Zaman: 27. May 2019, 16:34

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
FollowersFollowers: 0
Sık kullanılanlarSık kullanılanlar: 0
Görüntüleme: 5731

 Yeter Artık Ayağa Kalk, Kavgaya, Savaşa Gir İstanbul! 
YazarMesaj
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 674
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj Yeter Artık Ayağa Kalk, Kavgaya, Savaşa Gir İstanbul!
Tarihin bir nesnesi olmak farklı, tarihi yazan olmak farklıdır. Bu direnişin yaratıcıları, aynı zamanda Türkiye devrim tarihinin de yazıcılarıydılar. 1970'lerden beri onlarla, onların kanıyla yazılıyordu bu tarih.

İstanbul'dayız. 1992 yılının 17 Nisan'ındayız. 17 Nisan'ın henüz ilk saatleri... 16 Nisan gecesi üç ayrı evde, peşpeşe 8 devrimciyi katletti ölüm mangaları... Polis şeflerinin elleri kan, gazetecilerin deklanşörleri kan, savcıların tutanakları imzalayan kalemleri kan...

Bu gece kuşatılan bir ev daha var. Ama henüz oraya giremedi ölüm mangaları... Çiftehavuzlar!... Cezmi Or Sokak... Karasu Apartmanı, burası.. Karasu Apartmanı'nın 12. katı. Yüzlerce polisin kuşattığı bu dairede sadece üç devrimci var: Sabahat Karataş, Eda Yüksel ve Taşkın Usta...

16 Nisan'ın son saatlerindeyiz. Karusu Apartmanı ve tüm civar, panzerler, ekip otoları, uzun namlulu silahlarla donanmış yüzlerce polisle dolu. Polislerin gözünü kan bürümüş, polislerin çoğu sarhoş. Ayakta sallanıyor kimileri. "Gazeteci" müsveddelerinin ısmarladığı biraları yol ortasında içiyorlar. Sarhoşlardan biri, bir ağacın arkasına gizlenmiş oradan bağırıyor apartmana doğru: "Teslim olun şerefsizler, sizi annenize teslim edeceğim..."

Karasu Apartmanı'nın 12. kattaki penceresinden iki savaşçı gereken cevabı veriyor ayyaşa: "Yaşasın Devrimci Sol", "Yaşasın Silahlı Devrimci Birliklerimiz" sloganları yankılanıyor Cezmi Or Sokak'ta...

Ölüm mangaları, askeri olarak üstün durumdalar, ama korkuyorlar yine. Korkularını alkolle, küfürlerle bastırmaya çalışıyorlar. "Yaşasın Türk Polisi" bağrışlarıyla Sabahat ve Eda'nın sloganlarını bastırmaya çalışıyorlar, ama yetmiyor sesleri, bunun üzerine sarhoş naraları atıp "yuh" çekiyorlar.
Bu bağrışmalar birden kesiliyor. Çünkü o anda 12. kat penceresinden yoğun bir duman çıkmaya başlıyor. Henüz evin içine herhangi bir bomba isabet ettirebilmiş değiller, öyleyse bu duman ne? Evi dışarıdan gören polisler, gazeteciler, Devrimci Solcular'ın evdeki belgeleri yaktığı tahminini yapıyor. Ki biraz sonra pencereden bir ses bu tahmini doğrulayacak... Pencereye gelen Eda "Lağım fareleri, size bir çöp bile bırakmadık" diye haykırıyor.
Devrimci Solcular için karakteristik bir davranış. Kuşatma altında olmalarına rağmen, ölümle burun buruna olmalarına rağmen, onlar önce örgütlerini, yoldaşlarını düşünüyor, onlara zarar verebilecek şeyleri yoketmeye çalışıyorlar... Eve girdiklerinde avucunu yalamak zorunda kalacak olan polis şefleri kuduruyor dışarıda, Eda'nın sözlerine karşı sarhoş ağızlarıyla küfürler ediyorlar, ama çaresizler işte, o anda yapabilecekleri başka bir şey de yok. Üç Devrimci Solcu'nun direnişini aşıp eve giremiyorlar bir türlü...


Saat 11.00 suları... Güneş iyice yükselmişti artık. Karasu Apartmanı'nın pencerelerinden içeri vuran güneş, 12. katta kurşunlarla delik deşik edilmiş üç devrimciyi aydınlatıyordu. Güneşin aydınlattığı al kanlara boyanmış üç devrimci ise, ülkenin ve dahi dünyanın her tarafını aydınlatacaklardı tarihe miras bıraktıkları bu direnişle.

Direnişin bitmesinden üç saat sonra savcı geliyor ve gazeteciler grup grup içeri alınıyorlar. Gazetecilerin ilk gözüne çarpan, evin içinde mermi izi olmayan tek bir yerin dahi kalmamış olması. Direnişin gücüne ve katliamcıların güçsüzlüğüne işaret ediyor kurşun deliklerinin çokluğu. Düşman çoktu, düşmanın askeri gücü sınırsızdı. Ama işte onlar “sayılarının azlığına, düşmanın çokluğuna bakmadan" direnmişlerdi. Çünkü aslında oradaki çatışma, askeri güçler arasında değil, devrim ve karşı-devrimin iradesi arasındaki bir çatışmaydı.

Katliamcılar, 16 Nisan'ın son saatlerinden beri altedemedikleri üç devrimciyi, şimdi öldürdükten sonra “altetmeye" çalışıyorlar. Kurşunlarla yapamadıklarını bu kez yalanlarla yapmayı deneyecekler.

Polis, gazetecileri evin mutfağına toplayıp “viski şov" yapıyor. Buzdolabını açıp viski şişelerini gösteren polis, "bakın bakın, bunlar bir de sosyalist, komünist olacaklar" diyor. Polislerin operasyon bittikten sonra koyu renk torbalarla içeriye bir şeyler taşıdıklarını oradaki gazeteciler gözleriyle görmüş olmasalar, şov etkili olacak belki, ama yapılmak istenen en geri zekâlıların bile anlayacağı kadar açık. Ama buna rağmen içlerinde bazıları ertesi gün gazetelerinde bu aşağılık ve aciz senaryoyu 'haber' yapacaklar.

Tüm gece boyunca megafonla "Kimse dışarı çıkmasın, pencerelere yaklaşmayın" diye halkı tehdit eden polis, şimdi yine megafonla yaptığı anonslarla halka “bayrak asmaları için" emirler yağdırıyor. Fakat, polis istediği karşılığı alamıyor çağrısına.

Zaten, tüm operasyon boyunca, halktan en küçük bir yardım görmedi polis. Bu yüzden katliam sonrası “alkış" faslında da birkaç sivil faşiste, sivil polislerin ve “polis gazetecilerin" de katılmasıyla bir “halk senaryosu" sahnelendi. Hatta aynı gün akşam, bazı televizyonlarda da sivil polisler “bölge halkı" diye ekranlara çıkartılacaktı.

Fakat nafileydi bütün bunlar. “Viski" demagojileri, “halk desteği" senaryoları, bayrak astırma şovları, bu büyük direnişin üzerinde küçücük bir gölge dahi yaratamazdı.

Direnişin anlamı da, önemi de büyüktü. Çünkü;
Karasu Apartmanı'nın etrafındaki kuşatma, Cezmi Or Sokak'ta veya Çiftehavuzlar'da başlayıp biten bir kuşatma değildi. Kuşatma da 16 Nisan günü başlamış değildi.

1980'lerin sonlarında başlamıştı kuşatma. Karasu Apartmanı'nın etrafındaki kuşatma, dünya çapındaki kuşatmanın bir uzantısıydı sadece. Kuşatmanın yönetimi ne Menzirler'de, ne de o günün Başbakanı olan Demirel'deydi. Kuşatmanın yönetimi emperyalizmin merkezlerindeydi. Washington'da, Brüksel'deydi. Kuşatmanın askeri ayağını CIA'dan NATO'ya uzanan emperyalizmin örgütleri üstlenmişti. Demireller, Menzirler, onların politikalarını uygulayan işbirlikçilerdi... Çiftehavuzlar direnişinin anlamı, işte bunun için dünya çapındaydı. Ve işte bunun için direnişten tarihe şu notlar düşülmüştü:

Bu direniş kuşatma altına alınan devrimcilerin emperyalizme ve oligarşiye meydan okudukları, halk kitlelerine ve tüm dünyadaki devrimci yurtsever güçlere devrimci düşüncelerin yenilmez olduğunu ve devrimcilerin teslim alınamayacağını göstermiştir.

Bu direniş bize ve "devrimciyim, sosyalistim" diyen herkese, sosyalistlerin nasıl savaşması ve direnmesi gerektiğini ve ölüm anında, hiçbir kurtuluş yollarının olmadığı koşullarda da olsa halk kitlelerine devrimci propagandanın nasıl yapılacağını öğretmiştir.

Bu direniş, örgütsel disiplini, yoldaş bağlılığını, sevgisini ve örgüt çıkarlarının, yoldaşlarının can güvenliğinin her zaman kişisel çıkarlardan önde olduğunu öğretmiştir.

Bu direniş, düşmana karşı hiçbir uzlaşma eğilimi taşımadan, halk kitlelerine yönelik propaganda savaşının, düşmana yönelik teşhirin yapıldığı ve örgüte mesajların iletildiği güçlü bir iradenin, inancın ve zekânın göstergesi olmuştur.

Bu direniş, kendisini o anla sınırlamayan, geleceğe uzanan ve geliştirilerek devam ettirilecek olan, gelecek kuşaklara miras bırakılan bir direniş destanı olmuştur.

Bu direniş, hareketimizin mücadele ve direniş tarihinin doruk noktası olup, dışta ve içte birçok gelişmeye yol açacak, bizi hep ileriye taşıyacak çok anlamlı bir işlev yüklenmiştir.

Katliam suskunluğu ve şaşkınlığı değil, büyük bir coşkuyu doğurmuş ve düşman hedeflerine vurdukça, düşman katliamlarının devrimci mücadeleyi durduramadığı anlayışı kamuoyunda gelişerek, iktidarın katliam politikaları daha geniş kesimlerde teşhir olmaya başlamıştır."

Katliamın duyulduğu andan itibaren Silahlı Devrimci Birlikler harekete geçmiş ve özet olarak şu eylemleri gerçekleştirmişlerdi:

17 Nisan; İstanbul Kağıthane'de iki polis öldürüldü, aynı gün Bursa'da Polis Emeklileri Lokali bombalandı...

18 Nisan; İstanbul Gaziosmanpaşa'da bir komiser ve bekçi öldürüldü...

19 Nisan; İstanbul Kocamustafapaşa'da üç polisin kaldığı ev bombalandı. Atışalanı'nda devriye gezen bir ekip arabası tarandı.

20 Nisan; İstanbul Sanayi Mahallesi'nde bir polis ve yanındaki bir faşist öldürüldü. Topkapı'da bir çevik kuvvet polisi vuruldu.

22 Nisan; Adana'da bir çevik kuvvet polisi öldürüldü. İstanbul Eyüp'te Fatih Emniyet Amiri'ne karşı uzaktan kumandalı tuzak kuruldu.

23 Nisan; İstanbul Çağlayan'da bir Komiser Muavini öldürüldü.

25 Nisan; Okmeydanı'nda bir ekip otosu tarandı.

27 Nisan; İstanbul Halıcıoğlu'nda çevik kuvvet aracı, G-3 silahıyla tarandı, sekiz polis ağır yaralandı, biri öldü.

28 Nisan; Bursa Çekirge'de Devlet Bakanı Cavit Çağlar'ın köşkü bombalandı. İstanbul Bakırköy'de devriye gezen polis ekibine saldırı gerçekleştirildi.

2 Mayıs; İstanbul Hürriyet Mahallesi'nde, 16-17 Nisan katliamına katılan bir polis timindeki 5 polis öldürüldü.

4 Mayıs; Bursa'da bir polis öldürüldü.

6 Mayıs; İstanbul Üsküdar'da iki polis, Bakırköy'de çevik kuvvet mensubu bir polis ve polis işbirlikçisi bir sivil faşist öldürüldü.

7 Mayıs; İstanbul Bakırköy DYP İlçe Binası bombalandı.

8 Mayıs; İstanbul Acıbadem'de DYP'nin İstanbul il Başkanı Muhsin Divan vuruldu...

16-17 Nisan katliamını takip eden iki hafta içinde bombalamalar, molotoflamalar hariç, eylemlerde yaralı kurtulanlar hariç, 17 polis öldürülmüştü. Devrimcileri katledip sarhoş ağızlarıyla zafer naraları atanlar, şimdi “devrimci şiddetin kabusunu" yaşıyordu.

Bu eylemlerde dikkat çekici noktalardan biri, birçok savaşçının, hatta milisin hiçbir talimat almadan bu eylemleri yapmaya başlamasıdır. Keza, polis ve jandarmadan silah alma tarzında gerçekleşen eylemler de, hesap sorma
isteğinin ne kadar güçlü olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

İşte 17 Nisan sabahından itibaren eylemlere dönüşen bu büyük öfke ve hesap sorma isteği, polisi sokağa çıkamaz hale getirdi. İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir'in, üst üste yayınladığı talimatlar bu paniğin ifadesiydi. Menzir, polislere "sırtınızı duvara yaslayın", "duraklarda beklemeyin" gibi talimatlar yayınladı. İşkenceciler, şeflerinin talimatları doğrultusunda “silahlarının emniyetleri açık, ellerini silahlarının kabzasından ayırmadan" dolaşıyorlardı. Ama bu da halkın adaletine hesap vermelerini önleyemedi.

16-17 Nisan'da biz çok şeyler kazandık. Devrimci Solcular için artık direnmenin, savaşmanın yepyeni anlamları var. Sabahatlar, Edalar Devrimci Solcu gibi savaşmanın, Devrimci Solcu gibi yaşamanın ve ölmenin yeni örneklerini yarattılar. Artık direnmenin, savaşmanın ve onurluca ölmenin yeni bir adı var: Sabahat gibi, Eda gibi savaşmak, onlar gibi ölmek tüm Devrimci Solcular'ın bilincine kazınmıştır. Onlar gibi direneceğiz, onlar gibi çatışacağız, onlar gibi yaşayacak ve öleceğiz...

Çiftehavuzlar, halka, devrimcilere bir çağrı oldu. Yeter artık deyip ayağa kalkmaya çağırdılar İstanbul'u ve Türkiye'yi ve yeryüzünün tüm ezilenlerini... Çağrı gün gün cevabını bulmakta, Karasu Apartmanı'nın penceresinden dalgalanan bayrak, Parti'nin bayrağı olarak onurla ve cüretle ve nazlı nazlı dalgalanmakta hâlâ...

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de
En son KURTULUS tarafından 17. Nis 2017, 02:09 tarihinde darbelendi.

17. Nis 2017, 02:09
Profil Web sitesini ziyaret et
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Yandex [Bot] ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker