Zaman: 27. Mar 2019, 02:05

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Forum Katagorileri
Ara


Advanced Search
Sayfaniza Ekleyin
The HTML code below contain all the necessary code to link to userboard.org please feel free to add it to your site.



Effect of above code: DEVRIM KURTULUS



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
FollowersFollowers: 0
Sık kullanılanlarSık kullanılanlar: 0
Görüntüleme: 262

 Ya hûnê min xelatkin, ya hûnê min celladkin… 
YazarMesaj
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01.2012
Mesajlar: 673
Konum: kurtulusum@hotmail.de
Gender: Male
Mesaj Ya hûnê min xelatkin, ya hûnê min celladkin…
“Serzenişlerim, bağrışlarım, sevdam yalnız sanadır *

Kışın son demlerinde güneş telli duvaklı bir gelin misali duvağını yalnız Munzur’a açtırırken bir araya gelmişler. Hava alabildiğince soğuk. Beyaz renkten başka hiçbir şey gözükmüyor. Ama onlar keskin bir rüzgârın yüzlerini parçalamasına aldırış etmeksizin süzmüşler ufuklarını Munzur’un…

“Eve gitmemiz lazım, burada kalırsak donacağız” diye söylenmiş yâri. Buna sadece gülüp geçmiş bizimkisi. Ona göre böyle bir şey mümkün değil, yapılması gereken tek şey, birbirine sokulmak, donmamaya çalışmak, karın altına inip rüzgârdan korunmakmış.
Yâri buna da itiraz etmiş ve yine inmişler ovacığa


Üzerinden otuz yıl geçmesine rağmen hıçkırıklara boğularak böyle anlattı Revok serencamlarını.
“Aslında baştan belliydi akıbetimiz” diyerek ilk nefeste yarıladı sigarasını.
Eğdi başını;
Ve devam etti intizarına yarım yamalak Türkçesiyle. Yani biraz Türkçe çokça Kürtçe…

“Sen aldın ellerini benden” dedi usulca, “seni kaybetmeme ve yıllarca gözyaşı dökmeme de sen izin verdin. Ne zamana kadar beni oyalayacaksın ki gönül meyhanende sarhoşluğum geçsin. Yetmedi mi bu kadar çektiğim ezalar. Daha ne kadar ardım sıra deli diye bağıracak mahallemizin esmer tenli çocukları…”

Titredi,  sesi kısıldı; “kaç yıllık hasretimin goncası” dedi. Cebinden çıkardığı tütün tabakasının bir sağına bir soluna hafifçe vurdu, açtı tabakasını bir sigara daha sardı uzattı mertliğinin terennümü olarak…

Bilmiyorum ki dedi neden darılmıştı bana neden küsmüştü neden uzaklaşmıştı? Nerden bilebilirdim ki av avcısını avlayacak…”

Şalvarına dökülen tütünleri elleriyle rüzgâra karşı bir o tarafa bir bu tarafa doğru savururken neden sonra fark etti poşusunun sırtından aşağıya kaydığını, bir el çabukluğuyla düzeltti ve devam etti; “Söz vermişti bana eğer bir gün olsun onun gecesindeki şema yanmadıysam, Onu Binevş kendimi Cembeli görerek elinde getirdiği şart fincanı içinde ne olduğuna bakmadan elinden içmediysem, aşk şerbeti ile onun bahçesindeki her bir gülü tek tek sulamadıysam, evet o haklı. Ben yalancıyım, ben bahtsızım ben entrikacıyım benim hain… Ne derseniz deyin serbestsiniz söyleyin çekinmeyin. Çünkü aşkın kanununda bunlar hiçbir zaman yasaklanmamıştır. Söz vermiştik birbirimize, aşk kalesini bütün güzellikleriyle beraberce inşa edecektik. Ne çabuk unuttu. Bütün âlemde yalancı olan ben olmamalıydım bir yârim var derken be … “
Yoruldu, sigara yakmak için hareketlendi.
Bu sıcak yaz gününde İskender’in Bukefalos’u misali yalnızca onun yanında ehlîleşen simsiyah atının üzerinde cirit oynarken giydiği bir o yana bir bu yana savrulan gri paltosuyla  oturuyordu Revok.

Döndü, esmerlik çekilmişti yüzünden simsiyah ve kaskatı kesildi, “düşmedim” diye başladı sözüne; “bahtsızlar yağmuruna yakalandım ama düşmedim, herkesin kapılarını bana kilitlediği bir dünyada bir başıma kaldım, yapayalnız, düşmedim, aşk zincirleri ellerimin içindeyken paslandı, kurtlar türedi ellerimde düşmedim. Çünkü bilmediğim kendimi, onun göz bebeklerine bakarken gördüm, keşfettim. Amansız deliliğim, onun gönlünden akan suların kıyılarında duruldu.”

Durdu bir an derin derin düşüncelere daldı; güneş batmak üzereydi, hava açıktı, uzaktan da olsa Munzur bütün azametiyle göz kamaştırmaya devam ediyordu. “Kim aklını çelmiştir acaba diye bir iç geçirdi, onun adını aşk defterimden sildim diye kim yalan söylemiştir. Evdal’ın turnası taşırdı mektuplarımızı; Evdal’ın kumruya olan aşkının yalancısı diye kim söylemiştir.”

Baktı şöyle gökyüzüne, güneş korkudan Munzur’un arkasına gizlendi, ayağa kalktı, döndü azametli dağa doğru, amansız Fırat’ı arkasına alarak, bütün bedeniyle haykırdı: “Neden ey yar? Neden izin vermiyorsun ki kumrular tekrar taşısın mektuplarımızı…  Keşke gelseydin de bir nevroz günü Dersim’den Van’a bütün nehirler şahlandığı zaman geceleri rüyalarımı basacak olan pireboklar ateş kenarında halayımıza dâhil olsalardı. Gelseydin de Beko Avan düğün alayımızın başını çekerken Mem ile Zin tanışsaydı. Yeniden kederlerimizi paylaşsaydık, tekrar çağırsaydık yıldızları gecelerimize. Gel artık ey yar gel ki Molla Cezeri’nin sırtını dayadığı taşlar yeniden senin güzelliğinle kızışsın, tekrar keşfetsin sırrını taşın, başı hotozlu teyze ve senin aşkınla ısınan taşlarda yaptığı tandır ekmeği ile tekrar bereket dağıtsın bu mahzun halka… Gel artık darılma bana, küsme, çevirme yüzünü çünkü sen pireboklardan beni kurtaracak çaremsin, özgürlüğümsün.”

ve dudaklarından belli belirsiz şu sözler döküldü;

“Ya hûnê  min xelatkin ya hûnê  min  celladkin…”

_________________
Devrim Kurtulus
Resim
kurtulusum@hotmail.de


25. Ara 2018, 23:11
Profil Web sitesini ziyaret et
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 3 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
cron
© phpBB® Forum Software • Designed by Vjacheslav Trushkin for Free Forums/DivisionCore.
Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Archiv | Contact & Abuse free forum hosting

web tracker