonraki bütün hattına temel teşkil edecek bütün temel yazılarını daha PDA içindeyken 71-'72 arasında yazar. Bütün bu tezlere Şubat 1972 de DABK kararlarını eklediğinde iplerin örgütsel olarak da koparılıp TKP(ML)'nin Türkiye ve Kuzey Kürdistan topraklarında doğumunun müjdesini de vermiş oluyordu.



TKİİP önderliği, bu gelişme üzerine Kaypakkaya ve yanındaki önder kadroları tutuklama ve imha da dahil bir dizi komplo geliştirir. Fakat gerek Kaypakkaya'nın komünist uyanıklığı ve gereksede İrfan Çelik gibi devrimci kadroların ibrahime olan güven ve sevgileri sonucu bu hain planlar başarılı olamaz. 24 Nisan 1972'de İbrahim Kaypakkaya 23 yaşındadır. 15 kadro ve 20 civarında sempatizanla, 7 kişilik Koordinasyon Komitesi ile, TKP(ML) ve TİKKO'nun kuruluşunu sağlar.



İbrahim KAYPAKKAYA, bu dönemden sonra yakalandığı gün olan 24 Ocak 73'e kadar esas olarak Malatya, Tunceli, Antep yörelerinde devrimci mücadeleyi örgütledi. İbrahim KAYPAKKAYA, yorulmak bilmez bir enerji ile köy köy dolaşıyor, yoksul köylüler ile uzun sohbetler ediyor, onlara destansı bir üslupla Çin, Vietnam ve Ekim Devrimlerini anlatıyordu. Dolaştığı bölgelerdeki yoldaşlarının en küçük sorunları ile bile ilgileniyor, onlara sorunlarını çözmede yol gösteriyordu, Kürtçeyi çat-pat sökmüştü, Malatya yöresinde kitlenin ileri kesimlerine hitap eden "okuma grupları" oluşturmuştu.



Sıkıyönetim tüm ağırlığı ile devam ediyordu, direnenler de vardı, teslim olanlar da. İbrahim KAYPAKKAYA, sıkıyönetim işkencelerinden başeğmeden çıkan Ömer Ayna'nın resmini yoldaşlarına gösterip "devrimci olmanın ilk koşullarından birinin işkenceye dayanmak olduğunu" söylüyordu. Malatya yöresinde yürüttüğü çalışmalar neticesinde tuttuğu notları sistemleştirip "Malatya'da Sınıfların Tahlili" başlıklı bir inceleme hazırladı.




72 yılı Mayıs ayının altısında Deniz ve arkadaşları idam edilmişlerdi. İbrahim KAYPAKKAYA'nın çalışma yöresinin yakınlarında da THKO'dan Sinan Cemgil ve iki yiğit devrimci girdikleri çatışmada şehit düşmüşlerdi. İbrahim KAYPAKKAYA, bu olaydan sonra çevre köylerde araştırma yaptı ve Kahyalı köyü muhtarı Mustafa Mordeniz'in ihbarcı olduğunu ortaya çıkardı. Bu ihbarcı İbrahim KAYPAKKAYA ve iki yoldaşı tarafından tutuklanıp sorgulandı, suçlu görülerek kurşuna dizildi. Böylece devrimin adaletinin iki elinin devrim düşmanı ihbarcıların yakasında olduğu, ihbarcıların af edilmeyeceği dosta düşmana gösterildi. Çevredeki köylülerin ve tüm devrimcilerin büyük coşkusu ile karşılanan bu eylem sıkıyönetimin azgınca sürdüğü bir dönemde gerçekleştirilmişti. Bu eylem İbrahim KAYPAKKAYA'nın devrimci dayanışmadan ne anladığını, onun silahlı mücadele çizgisini, silahlı eylem hedefleri konusundaki görüşlerini de pratikte gösteren bir eylemdi.



İbrahim KAYPAKKAYA, bu olaydan sonra Tunceli yöresine geçti, aynı bölgeye can yoldaşı Ali Haydar Yıldız ve Muzafer Oruçoğlu da gelmişlerdi. İbrahim KAYPAKKAYA, bu bölgede yoldaşları ile eğitim çalışmaları yaptı, onlara geliştirdiği yeni görüşlerini aktardı ve onlarla tartıştı. Bu çalışmaların esas ekseni, baharla birlikte TKP(ML)'nin ilk kongresini gerçekleştirip, merkezi ve demokratik yapıya kavuşmasını hedeflemekteydi. Çünkü, daha yeni kurulmuş olan TKP(ML)' de Kaypakkaya yoldaşları tarafından doğal önder olarak kabul edilmiş ve demokratik bir oturum sonucu seçilmiş bir önderlik ve işlerlik makanizmaları henüz yoktu.




TKP(ML, kitlelerin güvenini kazanmak, onlarla bağlar kurmak ve bu yeni komünist oluşumu tanıtmak amacıyla, tamamen kendi olanaklarıyla geliştirdikleri patlayıcılar ve halkın yardımıyla elde ettikleri bir kaç kırık dökük silahla bir dizi ajitasyon propaganda eylemi yapmış, halkın talebi haline gelmiş bir dizi hedefe karşı devrimci adalet eylemleri gerçekleştirmiştir. Aynı günlerde İbrahim KAYPAKKAYA ve arkadaşlarının bu bölgede yürüttüğü faaliyetin başarısının kendisi açısından felakete doğru gideceğini bilen faşist diktatörlük, bildiği bütün yöntemleri kullanarak bir sürek avı başlatmıştı. Fehmi Altınbilek yönetimindeki faşist devlet güçleri köy köy, dağ taş İbrahim KAYPAKKAYA ve arkadaşlarını arıyorlardı. Bu bölgedeki devlet güçleri takviye edildi, halkın üzerinde tam bir faşist terör estiriliyordu.




İbrahim KAYPAKKAYA, bir ara İstanbul'a döndü, sonra Malatya'ya uğrayıp tekrar Tunceli yöresine geçti.
O güne kadar faşist kolluk güçlerinin sürdüğü hiçbir iz sonuç vermemişti. Halk, İbrahim KAYPAKKAYA ve arkadaşlarını kendilerinden biri olarak gizliyordu. İbrahim KAYPAKKAYA ve arkadaşları her fırsatta halkın üzerindeki baskıları teşhir ediyorlardı. Ali Haydar, 20 Ocak 73'de geceyarısı dağdan Tunceli'ye inmiş, bu baskılara cevap olarak karakolu ve lojmanı bombalamıştı.

23 Ocak akşamı Ali Haydar ve bir yoldaşı ekmek ve yiyecek almak için çalışmalarını sürdürmek için üslendikleri Vartinik'teki kömden ayrıldılar, akşama geri döneceklerdi. Ama yollar alabildiğine karlı olduğundan dönüşleri gecikti. Ancak sabaha doğru köme varabildiler. Az uzakta parolayı çaldılar, fakat karşılık gelmedi, parolayı tekrarladılar yine karşılık gelmedi, çevreyi süzmeye koyuldular ve uzaktan jandarmaların kömü sardıklarını gördüler, köm kuşatılıyordu.




Vakit, 1973 yılı Ocak ayının 24. sabahıydı. Ali Haydar ve yanındaki yoldaş, yoldaşlarını uyarmak için köme fırladılar, kuşatma yarımay şeklindeydi. Ali Haydar kömü en son terketti, ne yazık ki çemberi aşamadı, orada vuruldu kaldı! İbrahim KAYPAKKAYA, ateşten sıyrılıp çekilmeye çalışıyordu fakat O' da vurulmaktan kurtulamadı, boynunun her yanı saçma dolmuştu, hemen cebindeki adresleri çıkartıp yoketti. Bu sırada diğer üç kadro kuşatmanın boş tarafından çekilmeyi başarmışlardı. Jandarmalar İbrahim ve Ali Haydar'ı bırakıp çekilenlerin peşine düştüler.




İbrahim KAYPAKKAYA, belli bir süre sonra kendine geldi, kafası saçma yaralarından kan içindeydi, biraz ilerde yerde yatan Ali Haydar'ı gördü, can yoldaşını kaybetmenin hüznü ile içi burkuldu ve bir intikam yemini içip sendeleyerek oradan uzaklaşmaya çalıştı. Bir mağara buldu ve iki gün burada kaldı. Köylerde terör estiriliyordu. İbrahim KAYPAKKAYA, bu süre içinde değişik köylere uğradı, bazılarından yardım alamadan geri döndü, bazılarında sıcak ilgi ve yardım ile karşılaştı. Vurulduğunun beşinci günü uğradığı köyün öğretmeni azılı bir gericiydi, İbrahim KAYPAKKAYA'yı ihbar etti, ev kuşatıldı ve İbrahim KAYPAKKAYA tutuklandı.
İbrahim KAYPAKKAYA, Gökçe Karakolu'na kadar buzlu derelerin içinden yaya sürüklendi. İlk ifadesi karakolda alındı. Faşistler, O'nu hemen konuşturup işini bitirmek istiyorlardı. Fakat İbrahim KAYPAKKAYA hiçbir örgütsel konuda ifade vermedi. Bundan sonra bitmek bilmeyen işkenceler başladı. İbrahim KAYPAKKAYA, Şubat başında önce Tunceli'ye ordan Elazığ'a, oradan da Diyarbakır'a götürülüp Savcı Yaşar Değerli'ye teslim edildi. İbrahim KAYPAKKAYA, burada gittikçe ağırlaşan yaraları yüzünden ölüm tehlikesinin belirmesi sonucu askeri hastaneye yatırıldı, cellatlar İbrahim KAYPAKKAYA'nın onlara gerekli bilgileri vermeden ölüp gitmesine razı değildiler. İbrahim KAYPAKKAYA, burada donma/kangren sonucu iki ayağını da kaybetti. Şubat ayı başlarında İbrahim KAYPAKKAYA iyileştikten sonra tekrar sorgular başladı. Faşistler, O'nu konuşturmak için akla gelebilecek her türlü işkence yöntemini deniyorlardı, fakat tüm çabaları boşa çıktı, İbrahim KAYPAKKAYA şaşmaz bir kararlılıkla hiçbir örgütsel faaliyeti hakkında bilgi vermedi, işkenceciler bu durum karşısında çılgına dönüyorlardı.



Mayıs ayı başlarıydı, nedense birkaç gündür işkence yapmıyorlardı. Bir defter kalem istemiş onu da getirmişlerdi. "Herhalde sorgulamalar bitti" diye düşünüp savunmasını hazırlamaya başladı. Savunmasını hazırlarken bazen duyguları yoğunlaşıyor, bunları da yazdığı şiirler ile dile getiriyordu. Bu dönem yazdığı şiirlerden bir tanesi şöyleydi:

"DEVRİM İÇİN HER ZAMAN ÖLECEKLER BULUNUR

…gider …gider, nice koçyiğitler gider

Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir

Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki

Yüreğimiz kabına sığmamakta

Örsle çekiç arasında yoğrulduk

Hıncımız derya gibi kabarmakta"



İbrahim KAYPAKKAYA, bazı özel istekler yüzünden ve görüşebilmek için babası Ali Kaypakkaya'ya da mektup yazmıştı. Babası, oğlunun mektubunu alınca çok sevinmişti! Aylardır haber alamadığı oğlu demek ki yaşıyordu. Hemen onun istediği şeyleri yerine getirip 19 Mayıs günü Diyarbakır'a doğru yola çıktı. Bundan önce de Diyarbakır'a gitmiş fakat onu İbo'suyla görüştürmemişlerdi. Fakat Ali KAYPAKKAYA'yı Diyarbakır'da oğlunun ölüm haberi karşıladı. Oğlunun intihar ettiğini söylediler. Tabii ki o bu palavralara inanmadı, onun tanıdığı oğlu intihar etmezdi. Oğlunun cesedini almaya gittiğinde cesedin üzerindeki kurşun izlerini gördü, bunların ne olduğunu sorduğunda görevliler suskunlukla cevap verdiler. İbrahim KAYPAKKAYA'yı konuşturamayacağını anlayan faşistler onu 18 Mayıs günü kurşuna dizmişlerdi...

Kısaca belirttiğimiz bu bölümde, onun kronolojik olarak bir yaşam portresidir. Fakat onun ardılları olarak bizler, O'nun ne öylesine maceracı bir öğrenci lideri, ne sadece işkencede direnen yiğit bir devrimci ve ne de TKİİP revizyonizmine karşı tepkisel bir çıkış yapan devrimci bir önder olduğu iddialarına müsamaha gösteremeyeceğimiz gibi, O'nu komünist bir önder yapan, kendisinin deyimiyle Büyük Proletar Kültür Devrimi'nin ürünü olan Komünist hattını ve kimliğini savunmak ve onun önderi olduğu emekçi sınıfların yüce kurtuluşu davasında yolumuzu aydınlatan bir güneş olduğunu durmadan haykırıp emekçilerin dünyasında ete kemiğe bürünmüş hale gelmesi için enerjimizin son haddine kadar çalışmak zorundayız. Bunun yolu öncelikle O'nu bilimsel yöntemiyle anlamaktan geçmektedir. O'nun materyalist bilim yöntemini kavramakla mümkündür.

O'nun ölümsüz eseri gücünü mirasçısı olduğu MLM den gelmektedir. O'nun olguları, olayları ele alışındaki bütünsellik ve güç ürünü olduğu Büyük Proletar Kültür Devriminden gelmekdedir.


28. Ağu 2012, 03:07
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
cron
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker