Zaman: 27. Mar 2019, 01:35

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
FollowersFollowers: 0
Sık kullanılanlarSık kullanılanlar: 0
Görüntüleme: 1555

 DHKP, Bülten No 48 
YazarMesaj
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 673
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj DHKP, Bülten No 48
Sayı: 48 / Tarih: 30 Mart 2015

KIZILDERE DEVRİMİN YOLUDUR!


İdeolojik Siyasi Öncülüğünü Emperyalizmin Yaptığı İnkar, Uzlaşma, Tasfiye Değil,

Kurtuluşa Kadar Savaş

30 MART-17 NİSAN, Devrim Şehitlerimizi Anma ve Parti’nin Kuruluşunu Kutlama Günleri’mizde 45 yıllık onurlu tarihimizin yaratıcısı Mahir Çayan’dan Dursun Karataş’a önderlerimizi ve tüm şehitlerimizi saygıyla anıyor, kuruluşumuzun 45. yılını devrim inancımızın coşkusu ve kararlılığıyla selamlıyoruz.

Kızıldere devrimin yoludur. Marksist-Leninist devrim anlayışının terk edilip, silahlı mücadele veren örgüt ve partilerin emperyalist ve yerli işbirlikçileri ile uzlaşma noktasına geldiği 2015’in dünyasında emperyalistler için tehdit oluşturan ML devrim anlayışıyla silahlı mücadele veren tek örgüt biziz.

Bütün emperyalistlerin tecrit, kuşatma ve her türlü saldırıları üzerimizde iken 45. yılımıza savaşı büyüterek onurlu ve başımız dik giriyoruz...

45 yıllık tarihimizin en zor dönemeçlerinde bile bizi yalnız bırakmayan fedakar halkımızı, en küçük bir katkılarından dolayı bile sempatizanlarımızı, taraftarlarımızı, tarihimiz boyunca canını ortaya koyarak hiçbir bedeli ödemekten çekinmeden öne atılan yöneticilerimizi, kadrolarımızı şehitlerimizin huzurunda selamlıyoruz...

Halkımız, yoldaşlar, dostlarımız...

Bu onurlu tarihi Kızıldere’nin yolundan bir milim bile sapmadan yürümemize borçluyuz.

Kızıldere devrimin yoludur!

Kızıldere ihtilalin yoludur!

Kızıldere bizi devrime götüren pusulamızdır!

84 Ölüm Oruçlarından 12 Temmuzlar’a, 17 Nisanlar’dan Büyük Direniş’e, sayısız ilklerin, kahramanlıkların yaratıcısıyız.

Büyük Direnişimiz Anadolu topraklarından devrim umudunun asla yok edilemeyeceğinin kanıtıdır. Erdallar, Hasan Selimler, İbrahimler, Muharremler, Berkinler... Büyük Direnişimizin zaferidir...

Savaşımızı Büyük Direnişimizin yaratıcılığıyla, feda ruhuyla büyüteceğiz... Emperyalizmin, işbirlikçi oligarşinin kuşatmalarını Büyük Direnişimizin yaratıcılığıyla, feda ruhuyla yaracağız...

İdeolojik-siyasi öncülüğünü emperyalizmin yaptığı Kürt milliyetçiliğinin, reformizmin, oportünizmin uzlaşma, tasfiye ve teslimiyetçiliğini Büyük Direnişimizin yaratıcılığı ve feda ruhuyla boşa çıkartacağız.



TARİHİN TEKERLEĞİ İLERİYE DÖNER. GELECEĞİ BİZ TEMSİL EDİYORUZ; TARİH BİZDEN YANA, EMPERYALİZM KENDİ SONUNU HAZIRLIYOR!

Yoldaşlar, halkımız...

ML devrim anlayışıyla silahlı mücadele veren tek örgüt biziz. Umutsuz olmayın. Karamsar olmayın. Tek başına kalmayı göze almadan devrim mücadelesi sürdürülemez. Kaldı ki, tek başımıza değiliz; halkımız bizimle, dünya halklı bizimle, tarih bizimle...

“Tarih sınıf savaşımından ibarettir” diyor ustalar; tarihte yenilgiler de, zaferler de iç içedir. Hiçbir kuvvet tarihin akışını geriye çeviremez.

Tarih bizden yana, geleceğin temsilcisi biziz. Emperyalizm çürüyen kapitalizmdir. Kapitalizmin son aşamasıdır.

Sosyalizm proletaryanın öncülüğünde, çürüyen, lime lime dökülen emperyalist kapitalizmin sonunu getirecek yepyeni bir toplumsal düzendir.

Tüm dünyada ulusal-sosyal kurtuluş hareketlerinin emperyalizm ve işbirlikçi iktidarlarla uzlaşma içine girip silahların üstüne beton dökmeye hazırlanması kimseyi yanıltmasın. Dünya halklarının tek alternatifi sosyalizmdir. Sosyalizme giden tek yol silahlı mücadeledir...

İşte emperyalistlerin geldiği durum. Amerika dünya imparatorluğunu ilan etmişti. Irak’ı, Afganistan’ı işgal etti... “Arap baharı” demagojileriyle Ortadoğu’da demokrasi havariliğine soyundu. Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da, Suriye’de “diktatörlükleri” yıkıp demokrasiyi getireceklerdi... Ortadoğu’daki bütün politikaları iflas etti. Dün “diktatörlükleri devireceğim” diye besleyip büyüttükleri IŞİD, El Nusra gibi işbirlikçi dinci örgütler bugün kendilerini vuran silaha dönüştü...

Irak’tan Afganistan’a, Suriye’den Afrika ülkelerine kadar emperyalizmin politikalarını iflas ettiren sınıfsal bakış açısından uzak da olsa halkların direnişidir. Emperyalistler işbirlikçi iktidarlar yaratsa da dünyanın hiçbir yerinde halkları teslim alamıyor.

Emperyalistler çaresizlik içinde dün “diktatör, terörist” dedikleriyle bugün yeni ittifaklar kurmaya çalışıyor. Dün “diktatörlükleri yıkmak için” diye besleyip büyüttüğü işbirlikçi dinci örgütlerle bugün çatışıyor... Ortadoğu’ya hakim olmak bir yana, bozulan dengeleri yeniden kurmaya çalışıyor...

Latin Amerika’da Venezuela’daki ekonomik krizi fırsat bilerek Venezuela’yı karıştırmak istiyor. Ukrayna’da Rusya muhaliflerini açıktan destekleyerek Kafkaslar’da Rusya’yı kuşatmak istiyor. Emperyalistler bütün bunları yaparken dünya halklarının kanını akıtmaya devam ediyor..

Dünya halkları şu gerçeği bir kez daha görmelidir; emperyalistler halkların baş düşmanıdır. Sınıf bilincinden kopuk, her zaman emperyalizmin işbirliğine açık dinci örgütler halkların kurtuluşunu sağlayamaz. Dünyanın dört bir yanındaki kan deryasının, açlığın, yoksulluğun tek nedeni emperyalizmdir. Ezilen dünya halkları için sosyalizmden başka alternatif, devrimden başka kurtuluş yoktur.



EMPERYALİZMİN MAŞASI İŞBİRLİKÇİ AKP’NİN TÜM POLİTİKALARI ÇÖKMÜŞTÜR!

Oligarşinin bugünkü temsilcisi AKP Amerika’nı en sadık uşaklarından birisidir. Ortadoğu’dan Afrika’ya, Balkanlar’dan Kafkaslar’a kadar Amerikan çıkarlarının bekçisidir. BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) kapsamında maşa olarak sınırsız kullanılmıştır. Ancak Suriye halkının direnişi karşısında çöken Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesiyle birlikte AKP’nin tüm politikaları da çökmüştür. Ortadoğu’da oluşturulmaya çalışılan yeni dengeler AKP iktidarına tümüyle ters de olsa AKP emperyalistlere uşaklık yapmak zorundadır. Bağımsızlığı olmayan yeni sömürge bir ülkenin emperyalizmden bağımsız hiçbir politikası olamaz. Yeni sömürgelerde AKP gibi işbirlikçi iktidarların temel görevi emperyalistlerin çıkarlarını korumaktır.

Bunun içindir ki, AKP’nin dış politikaları oligarşinin yönetememe krizini derinleştiren temel etkenlerden birisidir.



OLİGARŞİ TARİHİNİN EN BÜYÜK YÖNETEMEME KRİZLERİNDEN BİRİNİ YAŞIYOR!

ÇÖZÜM FAŞİZMİN PARLAMENTOSUNDA DEĞİL DEVRİMDEDİR!

1950’lerden beri seçimler yapılıyor. Oligarşinin parlamentosu halka umut olarak gösteriliyor. Oligarşinin parlamentosu halkın hiçbir sorununu çözmemiştir. Oligarşi yıpranan partilerinin yerine bir başka düzen partisini öne çıkartarak krizini hafifletmiş ve halk kitlelerini yeniden düzene yedeklemiştir.

Ancak bugün oligarşi 13 yıldır iktidarda olan AKP’nin tüm yıpranmışlığına rağmen alternatiflerini yaratamıyor.

AKP, oligarşik devletin kendi yasalarına göre de olsa halkı yönetmiyor. 12 Eylül faşist cunta anayasasını dahi uygulayacak manevra alanı yok. Tam bir diktatörlükle halkı faşist terörle baskı altında tutuyor.

AKP’nin iktidarı koruyabilmek için faşist terörden başka politikası yoktur...

AKP emperyalizmin yarattığı yağma talan soygun iktidarıdır... Bugün iktidar kavgası, yani yağma ve talan kavgası kendi içlerine kadar büyümüştür.



KÜRT MİLLİYETÇİ HAREKET EN KRİTİK DÖNEMLERİNDE AKP’NİN CAN SİMİDİ OLMUŞTUR!

Bizzat Abdullah Öcalan, AKP’ye verdikleri desteği “AKP’ye biz iktidarı altın tepside sunduk” diye ifade etmiştir. Oligarşiyle “barış”, “çözüm” adı altında yürütülen uzlaşma politikaları çerçevesinde Kürt milliyetçi hareketin desteği 13 yıl boyunca sürdü.

AKP oligarşi içi çatışmada rakiplerini bir bir yok ederken en büyük desteği yine Kürt milliyetçi hareketten aldı... “Açalım”, “barış”, “çözüm” adı altında sürdürülen uzlaşmacı politikalar ile AKP faşist iktidarını pekiştirdi... Yönetememe krizinin derinleştiği ve faşist terörün en üst noktaya çıktığı süreçlerde emperyalizmin ideolojik, siyasi öncülüğünü yaptığı İmralı’da Öcalan ile “çözüm” süreci başlatıldı...

İki yıl boyunca AKP ve Kürt milliyetçi hareket halkı “çözüm” süreciyle oyaladı. Bugün gelinen süreç Kürt Sorununun oligarşik düzen içinde çözümünün olmadığını bir kez daha kanıtlamıştır. Kürt halkına “çözüm” adı altında teslimiyet ve tasfiye dayatılmaktadır.

Kimse kendini aldatmasın; oligarşik düzen içinde Kürt sorununun çözümü yoktur. Tarih bir kez daha Kızıldere’nin tek doğru yol olduğunu kanıtlamıştır.



UZLAŞMA, TASFİYE, TESLİMİYET DEĞİL KURTULUŞA KADAR SAVAŞ!

Bağımsız Kürdistan hedefiyle gerilla mücadelesini başlatan Kürt milliyetçi hareket ‘90’ların başındaki karşı devrimlerle birlikte sırtını dayayacağı güç olarak emperyalistleri ve oligarşi içindeki çeşitli güçleri gördü. 1993 Newrozunda yaptığı tek taraflı ateşkes ilanından bugüne kadar stratejik hedefi oligarşiyle uzlaşmak oldu. Kürt milliyetçi hareket için gerilla savaşı oligarşiyle uzlaşmak için tehdit aracı olarak kullanıldı. Bütün mücadele tarihi boyunca emperyalizmi hiç hedef almadılar. Bugün Kürt milliyetçi hareketin önderliği silahlı mücadeleyi oligarşiyle uzlaşmanın önündeki engel olarak görmektedir. Öcalan ile AKP tarafından yürütülen “çözüm” süreci ise bu engelin tasfiye edilmesi sürecidir. Ancak oligarşi o kadar güçsüzdür ve yönetememe krizi o kadar derindir ki, Kürt halkını bu “süreç”e ikna edecek en küçük bir adımı dahi atamamaktadır.

Öcalan’ın 2015 Newroz mesajı silahları bırakmaktan geri dönüşün olmadığını göstermiştir. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Kürt sorunu yoktur” noktasına gelirken Öcalan Newroz masajında PKK’ye “kırk yıldır yürüttüğü silahlı olan mücadeleyi sonlandırmak ve yeni dönemin ruhuna uygun siyasal ve toplumsal strateji ve taktiklerini belirlemek için bir kongre yapmalarını gerekli ve tarihi görmekteyim” diye çağrı yapmaktadır.

Burada Öcalan’ın “yeni dönemin ruhuna uygun siyasal ve toplumsal strateji ve taktikler” den kastı; Ortadoğu’da emperyalizmin kurmaya çalıştığı yeni dengelerde rol üstlenmektir. Mesajın devamında vurgu yaptığı “Eşme ruhu” ise bu rolü oligarşi ile paylaşma isteğidir...



SİLAHLI MÜCADELENİN MİADININ DOLDUĞUNU İLAN ETMEK HALKLARIN DİRENME UMUDUNU BİTİRMEKTİR!

Ezenlere karşı ezilenlerin silahlı direnişi tarihin her kesitinde meşru ve tek geçerli yol olmuştur. Kürt milliyetçi hareketin silahlı mücadelenin miadının dolduğunu ilan etmesi milliyetçi politikaların iflasıdır. Miadını dolduran silahlı mücadele değil, Kürt milliyetçiliğidir. Küçük burjuva milliyetçilik temelinde yürütülen silahlı mücadele oligarşi ile uzlaşmanın önünde engel olmaktadır. Kürt milliyetçi hareket ise silahlı mücadelenin miadının dolduğunu ilan ederek sadece Kürt halkımızın değil, tüm halkların direnme umutlarını yok etmek istemektedir. Buna izin vermeyeceğiz. Öcalan’ın oligarşiyle uzlaşmak için ileri sürdüğü sübjektif düşünceleri tarihsel gerçekleri değiştiremez. Bugün emperyalistler ve işbirlikçileri tepeden tırnağa en gelişmiş silahlarla donanırken halklara silahlı mücadeleyi bırakın çağrısı yapmak halklara sırtını dönmektir. Halkların umudunu bitirmektir.



HALKLARIN DEMOKRASİ PARTİSİ DÜZENE GİDEN KÜRT MİLLİYETÇİ HAREKETİN SOLU DA DÜZENİN İÇİNE ÇEKME PROJESİDİR!

Bu proje emperyalizmden ve oligarşiden bağımsız değildir. Oligarşinin asıl hedefi DHKP-C’yi düzen içine çekmekti, bunu başaramadı, bizim için uzlaşmaya, teslimiyete, düzene giden tüm yollar kapalıdır.

BİZİM YOLUMUZ ÇAYANLAR’IN YOLUDUR! YOLUMUZ KIZILDERE’NİN, DEVRİMİN YOLUDUR!

Bugün HDP, solu düzen içine çekme misyonunu layıkıyla yerine getirmektedir. Bir kaç hareket dışında reformist, oportünist sol örgütler Kürt milliyetçi hareketin kuyruğunda emperyalizmin ve oligarşinin politikalarına yedeklenmişlerdir. ESP gibi bazı örgütler ise kendi kimliklerini tamamen unutup Kürt milliyetçi hareketin adına konuşmaktadır.

Oligarşinin yönetememe krizi alabildiğine büyürken, HDP düzenin muhalefeti olma misyonuna soyunmuştur.



OPORTÜNİST-REFORMİST SOL İDEOLOJİK BAĞIMSIZLIĞINI YİTİRMİŞTİR! KENDİNE AİT BAĞIMSIZ HİÇBİR POLİTİKASI YOKTUR!

Oligarşinin F Tipi saldırısı karşısında “direnmeyen çürür” demiştik. Reformist ve oportünist solu Büyük Direniş karşısındaki tavrı çürütmüştür. Çürüyen sol ideolojik, politik olarak ölmüştür. Kendine ait bağımsız hiçbir politikası yoktur. Kendi başına, bağımsız örgütlediği tek bir kampanyası, tek bir eylemi yoktur. Oportünizmin bu durumu bugün ortaya çıkmış değil, Büyük Direniş’e kadar uzanır.

Oportünizm ölüsünü Kürt milliyetçi hareketin yedeğine düşerek gizlemeye çalışıyor. Ancak Kürt milliyetçi hareketin yedeğinde geldikleri durum hiç de saklanıp gizlenecek gibi değildir. Kobane’de IŞİD’e karşı mücadele adı altında emperyalizmin kara gücü haline gelmişlerdir.

HDP içinde yer almayan ÖDP, TKP gibi reformist partiler seçimlerde olduğu gibi birlikte hareket etmeseler de oligarşiyle “barış”, “uzlaşma” gibi reformist politikalarda ya Kürt milliyetçi hareket ile ya da sivil toplumcu düzen içi politikalarda CHP ile aynı noktada buluşmaktadırlar. Halk için alternatif olacak ne bir politika üretebilmekte ne de bunu yapabilecek bir güçleri vardır.

Hala ML örgüt anlayışı ile varlığını koruyan kimi yapılar ise sol içinde oldukça etkisiz ve bağımsız bir politikayı hayata geçirememektedir.



DÜZENE DÖNENLER DEVRİME DÜŞMANLAŞIRLAR

Kürt milliyetçi hareket başından beri devrimci hareketi oligarşi ile uzlaşmanın önündeki engel olarak görmüştür. Onun için ‘90’lardan beri hareketimize karşı tavırları hep düşmanca saldırgan olmuştur. Bu saldırıları oligarşiyle uzlaşma masasına oturdukları dönemlerde silahlı, molotoflu kurum basmalardan, yakmalara kadar kimi zaman düşmanın bile yapmadığı fiili saldırılara dönüşmüştür. En son “Rojowa’ya devrim demiyorsunuz” diye bilinen bir müzik grubunun konserlerini engellemeleri bu saldırıların hangi boyutlara varacağını göstermektedir.

Değişmez kuraldır: Düzene dönenler devrimcilere düşmanlaşırlar. Kendilerini düzene kabul ettirmek için devrimcilere saldırırlar... Kürt milliyetçi hareket de emperyalizmin ve oligarşinin düşman olarak gördüğü ve terör listelerinin başına koyduğu hareketimize saldırarak kendini emperyalistlere ve işbirlikçi oligarşiye kanıtlamaya çalışıyor.

HDP içindeki reformist-oportünist kesimler ise “kraldan daha kralcı” olarak iftiracı, kışkırtıcı tavırlarıyla Kürt milliyetçi hareketin gölgesinde saldırıyor. Onların gerekçesi de aynıdır: Çünkü, düzene dönüşlerinde yüzlerine taktıkları maskeyi yırtıyoruz. Eleştirilerimizle, ideolojik mücadelemizle oligarşinin, emperyalizmin politikalarına yedeklenmelerini açığa çıkartıyoruz.



DÜZENE DÖNÜŞ, TASFİYECİLİK DAHA ÇOK DEVRİM VE SOSYALİZM SÖYLEMLERİ İLE YAPILIYOR!

Kürt milliyetçi hareket devrim kulvarını ta ‘90’ların başında terk etmiş bayrağından sosyalizmin simgesi olan orak-çekici söküp atmıştır. ‘90’lardan beri de burjuvaziyle aynı saflara geçip sosyalizmin değerlerine küfretmiştir. İmralı savunmalarında Öcalan ‘devrim’e karşı olduğunu “evrim’i savunduğunu söylemiştir.

Kürt milliyetçi hareketin önderliği devrimi inkar ederken bugün Kobane’de, Rojowa’da ne olmuştur da devrimden bahsedilmektedir?

Birincisi; Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesinde Kürt milliyetçi hareket ABD’nin öncülüğünü yaptığı koalisyon güçleri içinde yer almaktadır. İlerici olduğunu iddia eden hiçbir hareket ABD’nin güdümünde hareket etmeyi açıklayamaz... “Rojowa ve Kobane devrimi” söylemleri emperyalistlerle girilen ilişkiyi gizlemenin örtüsüdür.

İkincisi; Faşist düzenle uzlaşırken Türkiye solunu da yanında götürmek isteyen Kürt milliyetçi hareket “devrim-sosyalizm” demagojilerini yapmadan AKP faşizmiyle işbirliğini açıklayamaz.

Üçüncüsü; Düzen içine çekilmek istenen devrimci, ilerici sol, sosyalist kesimler “devrim ve sosyalizm” demagojisi yapılmadan çekilemez.

Demagoji “halk avcılığı” demektir. Kürt milliyetçi hareket ve onun yedeğindeki reformist-oportünist sol kesimler “devrim-sosyalizm” söylemleriyle halk avcılığı yapmaktadırlar...



“Devrim mevcut egemen sınıfların iktidarının aşağıdan yukarıya halk hareketiyle zora dayalı olarak ele geçirilmesi ve ele geçirilen bu iktidar vasıtasıyla da yukarıdan aşağıya yeni bir toplumsal üretim ilişkisinin, yani sosyalist üretim ilişkilerinin örgütlenmesidir”

Rojowa’da böyle bir devrimin tartışması bile söz konusu değildir. Sosyalizm kavramlarının içinin boşaltılmasına izin vermeyeceğiz. Bunu her zaman yapan burjuvazidir. Burjuvazi gerçek anlamda bir devrimden söz etmeyi yasaklayıp suç sayarken devrim olmayan her türlü gelişmeye devrim diyerek de devrimin içini boşaltmaya çalışmaktadır. Kürt milliyetçileri ve oportünizmin bugün yaptığı da budur.



TEK BAŞIMIZA DA KALSAK, SOSYALİZMİ SAVUNMANIN ONURU BİZİMDİR

Dün de, bugün de sosyalizmin onurunu canımız kanımız pahasına savunduk, savunuyoruz. Emperyalizm çağında devrimciliğin, ilericiliğin kıstası emperyalizme karşı alınan tavırdır. ‘90’lı yıllarda da, bugün de bunu tek başımıza kalma pahasına olsa da yaptık yapmaya devam ediyoruz.

Dayın’nın 21 yıl önce Partimizin kuruluş Kongresi’nde yaptığı şu değerlendirme bugün içinde aynen geçerlidir. “Emperyalizmin, sosyalist sistemi yıktığı, sosyalizmin yenildiği masallarını anlattığı bir dünyada, kendisine “devrimci-komünist” diyen birçok örgütün emperyalizmle uzlaşmak ve silah bırakmak için kuyruğa girdiği bir dünyada, “M-L’iz” diyerek tüm emperyalistlere ve yerli işbirlikçilerine meydan okuyarak, silahlı mücadele bayrağını kaldırmak, deli damgasını yemekle özdeşti....

Çürümenin, kokuşmanın doruğa tırmandığı, ihanetin alabildiğine ucuzladığı bu sol dünyada, namussuzların, hainlerin, ülkelerini emperyalistlere satanların yanı sıra, bütün dünyanın düşmanlığını kazanma pahasına bile olsa, proletaryanın, halkın, adaletin, özgürlüğün, sosyalizmin savunucusu olmalıydık.

Emperyalizme teslimiyet yarışına girildiği, çıkarlardan oluşmuş ve bataklık haline gelmiş bu sol içerisinde boğulmayacak, ayakta kalacak, sosyalizmi yeniden yükseltecek siyasal bir çizginin, M-L’nin yalnız ülkemizdeki değil, dünyadaki temsilcilerinden olmalıydık.

Hangi söylemle yola çıkarsa çıksın, ne tür büyük silahlı bir gücü elinde bulundurursa bulundursun, emperyalizme tavır almayan, onunla, uzlaşan her hareket, nihai sonuçta emperyalizmin denetimi altına girmeye ve ülkesini sömürgeleştirmeye mahkumdur.

Emperyalizm, kendisine tavır almayan özelliklerini korudukları sürece, bu örgütlerin dünyadaki politik dengeleri ve çıkarları çerçevesinde yaşamalarına, gelişmelerine izin vermekte bir sakınca görmeyecektir. Bu hareketler, aynı zamanda halkların kurtuluş yolunu saptıran, devrimci potansiyellerini tüketen, milliyetçi-pragmatist ideolojileriyle de sosyalizme karşı inançsızlığı geliştirerek, kapitalist bencilliği körükleyen bir işlev gördüğünden, bu olumsuz yanlarıyla halkların kurtuluş mücadelesinin gelişmesini dolaylı da olsa engelleyici bir rol oynuyorlardı. Bu nedenle, milliyetçiliği de körükleyip, kendi kendini tüketmesini sağlayarak, sosyalizm mücadelesi önünde bir engel olmaları emperyalizmin işine gelmektedir.” Emperyalistler sosyalizme en büyük zararı bu tür örgütlerle vermiştir. Onun için bu tür örgütleri desteklemiş ve politikaları doğrultusunda kullanmıştır.



BİZ KENDİ ROTAMIZDA YÜRÜMEYE, KENDİ SANDALYEMİZDE OTURMAYA

VE KAFAMIZIN ÜSTÜNDE KENDİ BAŞIMIZI TAŞIMAYA DEVAM EDİYORUZ!

Emperyalizmden oligarşiye... düşman ısrarla bizi de düzen içine çekmeye ve yok etmeye çalışmıştır. ‘90’larda 12 Temmuz katliamı, 16-17 Nisan katliamı, infazlar, işkenceler, kayıplar, onlarca yılı bulan hapislikler bunun içindi. 19 Aralık hapishaneler katliamı, F tipi tecrit politikaları bunun içindi. Ancak başaramadılar. Bugün artık itiraf ediyorlar “bir siz kaldınız değişmeyen” diyorlar... “Kızıldere’nin adı değişti siz hala değişmediniz” diyorlar.



HAYIR BİZ DEĞİŞMEYECEĞİZ!

HER CEPHELİ’NİN DOĞUM YERİ KIZILDERE’DİR!

Dayı’nın söylediği gibi; “Biz kendi rotamızda yürümeye, kendi sandalyemizde oturmaya ve kafamızın üstünde kendi başımızı taşımaya devam” edeceğiz. “Biz dünyanın en inatçı savaşçılarıyız, onlarla, yüzlerle katledilir, birliklerimiz imha olur, yine silahlanmaktan, savaşı sürdürmekten vazgeçmeyiz.”


BİZ KIZILDERE’NİN YOLUNDAN YÜRÜYORUZ!

BİZİM ROTAMIZ KIZILDERE’DİR!

KIZILDERE’NİN YOLUNDA EMPERYALİZME VE OLİGARŞİYE KARŞI HER ALANDA SAVAŞI BÜYÜTECEĞİZ!

Sayı: 48 / Tarih: 30 Mart 2015

KIZILDERE DEVRİMİN YOLUDUR!


İdeolojik Siyasi Öncülüğünü Emperyalizmin Yaptığı İnkar, Uzlaşma, Tasfiye Değil,

Kurtuluşa Kadar Savaş

30 MART-17 NİSAN, Devrim Şehitlerimizi Anma ve Parti’nin Kuruluşunu Kutlama Günleri’mizde 45 yıllık onurlu tarihimizin yaratıcısı Mahir Çayan’dan Dursun Karataş’a önderlerimizi ve tüm şehitlerimizi saygıyla anıyor, kuruluşumuzun 45. yılını devrim inancımızın coşkusu ve kararlılığıyla selamlıyoruz.

Kızıldere devrimin yoludur. Marksist-Leninist devrim anlayışının terk edilip, silahlı mücadele veren örgüt ve partilerin emperyalist ve yerli işbirlikçileri ile uzlaşma noktasına geldiği 2015’in dünyasında emperyalistler için tehdit oluşturan ML devrim anlayışıyla silahlı mücadele veren tek örgüt biziz.

Bütün emperyalistlerin tecrit, kuşatma ve her türlü saldırıları üzerimizde iken 45. yılımıza savaşı büyüterek onurlu ve başımız dik giriyoruz...

45 yıllık tarihimizin en zor dönemeçlerinde bile bizi yalnız bırakmayan fedakar halkımızı, en küçük bir katkılarından dolayı bile sempatizanlarımızı, taraftarlarımızı, tarihimiz boyunca canını ortaya koyarak hiçbir bedeli ödemekten çekinmeden öne atılan yöneticilerimizi, kadrolarımızı şehitlerimizin huzurunda selamlıyoruz...

Halkımız, yoldaşlar, dostlarımız...

Bu onurlu tarihi Kızıldere’nin yolundan bir milim bile sapmadan yürümemize borçluyuz.

Kızıldere devrimin yoludur!

Kızıldere ihtilalin yoludur!

Kızıldere bizi devrime götüren pusulamızdır!

84 Ölüm Oruçlarından 12 Temmuzlar’a, 17 Nisanlar’dan Büyük Direniş’e, sayısız ilklerin, kahramanlıkların yaratıcısıyız.

Büyük Direnişimiz Anadolu topraklarından devrim umudunun asla yok edilemeyeceğinin kanıtıdır. Erdallar, Hasan Selimler, İbrahimler, Muharremler, Berkinler... Büyük Direnişimizin zaferidir...

Savaşımızı Büyük Direnişimizin yaratıcılığıyla, feda ruhuyla büyüteceğiz... Emperyalizmin, işbirlikçi oligarşinin kuşatmalarını Büyük Direnişimizin yaratıcılığıyla, feda ruhuyla yaracağız...

İdeolojik-siyasi öncülüğünü emperyalizmin yaptığı Kürt milliyetçiliğinin, reformizmin, oportünizmin uzlaşma, tasfiye ve teslimiyetçiliğini Büyük Direnişimizin yaratıcılığı ve feda ruhuyla boşa çıkartacağız.



TARİHİN TEKERLEĞİ İLERİYE DÖNER. GELECEĞİ BİZ TEMSİL EDİYORUZ; TARİH BİZDEN YANA, EMPERYALİZM KENDİ SONUNU HAZIRLIYOR!

Yoldaşlar, halkımız...

ML devrim anlayışıyla silahlı mücadele veren tek örgüt biziz. Umutsuz olmayın. Karamsar olmayın. Tek başına kalmayı göze almadan devrim mücadelesi sürdürülemez. Kaldı ki, tek başımıza değiliz; halkımız bizimle, dünya halklı bizimle, tarih bizimle...

“Tarih sınıf savaşımından ibarettir” diyor ustalar; tarihte yenilgiler de, zaferler de iç içedir. Hiçbir kuvvet tarihin akışını geriye çeviremez.

Tarih bizden yana, geleceğin temsilcisi biziz. Emperyalizm çürüyen kapitalizmdir. Kapitalizmin son aşamasıdır.

Sosyalizm proletaryanın öncülüğünde, çürüyen, lime lime dökülen emperyalist kapitalizmin sonunu getirecek yepyeni bir toplumsal düzendir.

Tüm dünyada ulusal-sosyal kurtuluş hareketlerinin emperyalizm ve işbirlikçi iktidarlarla uzlaşma içine girip silahların üstüne beton dökmeye hazırlanması kimseyi yanıltmasın. Dünya halklarının tek alternatifi sosyalizmdir. Sosyalizme giden tek yol silahlı mücadeledir...

İşte emperyalistlerin geldiği durum. Amerika dünya imparatorluğunu ilan etmişti. Irak’ı, Afganistan’ı işgal etti... “Arap baharı” demagojileriyle Ortadoğu’da demokrasi havariliğine soyundu. Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da, Suriye’de “diktatörlükleri” yıkıp demokrasiyi getireceklerdi... Ortadoğu’daki bütün politikaları iflas etti. Dün “diktatörlükleri devireceğim” diye besleyip büyüttükleri IŞİD, El Nusra gibi işbirlikçi dinci örgütler bugün kendilerini vuran silaha dönüştü...

Irak’tan Afganistan’a, Suriye’den Afrika ülkelerine kadar emperyalizmin politikalarını iflas ettiren sınıfsal bakış açısından uzak da olsa halkların direnişidir. Emperyalistler işbirlikçi iktidarlar yaratsa da dünyanın hiçbir yerinde halkları teslim alamıyor.

Emperyalistler çaresizlik içinde dün “diktatör, terörist” dedikleriyle bugün yeni ittifaklar kurmaya çalışıyor. Dün “diktatörlükleri yıkmak için” diye besleyip büyüttüğü işbirlikçi dinci örgütlerle bugün çatışıyor... Ortadoğu’ya hakim olmak bir yana, bozulan dengeleri yeniden kurmaya çalışıyor...

Latin Amerika’da Venezuela’daki ekonomik krizi fırsat bilerek Venezuela’yı karıştırmak istiyor. Ukrayna’da Rusya muhaliflerini açıktan destekleyerek Kafkaslar’da Rusya’yı kuşatmak istiyor. Emperyalistler bütün bunları yaparken dünya halklarının kanını akıtmaya devam ediyor..

Dünya halkları şu gerçeği bir kez daha görmelidir; emperyalistler halkların baş düşmanıdır. Sınıf bilincinden kopuk, her zaman emperyalizmin işbirliğine açık dinci örgütler halkların kurtuluşunu sağlayamaz. Dünyanın dört bir yanındaki kan deryasının, açlığın, yoksulluğun tek nedeni emperyalizmdir. Ezilen dünya halkları için sosyalizmden başka alternatif, devrimden başka kurtuluş yoktur.



EMPERYALİZMİN MAŞASI İŞBİRLİKÇİ AKP’NİN TÜM POLİTİKALARI ÇÖKMÜŞTÜR!

Oligarşinin bugünkü temsilcisi AKP Amerika’nı en sadık uşaklarından birisidir. Ortadoğu’dan Afrika’ya, Balkanlar’dan Kafkaslar’a kadar Amerikan çıkarlarının bekçisidir. BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) kapsamında maşa olarak sınırsız kullanılmıştır. Ancak Suriye halkının direnişi karşısında çöken Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesiyle birlikte AKP’nin tüm politikaları da çökmüştür. Ortadoğu’da oluşturulmaya çalışılan yeni dengeler AKP iktidarına tümüyle ters de olsa AKP emperyalistlere uşaklık yapmak zorundadır. Bağımsızlığı olmayan yeni sömürge bir ülkenin emperyalizmden bağımsız hiçbir politikası olamaz. Yeni sömürgelerde AKP gibi işbirlikçi iktidarların temel görevi emperyalistlerin çıkarlarını korumaktır.

Bunun içindir ki, AKP’nin dış politikaları oligarşinin yönetememe krizini derinleştiren temel etkenlerden birisidir.



OLİGARŞİ TARİHİNİN EN BÜYÜK YÖNETEMEME KRİZLERİNDEN BİRİNİ YAŞIYOR!

ÇÖZÜM FAŞİZMİN PARLAMENTOSUNDA DEĞİL DEVRİMDEDİR!

1950’lerden beri seçimler yapılıyor. Oligarşinin parlamentosu halka umut olarak gösteriliyor. Oligarşinin parlamentosu halkın hiçbir sorununu çözmemiştir. Oligarşi yıpranan partilerinin yerine bir başka düzen partisini öne çıkartarak krizini hafifletmiş ve halk kitlelerini yeniden düzene yedeklemiştir.

Ancak bugün oligarşi 13 yıldır iktidarda olan AKP’nin tüm yıpranmışlığına rağmen alternatiflerini yaratamıyor.

AKP, oligarşik devletin kendi yasalarına göre de olsa halkı yönetmiyor. 12 Eylül faşist cunta anayasasını dahi uygulayacak manevra alanı yok. Tam bir diktatörlükle halkı faşist terörle baskı altında tutuyor.

AKP’nin iktidarı koruyabilmek için faşist terörden başka politikası yoktur...

AKP emperyalizmin yarattığı yağma talan soygun iktidarıdır... Bugün iktidar kavgası, yani yağma ve talan kavgası kendi içlerine kadar büyümüştür.



KÜRT MİLLİYETÇİ HAREKET EN KRİTİK DÖNEMLERİNDE AKP’NİN CAN SİMİDİ OLMUŞTUR!

Bizzat Abdullah Öcalan, AKP’ye verdikleri desteği “AKP’ye biz iktidarı altın tepside sunduk” diye ifade etmiştir. Oligarşiyle “barış”, “çözüm” adı altında yürütülen uzlaşma politikaları çerçevesinde Kürt milliyetçi hareketin desteği 13 yıl boyunca sürdü.

AKP oligarşi içi çatışmada rakiplerini bir bir yok ederken en büyük desteği yine Kürt milliyetçi hareketten aldı... “Açalım”, “barış”, “çözüm” adı altında sürdürülen uzlaşmacı politikalar ile AKP faşist iktidarını pekiştirdi... Yönetememe krizinin derinleştiği ve faşist terörün en üst noktaya çıktığı süreçlerde emperyalizmin ideolojik, siyasi öncülüğünü yaptığı İmralı’da Öcalan ile “çözüm” süreci başlatıldı...

İki yıl boyunca AKP ve Kürt milliyetçi hareket halkı “çözüm” süreciyle oyaladı. Bugün gelinen süreç Kürt Sorununun oligarşik düzen içinde çözümünün olmadığını bir kez daha kanıtlamıştır. Kürt halkına “çözüm” adı altında teslimiyet ve tasfiye dayatılmaktadır.

Kimse kendini aldatmasın; oligarşik düzen içinde Kürt sorununun çözümü yoktur. Tarih bir kez daha Kızıldere’nin tek doğru yol olduğunu kanıtlamıştır.



UZLAŞMA, TASFİYE, TESLİMİYET DEĞİL KURTULUŞA KADAR SAVAŞ!

Bağımsız Kürdistan hedefiyle gerilla mücadelesini başlatan Kürt milliyetçi hareket ‘90’ların başındaki karşı devrimlerle birlikte sırtını dayayacağı güç olarak emperyalistleri ve oligarşi içindeki çeşitli güçleri gördü. 1993 Newrozunda yaptığı tek taraflı ateşkes ilanından bugüne kadar stratejik hedefi oligarşiyle uzlaşmak oldu. Kürt milliyetçi hareket için gerilla savaşı oligarşiyle uzlaşmak için tehdit aracı olarak kullanıldı. Bütün mücadele tarihi boyunca emperyalizmi hiç hedef almadılar. Bugün Kürt milliyetçi hareketin önderliği silahlı mücadeleyi oligarşiyle uzlaşmanın önündeki engel olarak görmektedir. Öcalan ile AKP tarafından yürütülen “çözüm” süreci ise bu engelin tasfiye edilmesi sürecidir. Ancak oligarşi o kadar güçsüzdür ve yönetememe krizi o kadar derindir ki, Kürt halkını bu “süreç”e ikna edecek en küçük bir adımı dahi atamamaktadır.

Öcalan’ın 2015 Newroz mesajı silahları bırakmaktan geri dönüşün olmadığını göstermiştir. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Kürt sorunu yoktur” noktasına gelirken Öcalan Newroz masajında PKK’ye “kırk yıldır yürüttüğü silahlı olan mücadeleyi sonlandırmak ve yeni dönemin ruhuna uygun siyasal ve toplumsal strateji ve taktiklerini belirlemek için bir kongre yapmalarını gerekli ve tarihi görmekteyim” diye çağrı yapmaktadır.

Burada Öcalan’ın “yeni dönemin ruhuna uygun siyasal ve toplumsal strateji ve taktikler” den kastı; Ortadoğu’da emperyalizmin kurmaya çalıştığı yeni dengelerde rol üstlenmektir. Mesajın devamında vurgu yaptığı “Eşme ruhu” ise bu rolü oligarşi ile paylaşma isteğidir...



SİLAHLI MÜCADELENİN MİADININ DOLDUĞUNU İLAN ETMEK HALKLARIN DİRENME UMUDUNU BİTİRMEKTİR!

Ezenlere karşı ezilenlerin silahlı direnişi tarihin her kesitinde meşru ve tek geçerli yol olmuştur. Kürt milliyetçi hareketin silahlı mücadelenin miadının dolduğunu ilan etmesi milliyetçi politikaların iflasıdır. Miadını dolduran silahlı mücadele değil, Kürt milliyetçiliğidir. Küçük burjuva milliyetçilik temelinde yürütülen silahlı mücadele oligarşi ile uzlaşmanın önünde engel olmaktadır. Kürt milliyetçi hareket ise silahlı mücadelenin miadının dolduğunu ilan ederek sadece Kürt halkımızın değil, tüm halkların direnme umutlarını yok etmek istemektedir. Buna izin vermeyeceğiz. Öcalan’ın oligarşiyle uzlaşmak için ileri sürdüğü sübjektif düşünceleri tarihsel gerçekleri değiştiremez. Bugün emperyalistler ve işbirlikçileri tepeden tırnağa en gelişmiş silahlarla donanırken halklara silahlı mücadeleyi bırakın çağrısı yapmak halklara sırtını dönmektir. Halkların umudunu bitirmektir.



HALKLARIN DEMOKRASİ PARTİSİ DÜZENE GİDEN KÜRT MİLLİYETÇİ HAREKETİN SOLU DA DÜZENİN İÇİNE ÇEKME PROJESİDİR!

Bu proje emperyalizmden ve oligarşiden bağımsız değildir. Oligarşinin asıl hedefi DHKP-C’yi düzen içine çekmekti, bunu başaramadı, bizim için uzlaşmaya, teslimiyete, düzene giden tüm yollar kapalıdır.

BİZİM YOLUMUZ ÇAYANLAR’IN YOLUDUR! YOLUMUZ KIZILDERE’NİN, DEVRİMİN YOLUDUR!

Bugün HDP, solu düzen içine çekme misyonunu layıkıyla yerine getirmektedir. Bir kaç hareket dışında reformist, oportünist sol örgütler Kürt milliyetçi hareketin kuyruğunda emperyalizmin ve oligarşinin politikalarına yedeklenmişlerdir. ESP gibi bazı örgütler ise kendi kimliklerini tamamen unutup Kürt milliyetçi hareketin adına konuşmaktadır.

Oligarşinin yönetememe krizi alabildiğine büyürken, HDP düzenin muhalefeti olma misyonuna soyunmuştur.



OPORTÜNİST-REFORMİST SOL İDEOLOJİK BAĞIMSIZLIĞINI YİTİRMİŞTİR! KENDİNE AİT BAĞIMSIZ HİÇBİR POLİTİKASI YOKTUR!

Oligarşinin F Tipi saldırısı karşısında “direnmeyen çürür” demiştik. Reformist ve oportünist solu Büyük Direniş karşısındaki tavrı çürütmüştür. Çürüyen sol ideolojik, politik olarak ölmüştür. Kendine ait bağımsız hiçbir politikası yoktur. Kendi başına, bağımsız örgütlediği tek bir kampanyası, tek bir eylemi yoktur. Oportünizmin bu durumu bugün ortaya çıkmış değil, Büyük Direniş’e kadar uzanır.

Oportünizm ölüsünü Kürt milliyetçi hareketin yedeğine düşerek gizlemeye çalışıyor. Ancak Kürt milliyetçi hareketin yedeğinde geldikleri durum hiç de saklanıp gizlenecek gibi değildir. Kobane’de IŞİD’e karşı mücadele adı altında emperyalizmin kara gücü haline gelmişlerdir.

HDP içinde yer almayan ÖDP, TKP gibi reformist partiler seçimlerde olduğu gibi birlikte hareket etmeseler de oligarşiyle “barış”, “uzlaşma” gibi reformist politikalarda ya Kürt milliyetçi hareket ile ya da sivil toplumcu düzen içi politikalarda CHP ile aynı noktada buluşmaktadırlar. Halk için alternatif olacak ne bir politika üretebilmekte ne de bunu yapabilecek bir güçleri vardır.

Hala ML örgüt anlayışı ile varlığını koruyan kimi yapılar ise sol içinde oldukça etkisiz ve bağımsız bir politikayı hayata geçirememektedir.



DÜZENE DÖNENLER DEVRİME DÜŞMANLAŞIRLAR

Kürt milliyetçi hareket başından beri devrimci hareketi oligarşi ile uzlaşmanın önündeki engel olarak görmüştür. Onun için ‘90’lardan beri hareketimize karşı tavırları hep düşmanca saldırgan olmuştur. Bu saldırıları oligarşiyle uzlaşma masasına oturdukları dönemlerde silahlı, molotoflu kurum basmalardan, yakmalara kadar kimi zaman düşmanın bile yapmadığı fiili saldırılara dönüşmüştür. En son “Rojowa’ya devrim demiyorsunuz” diye bilinen bir müzik grubunun konserlerini engellemeleri bu saldırıların hangi boyutlara varacağını göstermektedir.

Değişmez kuraldır: Düzene dönenler devrimcilere düşmanlaşırlar. Kendilerini düzene kabul ettirmek için devrimcilere saldırırlar... Kürt milliyetçi hareket de emperyalizmin ve oligarşinin düşman olarak gördüğü ve terör listelerinin başına koyduğu hareketimize saldırarak kendini emperyalistlere ve işbirlikçi oligarşiye kanıtlamaya çalışıyor.

HDP içindeki reformist-oportünist kesimler ise “kraldan daha kralcı” olarak iftiracı, kışkırtıcı tavırlarıyla Kürt milliyetçi hareketin gölgesinde saldırıyor. Onların gerekçesi de aynıdır: Çünkü, düzene dönüşlerinde yüzlerine taktıkları maskeyi yırtıyoruz. Eleştirilerimizle, ideolojik mücadelemizle oligarşinin, emperyalizmin politikalarına yedeklenmelerini açığa çıkartıyoruz.



DÜZENE DÖNÜŞ, TASFİYECİLİK DAHA ÇOK DEVRİM VE SOSYALİZM SÖYLEMLERİ İLE YAPILIYOR!

Kürt milliyetçi hareket devrim kulvarını ta ‘90’ların başında terk etmiş bayrağından sosyalizmin simgesi olan orak-çekici söküp atmıştır. ‘90’lardan beri de burjuvaziyle aynı saflara geçip sosyalizmin değerlerine küfretmiştir. İmralı savunmalarında Öcalan ‘devrim’e karşı olduğunu “evrim’i savunduğunu söylemiştir.

Kürt milliyetçi hareketin önderliği devrimi inkar ederken bugün Kobane’de, Rojowa’da ne olmuştur da devrimden bahsedilmektedir?

Birincisi; Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesinde Kürt milliyetçi hareket ABD’nin öncülüğünü yaptığı koalisyon güçleri içinde yer almaktadır. İlerici olduğunu iddia eden hiçbir hareket ABD’nin güdümünde hareket etmeyi açıklayamaz... “Rojowa ve Kobane devrimi” söylemleri emperyalistlerle girilen ilişkiyi gizlemenin örtüsüdür.

İkincisi; Faşist düzenle uzlaşırken Türkiye solunu da yanında götürmek isteyen Kürt milliyetçi hareket “devrim-sosyalizm” demagojilerini yapmadan AKP faşizmiyle işbirliğini açıklayamaz.

Üçüncüsü; Düzen içine çekilmek istenen devrimci, ilerici sol, sosyalist kesimler “devrim ve sosyalizm” demagojisi yapılmadan çekilemez.

Demagoji “halk avcılığı” demektir. Kürt milliyetçi hareket ve onun yedeğindeki reformist-oportünist sol kesimler “devrim-sosyalizm” söylemleriyle halk avcılığı yapmaktadırlar...



“Devrim mevcut egemen sınıfların iktidarının aşağıdan yukarıya halk hareketiyle zora dayalı olarak ele geçirilmesi ve ele geçirilen bu iktidar vasıtasıyla da yukarıdan aşağıya yeni bir toplumsal üretim ilişkisinin, yani sosyalist üretim ilişkilerinin örgütlenmesidir”

Rojowa’da böyle bir devrimin tartışması bile söz konusu değildir. Sosyalizm kavramlarının içinin boşaltılmasına izin vermeyeceğiz. Bunu her zaman yapan burjuvazidir. Burjuvazi gerçek anlamda bir devrimden söz etmeyi yasaklayıp suç sayarken devrim olmayan her türlü gelişmeye devrim diyerek de devrimin içini boşaltmaya çalışmaktadır. Kürt milliyetçileri ve oportünizmin bugün yaptığı da budur.



TEK BAŞIMIZA DA KALSAK, SOSYALİZMİ SAVUNMANIN ONURU BİZİMDİR

Dün de, bugün de sosyalizmin onurunu canımız kanımız pahasına savunduk, savunuyoruz. Emperyalizm çağında devrimciliğin, ilericiliğin kıstası emperyalizme karşı alınan tavırdır. ‘90’lı yıllarda da, bugün de bunu tek başımıza kalma pahasına olsa da yaptık yapmaya devam ediyoruz.

Dayın’nın 21 yıl önce Partimizin kuruluş Kongresi’nde yaptığı şu değerlendirme bugün içinde aynen geçerlidir. “Emperyalizmin, sosyalist sistemi yıktığı, sosyalizmin yenildiği masallarını anlattığı bir dünyada, kendisine “devrimci-komünist” diyen birçok örgütün emperyalizmle uzlaşmak ve silah bırakmak için kuyruğa girdiği bir dünyada, “M-L’iz” diyerek tüm emperyalistlere ve yerli işbirlikçilerine meydan okuyarak, silahlı mücadele bayrağını kaldırmak, deli damgasını yemekle özdeşti....

Çürümenin, kokuşmanın doruğa tırmandığı, ihanetin alabildiğine ucuzladığı bu sol dünyada, namussuzların, hainlerin, ülkelerini emperyalistlere satanların yanı sıra, bütün dünyanın düşmanlığını kazanma pahasına bile olsa, proletaryanın, halkın, adaletin, özgürlüğün, sosyalizmin savunucusu olmalıydık.

Emperyalizme teslimiyet yarışına girildiği, çıkarlardan oluşmuş ve bataklık haline gelmiş bu sol içerisinde boğulmayacak, ayakta kalacak, sosyalizmi yeniden yükseltecek siyasal bir çizginin, M-L’nin yalnız ülkemizdeki değil, dünyadaki temsilcilerinden olmalıydık.

Hangi söylemle yola çıkarsa çıksın, ne tür büyük silahlı bir gücü elinde bulundurursa bulundursun, emperyalizme tavır almayan, onunla, uzlaşan her hareket, nihai sonuçta emperyalizmin denetimi altına girmeye ve ülkesini sömürgeleştirmeye mahkumdur.

Emperyalizm, kendisine tavır almayan özelliklerini korudukları sürece, bu örgütlerin dünyadaki politik dengeleri ve çıkarları çerçevesinde yaşamalarına, gelişmelerine izin vermekte bir sakınca görmeyecektir. Bu hareketler, aynı zamanda halkların kurtuluş yolunu saptıran, devrimci potansiyellerini tüketen, milliyetçi-pragmatist ideolojileriyle de sosyalizme karşı inançsızlığı geliştirerek, kapitalist bencilliği körükleyen bir işlev gördüğünden, bu olumsuz yanlarıyla halkların kurtuluş mücadelesinin gelişmesini dolaylı da olsa engelleyici bir rol oynuyorlardı. Bu nedenle, milliyetçiliği de körükleyip, kendi kendini tüketmesini sağlayarak, sosyalizm mücadelesi önünde bir engel olmaları emperyalizmin işine gelmektedir.” Emperyalistler sosyalizme en büyük zararı bu tür örgütlerle vermiştir. Onun için bu tür örgütleri desteklemiş ve politikaları doğrultusunda kullanmıştır.



BİZ KENDİ ROTAMIZDA YÜRÜMEYE, KENDİ SANDALYEMİZDE OTURMAYA

VE KAFAMIZIN ÜSTÜNDE KENDİ BAŞIMIZI TAŞIMAYA DEVAM EDİYORUZ!

Emperyalizmden oligarşiye... düşman ısrarla bizi de düzen içine çekmeye ve yok etmeye çalışmıştır. ‘90’larda 12 Temmuz katliamı, 16-17 Nisan katliamı, infazlar, işkenceler, kayıplar, onlarca yılı bulan hapislikler bunun içindi. 19 Aralık hapishaneler katliamı, F tipi tecrit politikaları bunun içindi. Ancak başaramadılar. Bugün artık itiraf ediyorlar “bir siz kaldınız değişmeyen” diyorlar... “Kızıldere’nin adı değişti siz hala değişmediniz” diyorlar.



HAYIR BİZ DEĞİŞMEYECEĞİZ!

HER CEPHELİ’NİN DOĞUM YERİ KIZILDERE’DİR!

Dayı’nın söylediği gibi; “Biz kendi rotamızda yürümeye, kendi sandalyemizde oturmaya ve kafamızın üstünde kendi başımızı taşımaya devam” edeceğiz. “Biz dünyanın en inatçı savaşçılarıyız, onlarla, yüzlerle katledilir, birliklerimiz imha olur, yine silahlanmaktan, savaşı sürdürmekten vazgeçmeyiz.”


BİZ KIZILDERE’NİN YOLUNDAN YÜRÜYORUZ!

BİZİM ROTAMIZ KIZILDERE’DİR!

KIZILDERE’NİN YOLUNDA EMPERYALİZME VE OLİGARŞİYE KARŞI HER ALANDA SAVAŞI BÜYÜTECEĞİZ!

Kızıldere’nin yolu oligarşiyle, emperyalizmle uzlaşmanın işbirliğinin yolu değil; KAHROLSUN EMPERYALİZM YAŞASIN BAĞIMSIZ TÜRKİYE diyenlerin yoludur!

Kızıldere’nin yolu “barış” adı altında oligarşiyle, emperyalizmle uzlaşmanın, silahlı mücadeleyi tasfiyenin yolu değil, KURTULUŞA KADAR SAVAŞ diyenlerin yoludur.

Kızıldere’nin yolu devrimin yoludur! Devrim oligarşiyle ve emperyalizmle uzlaşarak, düzen içi yöntemlerle değil savaşı büyüterek gerçekleşecektir. Devrimin başka yolu yoktur. Başka yolu olduğunu iddia edenler halka yalan söyleyenlerdir.

Tüm dünyada tek başımıza da kalsak savaşı büyüteceğiz. 2015 yılının daha ilk gününde zulmün saraylarından biri olan Dolmabahçe’ye dayanmamız bunun içindir.

Şehirlerden kırlara... her alanda savaşı büyüteceğiz. Alanlardan saraylara her yerde düşmandan hesap soracağız. KERPİÇ EVLERDEN GELİP SARAYLARINI YIKACAĞIZ!

“Barış”, “çözüm”, “demokratikleşme”... bunların hepsi safsatadır. Faşizmler barış olmaz. Dünyanın hiçbir yerinde olmamıştır.

AKP iktidarı doğusundan batısına ülkemizin dört bir yanında halkımıza karşı savaş halindeyken “barış”tan, “demokratikleşmek”ten bahsetmek, halka karşı açılan savaşta halkı silahsızlandırmaktır. Halkı sahte umutlar, beklentiler içine sokarak faşist AKP iktidarının politikalarına güç vermektir.

AKP, polisin, MİT’in, askerin yanı sıra mafya çetelerini dahi kontra bir güç olarak halka karşı kullanmaktadır.

Devrimcilerin görevi bu gerçeği gözardı ederek halkın faşist düzene olan öfkesini olmayan “barış”, “çözüm” söylemleriyle düzen içine çekmek değil, bu gerçekliğe göre halkı silahlandırmak ve halkın silahlı savaşını örgütlemektir.



CEPHELİLER! HALKIMIZ!...

AKP’nin her geçen gün daha da pervasızlaşan faşist terörü, iç güvenlik yasaları... hepsi çaresizliğindendir. Yönetememe krizinin büyüklüğündendir. Devrimcilerden halktan korkusundandır.

AKP’nin krizini derinleştirmek, korkularını büyütmek devrimcilerin görevidir.

Bunun yolu her alanda silahlı mücadeleyi örgütlemekten ve büyütmekten geçer...

Bunun yolu boykotlarla, direnişlerle, barikatlarla ve her türlü meşru mücadele araçlarıyla hesap sormaktan geçiyor.

Amerika, “Tekrar ML bir örgütün güç olmasına izin veremeyeceğiz. Dünyaya olumsuz örnek olacaklar, bundan sonra herkes kendini bize karşı eylem yapabilecek güçte hissedecek, bu çok tehlikeli bir yönelim… buna asla izin vermeyeceğiz!” diyor.

ML bir örgüt olarak dünya halklarına örnek olmamıza hiçbir güç engel olamayacaktır!



CEPHELİLER!

Silahlı savaşı büyütmemiz sadece Türkiye halklarına değil, ezilen, sömürülen tüm dünya halkları için umut olacaktır. Her Cepheli bu umudu ete kemiğe büründürme misyonuyla görevlidir.



HALKIMIZ VE DÜNYA HALKLARI!

1970’lerden bugüne 45 yıldır sosyalizmin bayrağını tek başımıza kalma pahasına büyük bedeller ödeyerek onurla, gururla dalgalandırdık dalgalandırıyoruz.

Tarih bizi her geçen gün doğrulamaktadır: Silah bırakıp düzene dönen örgütler sadece kedilerini tasfiye ederler, halkların mücadelesine önemli bir etkide bulunamazlar. Halkların sosyalizmden başka kurtuluş yolu yoktur. Halklarımızı kurtuluşa götürecek olan DHKP-C’dir.

Tüm dünyada herkes emperyalizmle ve işbirlikçi iktidarlarla uzlaşsa da biz uzlaşmayacağız. Kızıldere’nin yolunda devrimin ve sosyalizmin bayrağını dalgalandırmaya devam edeceğiz.

Kızıldere’nin yolu uzlaşmanın, tasfiyenin, teslimiyetin yolu değil devrimin yoludur. Kızıldere’nin yolunda oligarşiye ve emperyalizme daha büyük darbeler vurarak savaşını büyüteceğiz.


30 Mart -17 Nisan Devrim Şehitlerini Anma ve Partimizin Kuruluşunu Kutlama Günleri’nde halkımıza ve şehitlerimize ant olsun ki, yolumuzdan dönmeyeceğiz, bedeli ne olursa olsun sosyalizm yolunda kurtuluşa kadar savaşacağız. Türkiye ve Dünya halklarına anti-emperyalist, anti-oligarşik halk iktidarını armağan edeceğiz!

YAŞASIN DEVRİM YAŞASIN SOSYALİZM!

YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ

YAŞASIN ÖNDERİMİZ DURSUN KARATAŞ!

YAŞASIN DEVRİMCİ HALK KURTULUŞ PARTİSİ CEPHESİ!

UZLAŞMA, TASFİYE, TESLİMİYET DEĞİL, KURTULUŞA KADAR SAVAŞ!

Devrimci Halk Kurtuluş Partisi

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de


30. Mar 2015, 12:32
Profil Web sitesini ziyaret et
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
cron
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker