Zaman: 27. May 2019, 17:05

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
FollowersFollowers: 0
Sık kullanılanlarSık kullanılanlar: 0
Görüntüleme: 846

 İdil'den Fidanlar'a 
YazarMesaj
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 674
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj İdil'den Fidanlar'a
Bir mitralyözümüz vardı
Bugün mitralyözlerden mangalarımız.
Yarın İdiller'den bir ordumuz olacak...


1996 Ölüm Orucu döneminde zorlu kavgada en öndekilerden biriydi İdil. Ölüm orucunun sekizinci şehidiydi. Cepheli tutsakların dördüncü şehidi... Ama o büyük destanın tarihinde söylendiği gibi, hiçbiri, bunların hiçbiri tek başına yeterli değildi Ayçe İdil'i anlatmaya.

Türkiye'nin, hayır sadece Türkiye'nin değil, dünyanın ilk kadın ölüm orucu şehidiydi Ayçe İdil Erkmen.
Ve o günden bugüne, aradan sadece dört yıl geçtikten sonra başlayan Büyük Direniş'e bakalım bir de. Artık bir değil, üç-dört değil, onlarca İdil var bu kavgada.

Büyük Direniş'in 122 şehidin 47'si kadınlardır. 47 kadının da 40'ı Cepheli'dir...
Bu, hiç şüphe yok ki, kadınların devrim mücadelesindeki yeralışları açısından "niteliksel bir sıçrama"dır.
Bu gelişmenin genel tutsak kitlesi içindeki erkek-kadın oranının da ötesinde olduğu gözönüne alınırsa, bunun kadınların mücadelesi açısından taşıdığı anlam daha iyi anlaşılır. Kendi sayısal güçlerinin çok üstünde bir yükü omuzladılar bu direnişte. Kararlılıklarıyla, inançlarıyla, fedakarlıklarıyla öne çıktılar.

İdil, "ben mitralyözüm" demişti. Oligarşiye karşı zindanlarda sürdürülen direnişte kadınlar cephesinin tek mitralyözü oldu o gün. Bugün ise kadınlar cephesinden oligarşinin karşısına dikilen onlarca mitralyöz var. Onlarcası kurşunlarını kütüklüğüne yerleştirmiş, sırasını bekliyor.

Devrimci hareketin kadınları, kendilerine güveniyorlar, kendilerini büyük iddianın sahibi olarak görüyorlar. 2000-2005 Büyük Direnişi, devrim mücadelesinde kadınların öne çıkmasının tekil örnekler olmaktan çıkartıldığı bir süreçtir.

Kadınlar dünyanın dört bir yanında devrim kavgalarına, faşizme karşı direnişlere katılmış, sayısız kahramanlıklar yaratmışlardı elbette o güne kadar. Fakat zindanlardaki sayısız ölüm orucunda o güne kadar tek bir kadın şehidin olmaması, kadınların tarih içinde hep "ikincil" bir rol üstlenmeye itilmelerinin, egemen sınıf ideolojisinin onlara layık gördüğü yerin, tarihsel iki kere ezilmişliklerinin bir sonucuydu yine de. Devrimci kadın, 1960'ların sonundan beri, bu yazgıyı parçalamaya çalışıyor ve bugün artık bu kavgayı büyük ölçüde kazandıklarını söyleyebiliriz.

Bu sıçrama, Sabo'dan, Sibeller'den, Perihanlar'dan, Dersim, Karadeniz Dağları'nda yıllarca kurtuluş bayrağını dalgalandıranlardan devralınan mirasın sonucudur.
İdil'in ölüm orucuna başladığı gün örgütüne yazdığı yazıda "Ölüm Orucu'na yatmaya karar verdiğimde Sibelleri, Adaletleri düşündüm" demesi, bunun yalın bir ifadesiydi yalnızca. Yoldaşları da İdil'i uğurlarken yaptıkları konuşmada hem bunu vurguluyor, hem de İdiller'in çoğalacağını söylüyorlardı o günden:

"O; 'Cesaretiniz Varsa Gelin' diyen Sabolardan, Edalardan, bomba olarak düşmanın üzerine düşen Zehralardan. 'Asıl siz teslim olun' diyen Sibellerden, sokak sokak çatışan Adaletlerden almıştı mayasını. Şimdi onlardan devraldığı direniş bayrağını Ölüm Oruçlarında en doruklara dikme onuruna ve şerefine erişti. Sen rahat uyu İDİL yoldaş... Hücre hücre ölüme yaklaşırken gösterdiğin inancın, kararlılığın, tereddütsüzlüğün ve cüretin taşıyıcısı olacağız."

Nitekim şehit düşen İdil'in başucunda bu sözleri söyleyen kadın yoldaşları, söylediklerini yaptılar. İdil'in kararlılığını, cüretini daha da büyüterek taşıdılar bugüne, halen de taşıyorlar.
Ülkemiz kadınlarının, Cepheli kadınların, mücadelenin her alanında kendi varoluşlarını pekiştiren tarihsel bir adımdı İdil'in şehitliği.

"Devrimci kadın, devrimci olmaya karar verdiği andan itibaren önce kendi savaşını kazanmak zorunda olan, egemen güçlerin çizdiği zayıf, duygusal, gözyaşı döken, zavallı kadın tipini reddeden kadındır" diyerek izleyecekleri yolu onlara göstermişti önderleri.
Kolay ilerlenmedi bu yolda.
Sayısız sorun yaşandı. Aileden, toplumsal yapı, önyargı ve geleneklerden ve dahi kendi erkek yoldaşlarından kaynaklanan nice engellerle dövüşüldü.
Devrimci olmak için herkesten daha çok nedenleri vardı. Ama onları devrimcilikten alıkoyan nedenler de herkesten daha fazlaydı.

Bu nedenle, devrimci olmaya karar verdikleri andan itibaren önce kendi savaşlarını kazanmak zorundaydılar. Bu savaşı kazanamadıkları takdirde, biçimdeki devrimcileşmeye rağmen, feodal/burjuva kadından kalan "Duygusallıklar, tepkisellikler, fırtınalı dünyalar, kendine ve başkalarına karşı güvensizlikler..." onların yakasını bırakmayacak, tarihteki yerlerini bir adım ileri taşıyamayacaklardı.

İdil bir "ilk"ti ve hiç kuşku yok ki, ülkemiz ve dünya mücadele tarihi açısından bu "ilk"in de Cephe geleneğinde yaşanmış olması rastlantı değildi. Mücadele tarihimiz boyunca, onlarca ilk bu harekette vücut bulmuş, onlarca gelenek bu hareketin pratiğinde yaratılmışsa, elbette bunun tarihsel, siyasal, kültürel nedenleri vardı.

80'lerin sonunda, kimileri, "kadın sorunu" üzerine dergiler çıkarıp, gerçekte "kadın sorunu" gerekçesiyle devrimci örgüt anlayışını, değerleri tasfiye ederken, devrimci hareketin önderliğindeki mücadelede kadınlar ön saflara çıkıyordu. Üstelik bu tek bir alanda yaşanan bir gelişme de değildi. Devrimci hareketin yönetiminde de, demokratik örgütlenmelerde de, gecekondu yoksullarının direnişinde de ön plandaydı onlar. Kuşatma altındaki direnişlerde gördük onları daha sonra. Adları bazen Sabo'ydu, bazen Sibel... Bu birikimin üzerinde kadınlar kitleselleşti, kadrolaştı, yeni geleneklerin yaratıcısı olmaya başladılar.

Fakat bu kadarı da da yeterli değildi, kadınların tarihsel yazgısını ve yerini değiştirmek için. Kadınlar daha fazlasını istemeli ve daha fazlasını başarmalıydılar. Devrimci önderlik bu anlayışla sarstı onları. Yetenekleriyle ve yetersizlikleriyle kendi gerçeklerini gösterdi. Gösterdi ki, solda burjuvazinin çizdiği kadın tipi esastan reddedilmemişti. Burjuva kadına ideolojik, kültürel vuruşlar yapılmıştı ama öldürücü darbe indirilmemişti.

"Değişmek istiyorsanız, devrimci savaşçı olmak istiyorsanız -demişti devrimci önderlik- önce kadını, her boyutuyla düzenden kopuşunu sağlayan devrimci kadın tipini çözümleyecek ve ona sahip olmanın savaşını başlatacaksınız. Bu, kadının günlük yaşamında, ailede, duygusal tercihlerde ve devrimci mücadele içerisinde onur savaşıdır. Bu onur kazanılmadan gerçek bir zafer kazanılmaz."
Bu zorlu bir "iç savaş" demekti. Bir yanları, kendilerini "devrimci kadın" olarak görüyor, burjuva, küçük-burjuva kadına ait hiçbir şeyi kendilerine yakıştırmıyorlardı. Ama diğer yanları, kendi gerçeklerini, zayıflıklarını tartışmaktan kaçmadı.

İdil'in yatağını süsleyen karanfiller bu savaşın kazanıldığının ilanıydı. İdil son nefesini verdiği andan itibaren yanındaki yöresindeki, yüzlerce kilometre uzakta hapishanelerdeki, dışarıdaki yoldaşları, bu savaşı kazanmak için artık kendilerine daha çok güven duyacaklardı. Daha iddialı olacaklardı. Önlerindeki toplumsal, siyasal, kültürel engelleri aşma gücünü kendilerinde ve tarihlerinde bulacaklardı.

İdil'in katafalkı başında ilk nöbeti tutanlardan birinin daha o anki muhasebesi, bu savaşın nasıl adım adım hayatın her alanında, her anında yürütüldüğünün de göstergesidir:

"Gözleri dolmuştu yine N.'nin. Ama rahat değildi saygı nöbetini tutarken. Bir yumruk boğazına tıkanmış, belki ağlayabilse hafifleyecek ama ağlamak istemiyordu. Güçsüzlük... Önderleri en çok buna vurgu yapmamış mıydı? Düzen kadına zayıflığı, gözyaşını, himayeciliği reva görmüştü. Onlarsa bilerek veya bilmeyerek bu durumu sürdürüyordu. İşte şimdi biliyordu. Eğer şu an, şimdi gözyaşlarını, acısını İdil'in şehit düşerek kadınlara bıraktığı mirasla çevreleyebilirse, evet, evet bunu yapabilirse...
Ne demek istemişti İdil? Kadınlara ne demek istemişti?
Özgür bir kadın kişiliği, devrimci kadın bu savaşın içindeydi. İdil'i kadınların savaşı yaratmıştı. İdil tarihin zayıf yanlarını, edilgenliğini, aşağılanmayı ve cinsel meta olarak görülmeyi reddetmişti. Bu reddedişi içselleştirip, aynı tarihin olumlu özellikleriyle özveri, disiplin, vefa ve öfkeyle birleştirmişti. Onun için onu savaştan alıkoyabilecek her şeyi yıkmış, önündeki tüm engelleri aşmıştı..."

30 yıllık bir mirasın, büyük bir birikimin sonucuydu İdil. 30 yıllık tarihin her aşamasında yürütülen bir kavganın içinde yaratılmıştı.
"Devrimci kadını kimse size bahşetmeyecek..." Böyle demişti önderleri onlara. Bunu yaratacak olan kendileriydi.
Devrimci kadın, Cepheli kadın bunu kavradı, kendi savaşını kazanmak için daha şiddetli vurmaya başladı ve kazandı. Artık her kadının güç alacağı, örnek alacağı kahramanları, önderleri vardı bu tarihte.
- Eylemimiz sürüyor. Ben mitralyözüm. Yarın bizim nöbetimiz var... diyordu İdil son nefesini vermeye yakın. Artık hep nöbetteler. Emperyalizme, oligarşiye karşı bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm mücadelesinin nöbetindeler. Düşman saldırdığında ilk Fidan'ı buldu karşısında. Sonra Gülsümanlar'ı, Cananlar'ı, Sergüller'i... 40 Cepheli kadın İdil oldu.

Hayatın şu veya bu alanında kadın örgütlenmesi yapanların, kendilerine "kadın hareketi" olarak adlandıranlar, Büyük Direniş'te kadınların üstlendiği misyonu ve o misyonu nasıl üstlenebildiklerini incelemelidirler. Bundan öğrenecekleri çok şey vardır. Devrimci kadının gücüyle karşılaşmak, ondan öğrenmek yerine, "...ama onlar profesyonel devrimci, kadın hareketinin geneli açısından ölçü olamazlar" gibi kolaycılıklara, bahanelere sığınmamalıdırlar. Çünkü gerçek bu değildir. Büyük Direniş'in kadın şehitleri içinde 25 yıllık devrimci Sevgi Erdoğan'ın yanında, devrimciliği henüz birkaç aylık olan Canan Kulaksızlar, ev kadını, çoluk çocuk sahibi Gülsüman ve Şenaylar da vardır. Ve onların kadın hareketine katkısı, hiç kuşku yok ki, "kadın özgürlüğü" üzerine çok laf edenlerden, sosyalizmle-feminizmi harmanlama adına devrimci örgütlülükten kaçanlardan daha fazladır. Kadınların kendilerini özgürleştirmesinin daha ileri düzeyde bir pratiği var mı? Onların direnişteki yeri "kadınların toplumsal hayatta daha önemli roller üstlenmeleri"nin bir kanıtı ve ifadesi değil mi? Eğer "kadın hareketi"nin amacı kadının özgürleşmesini sağlamak, kadının yerini ileriye taşımaksa, işte bu devrim mücadelesi içinde ve işte böyle sağlanıyor. "Kadın hareketi"nin bu amacına sadık ve bağlı olanlar aynı yolu izleyeceklerdir. Israrla devrim mücadelesinin dışında duran bir "kadın hareketi"nin ise, "kadının özgürleşmesi" adına yaptığı ve yapabileceği, kadını düzen içinde tutmaktan ibaret kalacaktır. Devrim mücadelesinin dışında kalan hiçbir kadın hareketi; İdiller'i, Sabolar'ı, Cananlar'ı, Gülsümanlar'ı yaratamaz.

Kadın hareketinin tarihini yazacaklar, 1996'nın İdil'inin, Büyük Direniş'te 40 İdil olmasının, bu tarihte önemli bir dönüm noktası olduğunu kaydedecekler gelecekte. O dönüm noktasına gelişte, Ayçe İdil Erkmen adlı devrimci bir sanatçının oynadığı role değinecekler.

Devrimci kadınlar, İdil'le daha güçlüydüler artık. Birkaç yıl öncesinde "devrimci kadını" tartıştıkları günlerde değillerdi. Tıpkı iki yıl önce 10 yıl öncesinden daha ileride ve bugün 1996'dan da ileride oldukları gibi. Devrimci kadın bugün daha güçlü. Böylesine bir önderliğe sahip olan ülkemiz kadını bugün daha güçlü. Bu gücü, devrimcileri henüz tanıyan bir genç kızın, bir ev kadınının büyük görevler üstlenmekte, iddialı olmakta, kendine güvenmekte tereddüt etmemesinde görebilirsiniz. Kadınlar bütün bu onyılların kavgasıyla kendilerine "uygun" görülen en geri görevlerden, yönetici, komutan düzeyine yükselmekte, en ileri görevler omuzlamakta ama daha önemlisi, devrimin saflarını giderek büyüyen oranlarda doldurmaktadırlar. Milyonlarca İdil, milyonlarca Sabo, Fidan, Sevgi, Gülsüman olup açılan bu yoldan yürüyecekleri kesindir.

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de
En son KURTULUS tarafından 8. Mar 2017, 14:49 tarihinde darbelendi.

8. Mar 2017, 14:49
Profil Web sitesini ziyaret et
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
cron
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker