Zaman: 25. May 2019, 09:50

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
FollowersFollowers: 0
Sık kullanılanlarSık kullanılanlar: 0
Görüntüleme: 842

 Nergiz - Bir Kitap Bir Yorum 
YazarMesaj
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 674
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj Nergiz - Bir Kitap Bir Yorum
Resim

Nergizler'i Yok Sayarak Nergiz'i Anlatmak


Solda adeta yeni bir tarih anlayışı gelişiyor. Bu anlayış şimdi kendini daha çok Büyük Direniş'e dair tarihsel anlatımlarda gösteriyor. Bu anlayışı ortaya çıkaran ise, en başta grupçuluk, iflah olmaz bir rekabetçiliktir. Sonuçta kaynağı, grupçuluk, rekabetçilik veya başka hangi neden olursa olsun, tarih çarpıtılmış, o tarihi yazanlara, yaratanlara saygısızlık yapılmış olmaktadır. Tarihe ve şehitlere saygı adına bu çarpık anlayışı reddetmelidir sol.

Umut Yayıncılık tarafından bir süre önce yayınlanan Nergiz adlı kitap da bu çarpık anlayışın yeni bir örneğidir. Doğumundan ölümsüzleşmesine Nergiz Gülmez'i anlatan "Nergiz", tanıyanların anlatımlarının derlenmesiyle oluşturulmuş bir kitap. Aralarda da, kitabı yayınlayanların yorumları var.

Kimdir Nergiz Gülmez? TKP/ML davasından bir tutsaktır, Büyük Direniş'imizin otuz beşinci şehidi olmayı başarmış devrimci bir kadındır. O büyük saldırının ve direnişin yaşandığı 2000 yılının 19-22 Aralık günlerinde de Ümraniye Hapishanesi'nde bulunmuştur.

176 sayfalık kitabın 73. sayfasından sonuna kadar olan bölüm, 19 Aralık Ümraniye Direnişi ve ölüm orucu ekseninde ilerliyor. Ama okudukça görüyoruz ki, ilgili süreç hayli eksik, daha doğrusu eksilterek anlatılıyor. Çarpık tarih anlayışının kitaptaki ilk yansıması budur.

Dünya halklarının direniş tarihine kanla yazılan Büyük Direniş'e dair yazılıp söylenen herşey bizi doğrudan ilgilendirir. Şu ya da bu hesapla toz kondurulmasını da eksik ve çarpık anlatılmasını da kabul etmeyiz. Böyle davrananlar daima karşılarında bizi bulacaklardır. Eksikleri tamamlayacak, eksik bırakanların neden eksik bıraktığını sorgulayacağız. Çarpıttıklarını düzeltecek, çarpık düşünce yapılarını ortaya sereceğiz. Yine öyle yapacak ve "Nergiz" kitabında gördüğümüz eksiklikleri vurgulayacağız.


1) Büyük Direniş'e evrilen süreç ve kimin, neyi savunduğu geçiştirilmiş, böylece tarih çarpıtıcılığı yapılmıştır. Bu yaklaşım, hem tarihe karşı bir sorumsuzluk, hem de o tarihi kanlarıyla yazan şehitlerimize karşı bir saygısızlıktır.

Kitabın, direnişin nasıl başladığına ilişkin bölümünde: "Hapishanelerdeki tutsaklar, F tipi hapishanelere karşı neler yapabilecekleri üzerine bir tartışma başlatırlar" denildikten sonra, ortak imzalı bir bildiri hayli eksik ve tarihsiz biçimde alıntılanıyor. Sonra da "TİKB, DHKP/C, TKP/ML, TKP(ML), MLKP, Direniş Hareketi, TDP dava tutsaklarının imzasını taşıyan bu ortaklık, başlatılacak eylem konusunda sağlanamaz. DHKP/C, TKP(ML) ve TKİP dava tutsakları 20 Ekim'de Süresiz Açlık Grevi eylemine başladılar." deniyor.

Evet, 2000-2007 ölüm orucu direnişi 20 Ekim 2000'de DHKP/C, TKP(ML), TKİP Davası Tutsakları tarafından başlatılmıştır. Peki ya diğer gruplar neden direnişi başlatan iradeyi gösteremediler?

İşte bu sorunun cevabından kaçınmak için sadece şöyle deniyor: "Diğer dava tutsakları ölüm orucu direnişine başlamanın koşullarının oluşmadığını, koşullar oluştuğunda ölüm orucundan fiili eylemlere kadar her türlü eylem biçimine başlayacaklarını belirttiler." (syf: 73)

Geçiştirilmeye çalışılan gerçekliğin doğrusu şudur ki, Özgür Tutsaklar, 29 Şubat 2000'de Cezaevleri Merkezi Koordinasyonu'na (CMK), odağında ölüm orucu olan bir direniş programı sundular. Şubat-Ekim ayları arasında da hem CMK içinde hem de teker teker diğer gruplarla görüşmeler sürdürdüler. Ama direnme iradesi olmayan bu gruplar için o koşullar bir türlü oluşmadı. Saldırının karşısına geçme noktasında yaşadıkları iradesizlikle, direnişi başlatma cüretine de sahip olamadılar. Peki ne yaptılar o günlerde?

Sürecin sertleştiği, ölüm orucunun sürdüğü o koşullarda ne yapmışlardır? Sorunun cevabını yine "Nergiz" kitabından aktarıyoruz: "Nergiz'in siyasetinin de aralarında bulunduğu diğer dava tutsakları sayım vermeme, DGM'lerde slogan atma ve 14-19 Kasım tarihleri arasında 5 günlük açlık grevleri yaparak direnişlerini sürdürdüler." (syf: 74)

Bir yanda F Tipleri hazırlanmış ve artık saldırı için gün sayılıyor, bir yandan ölüm orucu sürüyor ve oportünizm, beş günlük açlık greviyle "uyarı" yapıyor(!)

Arkadaşlar o dönem işte böyle "büyük" uyarılarla durumu idare etmeye çalışıyorlardı. Bunun dışında da bir politikaları yoktu. Böylesi "uyarı" eylemleriyle belki kendilerini aldattılar ama tarih aldanmaz ve herkese hakettiği değeri verir.

Evet, diğer gruplar için koşullar ancak katliamın ardından F Tipleri'ne götürüldüklerinde "olgunlaşabildi". Başlatma cüreti gösteremedikleri direnişe, mecburen dahil olmak zorunda kaldılar...


2) 19 Aralık saldırısına karşı en uzun süreli direniş Ümraniye Hapishanesi'nde yaşanmıştır. 19-22 Aralık günlerine yayılan bu direniş içinde, beş Cepheli Tutsak (Ahmet İbili, Ercan Polat, Umut Gedik, Alp Ata Akçayüz, Rıza Poyraz) ölümsüzleşti.

İlgili kitap, hayli eksik biçimiyle Ümraniye Direnişi'nden bahsediyor. Ama bu direnişte şehit düşen devrimcilerden bir bütün olarak bahsetmiyor. Kaç şehit var, kim bunlar, görmezden geliniyor.

Eğer, tarihe kanla yazılmış bir direnişten bahsediyorsanız, o direniş içinde ölümsüzleşenleri bir biçimiyle anmak, devrimci sorumluluk gereğidir. Şu ya da bu hesapla bunu yapmaktan kaçındığınız nokta, devrimciliğin bozulduğu noktadır. Bundan ötesi, örneklerine daha önce tanık olduğumuz, oportünist tarih yazıcılığıdır zaten. İşine gelenleri yazar, işine gelmiyorsa şehitleri bile görmezden gelir...

Grupçuluk öyle bir şeydir ki, başka bir siyasetten diye şehitleri yok sayar, başka bir siyasete "malolmuş" diye içeriğine itiraz edemeyeceği sloganları reddeder. Bakın kitaptaki şu satırlara: "... Bu süreçte en huzur verici, en güç aldığım şey nedir biliyor musun? Haklılığımız! Nasıl da haklı bir durumdayız. Her haklı her zaman güçlü değildir ve her zaman kazanamaz, bilirim ama bu haklılığımız bile tek başına öylesine güçlü kılıyor ki beni..." (syf. 96) Grupçuluk, işte böyle bir şey; tarihsel haklılığını anlatırken bile, sakın yanlış anlaşılmasın(!), başka bir siyasetin bir sloganını övmüş olmasın diye "Haklıyız Kazanacağız"a söz söylemekten kendini alamıyor.


3) 19 Aralık Ümraniyesi, kitabın bir yerinde şöyle anlatılır: "... Bizden uzakta ve ayrı bir koğuşta kalan dostlarımızı merak ediyorduk ... Sadece duyduğumuz seslerden onların bulunduğu yerde yönelimde yoğunlaşmalar olduğunu vs. anlayabiliyorduk. Bu arada belirtmem gerekir ki operasyon timleri, asker, idare vs. ölüm oruççularının hangi koğuşta, hangi blokta kaldığını çok iyi biliyordu." (syf: 137)

Bildikleri için de Cepheli tutsakların bulunduğu yerlere, Nergiz'in de vurguladığı gibi, yoğun olarak yöneliyorlardı. Bunun böyle olacağını bilen diğer grupların tavrı ne olmalıydı peki? Elbette, ölüm orucu direnişçilerini savunmak temelinde bir karşı koyuş sergilenmeliydi. Ama içinde TKP/ML'nin de olduğu gruplar, direniş boyunca Cepheli tutsakların bulunduğu koğuşlardan uzak kalmayı tercih etmişlerdir. Direniş sırasında şehit düşenlerin hepsinin Cepheli tutsaklardan oluşunun bir nedeni de budur...


4) Kitabı oluşturan anlatımlar içinde yer almayan, ciddi bir eksiklik de, TKP/ML temsilcisinin megafonla yaptığı çağrıdır. Oysa, Ümraniye Direnişi'nin son gününde TKP/ML temsilcisi işkenceci katillerin eline tutuşturduğu megafonla, direnen Cepheli tutsaklara "dışarı çıkın" çağrısı yapabilecek denli düşkünlük içinde olabilmiştir.

Gerisini, 19 Aralık Ümraniye Direnişi'ni anlatan "Canım Feda" isimli kitaptan aktarıyoruz:

"... Biraz önce 'teslim olun' diyen düşman da 'Tamam direndiniz, mesajınızı verdiniz, artık çıkıp teslim olun' diyordu. Şimdi TKP/ML temsilcisi de aynı şeyi söylüyor. ... Bu temsilcinin düştüğü, düşürüldüğü bu duruma kızıyoruz. Keşke o megafonu eline hiç almasaydı. Düşmana bu fırsatı hiç vermese, keşke kendini kullandırtmasaydı. Bu nasıl bir akıl tutulması ki, o megafonu eline alıp konuşabildi? Keşke, elinde düşman megafonuyla karşımıza geçeceğine, sırt sırta direniyor olsaydık. Ama mücadele 'keşke'lerle yürümüyor işte. Herkes kendisine yakıştırdığını yapmaya devam ediyor..." (syf: 359)

Evet, herkes kendisine yakıştırdığını yaptığı gibi, tarihi de öyle yazıyor. Kimileri eksiltmeye çalışarak, kimisi de olduğu gibi. Eksiltmeye çalışanların tarihinde savunamayacakları şeyler vardır. Dosdoğru anlatanlar ise, söylediklerini yapan, yaptıklarını da savunan devrimcilerdir...


5) Kitabı düzenleyenler, şehit düşene dek ölüm orucunu sürdüren Nergis için şu cümleyi kuruyorlar: "Ve isyanını bitirmeye hiç de niyeti yoktu. Ta ki zafere dek!"

Kişisel açıdan Nergiz için doğru olan bu cümle, siyasal açıdan TKP/ML için geçerli olmamıştır. Zira, TKP/ML, Mayıs 2002'de direniş saflarını terk etmiştir. Ama kitap bundan hiç bahsetmiyor...

Nergiz'in kişisel olarak "... ölümü de kucaklayarak bir özgürlük yürüyüşü olan bu zaptetme eylemine katılmak çok onurlu bir şey" şeklinde tanımladığı direnişi, TKP/ML kendi açısından siyasal bir yenilgi olarak tanımlamıştır. Ama kitap bundan da hiç bahsetmiyor...

Aslında direnişe nasıl başladılarsa, öyle de bırakmışlardır. Sürecin zorlamasıyla direniş saflarına doğru savrulanların, direniş saflarından kopuşu da benzer bir savrulmayla olmuştur. Ödenen bedellerin ağırlaşması, direnişin yıllara yayılmasıyla birlikte, bu kez bir başka savrulma yaşayıp direnişten uzaklaşmışlardır.

Fakat, bu gerçeklerden bahsedilmiyor. Peki ama Nergiz'in uğruna ölümsüzleştiği direnişin akıbetinden (ne kadar sürdü, kaç şehit verildi, kimler bıraktı, kimler sürdürdü???) bahsetmek, öncelikle Nergizler'e karşı duyulması gereken bir sorumluluk değil midir? Öyledir! Ama bunu yapmıyor, yapamıyorlar.

Oysa, Nergizler'in böyle bir eksiltmeye ihtiyacı yoktur ve asla olmayacaktır. Onlar, görevlerini kahramanca yerine getirmenin öğreticiliğiyle halkların özgürlük yürüyüşünde yaşamaktadırlar artık.

Sözlerimizi Büyük Direnişimiz'in şehitlerinden Hüseyin Çukurluöz ve Bekir Baturu'nun söyledikleriyle bitiriyoruz: "bugün zafer; devrim ve devrimciliğe dair tüm umutlarını yok etmek isteyen emperyalizm ve işbirlikçilerine karşı baş eğmemek, ... demektir. ... Bugün zaferin adı ölümüne direnmektir."

Nergizler, işte bu zaferin muzaffer şehitleri olarak daima yaşayacaklardır. And olsun Nergiz'e ve Nergizler'e; anılarınızı direngenliğimizin harcında taşımaya devam edeceğiz. Devrimci politika, yerinde, zamanında alınmış direniş kararlarıyla, politik ve pratik önderliğiyle Nergizler'in gücünü, yenilmezliğini açığa çıkartıp devrimi ve sosyalizmi savunmuştur Büyük Direniş boyunca. İşte bu gerçekliği içselleştiremeyenler, görüyoruz ki, hâlâ kendilerini subjektivizmle, faydacılıkla kandırmaya çalışıyorlar, hâlâ...

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de


4. Kas 2012, 05:48
Profil Web sitesini ziyaret et
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
cron
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker